Kamu Hukuku Bölümü Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/62
Browse
Browsing Kamu Hukuku Bölümü Tezleri by Access Right "info:eu-repo/semantics/openAccess"
Now showing 1 - 20 of 31
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis 1982 anayasasına göre toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı(Çankaya Üniversitesi, 2017) Keser, HayriyeToplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarından biri olması nedeni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından önemle vurgu yapılmakta olup bu kapsamda, ifade özgürlüğü ile alakalı ilkelerin ışığında, zaman içerisinde daha geniş bir yoruma tabi tutmaktadır. Türk İç hukuk düzenlemelerinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü konusunda genel olarak AİHM'nin ortaya koymuş olduğu standartlara uyum konusunda özen gösterilmiştir. Benzer şekilde, Anayasa Mahkemesinin vermis olduğu kararlarda da aynı hassasiyetiye dikkat çekmektedir. Ancak esas sorun konuya ilişkin hükümlerin ve ilkelerin uygulama alanine geçirilmesinde ortaya çıkmaktadır. Türkiye hakkında açılan davalarda çıkan ihlal kararları ile Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların başlıca sebebini, bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeni ile toplantı ve yürüyüşünün yasadışı sayılması, barışçıl şekilde yapılan gösterilere kolluğun kuvvet kullanarak müdahale etmesi veya kolluk tarafından kullanılan kuvvetin orantısız şekilde gerçekleşmesi oluşturmaktadır. Bu itibarla, 1982 Anayasasında, bahse konu hakkın tanımlanması, sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler, ilgili yasa ve yönetmeliklerle, söz konusu ihlal kararlarının çıkmasının engellenmesi amaçlanmıştır.Master Thesis Anayasa mahkemesine bireysel başvuru yolunda adil yargılanma hakkı(Çankaya Üniversitesi, 2018) Uzun, GözdeAdil yargılanma hakkı, hukuk düzeninin sağlanabilmesi açısından bireylerin haklarını korumayı amaçlayan en temel unsurlardan biridir. Demokratik hayatın bir gereği olarak bireysel hakların tesisi, uyuşmazlığın yargı eliyle çözümlenmesi ile sağlanmaktadır. Anayasayla teminat altına alınmış temel haklardan olan adil yargılanma hakkı kapsamında, bireylerin haklarının teminat altına alınması, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında günümüzdeki halini almıştır. Türk iç hukuk düzenlemelerinde, adil yargılanma hakkı konusunda genel olarak AİHS ve Anayasa'nın ortaya koymuş olduğu standartlara uyum konusunda özen gösterilmiştir. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararlarda da aynı hassasiyeti göstermektedir. Ancak esas sorun adil yargılanma hakkı kapsamında bulunan ilkelerin somut olaya uygulanmasında ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair başlıca iddiaları şu şekilde saymak mümkündür. Mahkemeye erişim hakkının engellendiği, gerek medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili davalarda, gerekse ceza alanında kendisine yöneltilen suç isnatları konusunda, kanun ile kurulmuş tarafsız ve bağımsız mahkeme tarafından davasının makul sürede, hakkaniyete uygun olarak yürütülmediği, hükmün açık oturumda açıklanmadığı, suçlamalardan önceden bilgilendirilmediği, savunma hakkının tanınmadığı, masumiyet karinesinin ihlal edildiği en yaygın adil yargılanma hakkının ihlalleri kapsamında yer almaktadır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının ülkemiz tarafından kabul edilmesi ile birlikte anayasal güvence altına alınmış olan adil yargılanma hakkının tanımlanması ve sınırlandırılmasına ilişkin ilgili kanun ve yönetmeliklerle çeşitli düzenlemeler yapılarak söz konusu ihlal kararlarının çıkmasının engellenmesi amaçlanmıştır.Master Thesis Avrupa Birliği hukuku’nunTürk idare hukuku’na etkisi(2008) Taşkesen, RehaAvrupa Birliği Hukuku’nun, Türk İdare Hukuku’na olan ve olabilecek etkisi tarihsel bir süreç içerisinde incelenmiştir. “Türk İdari Yapısı” ve “Türk İdare Hukuku” için bir örnek olan Fransa’daki gelişmeler değerlendirilmiştir. 1789 Fransız Devrimi’nin ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durulmuştur. AB sürecindeki değişiklikler göz önünde bulundurulmuştur. İdare ve İdare Hukuku anlamında küreselleşen dünyadaki gelişmeler ve Avrupa Birliği bünyesindeki değişiklikler üzerinde durulmuştur. Bu değişikliklerin ortaya çıkardığı ya da çıkarabileceği sonuçlar değerlendirilmiştir. Türkiye’nin idari yapısı ve Türk İdare Hukuku incelenmiştir. Dünyadaki ve Avrupa Birliği’ndeki gelişmelerin Türkiye’ye olan etkileri üzerinde durulmuştur. Dünyadaki ve AB’deki gelişmelerin ulus-devlet yapılanmasına, idare anlayışına ve İdare Hukuku’na olan ve olabilecek etkileri incelenmiştir. Avrupa Birliği’ndeki ve Avrupa Birliği Hukuku’ndaki gelişmelerin Türkiye’deki idari yapılanmaya ve Türk İdare Hukuku’na olan ve olabilecek etkilerinin bir değerlendirilmesi yapılmıştır.Master Thesis Avrupa İnsan Hakları mahkemesi kararlarının icrası ve Türkiye(2020) İpeksümer, BurakAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının İcrası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf devletlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararları doğrultusunda iç hukuklarını ve uygulamalarını Sözleşmeye uygun hale getirmesine yol açan en önemli araçlardan biridir. Bakanlar Komitesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarının taraf devletlerce uygulanıp uygulanmadığı denetlenir. Taraf Devletler Bakanlar Komitesine AİHM kararlarının icrası bağlamında bilgi sunmak zorundadır. Bu sayede taraf devlet kararın icrası bağlamında başvuranın ihlal durumunu telafi edecek ve ihlale neden olan hususları düzelterek ilerde gerçekleşecek benzer ihlallerin önüne geçmek için çalışma yapacaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bugüne kadar Türkiye hakkında birçok ihlal kararı vermiştir. Bu sebeple, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yerine getirilmesiyle iç hukukumuzda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.Master Thesis Ceza muhakemesi hukukunda tanıklık(2022) Altundiş, CangülCeza muhakemesi hukukunun amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeği ortaya çıkarmak için kullanılan araçlara delil denir. Tanık beyanı en çok başvurulan delil çeşitlerindendir. Bu çalışmanın ilk bölümünde, ceza muhakemesi hukukunda ispat ve delillere değinildikten sonra tanıklık incelenmiş, ceza muhakemesi hukukunda tanık, tanık beyanı, tanığın hakları ve yükümlülükleri anlatılmıştır. İkinci bölümde tanığın çağrılması, dinlenmesi ve tanık beyanının delil değeri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise tehlike altındaki tanıkların korunması ve tanık koruma tedbirleri anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Delil, İspat, Tanık, Tanık beyanı, Tanık koruma tedbirleri.Master Thesis Ceza Muhakemesi Hukukunda tanıklık(2022) Çetin, Handan PelinTanık delili, geçmişte olduğu gibi günümüzde de kendisinden vazgeçilememiş olan bir delildir. Tanıklık görgüye dayalı olabileceği gibi duyuma dayalı da olabilir. Tanığın olayı doğru bir şekilde algılayıp algılamadığının tespitine yönelik olarak uygulamada belli başlı soru kategorileri kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra tanık beyanlarının çelişkili olduğuna kanaat edildiği durumlarda önceki beyanlarının yüzüne karşı okunması sağlanarak çelişkinin giderilmesi kendisinden istenmektedir. Mahkemece gerektiğinde sanık ile tanık yüzleştirilerek maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılmaktadır. Üç bölümden oluşmakta olan bu çalışmada, birinci bölümde delil kavramı üzerinde durulmuş olup, delil çeşitlerine kısaca değinildikten sonra, tanık delili ayrıntılarıyla ele alınarak İslam hukukundaki tanıklık kurumuna da yer verilmiş olup, doğrudan soru yöneltme ile çapraz sorgunun farklı olduğu noktalar üzerinde durulmak suretiyle tanığa tanınmış olan hak ve yükümlülükler incelenmiştir. İkinci bölümde tanık olarak dinlenebilecek kişiler ile tanıkların korunması kapsamında gizli tanıklık kurumu incelenmiştir. Son bölümde ise yalan tanıklık suçu üzerinde durulmuştur. Çalışmamızda tanıklık ile ilgili olarak, en başta Ceza Muhakemesi Kanunu, Tanık Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemelerden faydalanılmış olup, ayrıca doktrindeki görüşlere, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına yer verilmiş ve karşılaştırmalı hukukla kıyaslama yapılarak inceleme yapılmıştır.Master Thesis Cumhuriyet savcısının soruşturma evresindeki görev ve yetkileri(2022) Karagöz, Furkan BatuhanCumhuriyet Savcısının Soruşturma Evresindeki Görev ve Yetkileri başlıklı tez çalışmamızda Cumhuriyet savcısının tarihsel süreçteki doğuşu ve gelişimi, savcının hukuki niteliği, savcılık teşkilatının özellikleri, yapısı ve görevleri ve savcının soruşturma aşamasında haiz olduğu diğer tüm yetkiler birbirleriyle bağlantılı olarak incelenmiştir. Ceza muhakemesi, bir suç işlendiği şüphesiyle birlikte başlamaktadır. Bu noktada soruşturma evresi de yetkili makamlarca suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade etmektedir. Maddi hakikate ulaşma amacıyla faaliyet gösterilen ceza muhakemesinde, hiç kuşkusuz ki, bu amaca hizmet etmek maksadıyla gerçekleştirilen en önemli faaliyetler soruşturma aşamasında yapılmaktadır. Cumhuriyet savcısı, delil serbestliği ve delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkeleri kapsamında eldeki somut olayı değerlendirerek suç teşkil eden bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediği, şayet gerçekleştiyse bu olayı gerçekleştiren kişinin şüpheli olup olmadığı hususunda bir değerlendirme yapmaktadır. Bu değerlendirme soruşturma aşaması devam ederken toplanan deliller vasıtasıyla yapılmaktadır. Yani esasında savcının değerlendirme yetkisinin kapsamını, somut olay bağlamında toplamış olduğu tüm deliller oluşturmaktadır. Ancak hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller, bu serbestinin sınırını çizmektedir. Bir suç işlendiği şüphesiyle başlayan soruşturma aşamasında savcının birbirine karışmış yetki, görev ve sorumlulukları çalışmamızda anlatılmaya çalışılmıştır. Ancak burada bahsetmek gerekir ki, savcının yetkilerinin birbirinden kesin çizgilerle ayrılması olanaksızdır. Zira savcı henüz ortada bir soruşturma dahi olmadan delilleri değerlendirmeye başlamakta ve bu surette başlangıç şüphesinin oluşup oluşmadığını tespit etmeye çalışmaktadır. Nihayetinde de kamusal iddia makamı olarak görev yapan ve soruşturma evresinin patronu olarak anılan Cumhuriyet savcısının soruşturma aşamasını sonlandıran kararları incelenmiştir. Çalışmamızda; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararlarına da yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Savcısı, Soruşturma Evresi, Savcının Hukuki Statü, Savcının Görev, Yetki ve Sorumlulukları, Savcının Soruşturmayı Sonlandıran Kararları.Master Thesis Dolandırıcılık suçu(2012) Özcan, NisaKnavery actions have been one of the oldest problems since the existence of societies living together. Nowadays, it has increased significantly in relation with the increase of the population and technological developments. Therefore, increasing importance of the crime and new approaches and applications in the doctrine of the structure of the crime necessitate a study like this. The thesis is consisted of three chapters. In the first chapter, the definition and history of knavery is told and its role in comparative law is investigated, the offence and the values are noted and subsequently offender and victim are discussed. In the second chapter, material elements of the offence are studied and some examples of crimes are compared. The last chapter points out 5 main topics as inducement of the offender, aggravating circumstances , the means used, usage of occupational activities, and the type of cheating and in this chapter appearance, sanction and proceeding are noted. In the study, while there is an explanation about the offence of knavery, Turkish Penal Code No. 5237 and the amendments in the law are noted. On the other hand, by taking the approaches and decisions into consideration, we conclude that some legal regulations are needed targeting the problems related to some judicial deficiencies and uncertainty in the crime factors of knavery.Master Thesis Hukuka itaat yükümlülüğü ve sivil itaatsizlik(2023) Ulusoy, Zeynep ÖzgeBu tez, hukuka itaat yükümlülüğü ve sivil itaatsizlik arasındaki bağlantıyı Sokrates'in felsefi düşüncelerine de başvurarak anlamayı amaçlamaktadır. Sokrates'in Savunması, hukuka olan bağlılığın sınırlarını ve adaletin nasıl sağlanması gerektiğini sorgulamaktadır. Tez, hukuka itaat yükümlülüğünün önemini vurgularken, sivil itaatsizliğin adaleti arama ve toplumsal değişim taleplerini dile getirme hakkını temsil ettiğini göstermektedir. Ayrıca, toplum sözleşmesi, minnettarlık anlayışı ve fair play düşüncesi gibi kavramlar da bu bağlamda ele alınmaktadır. Bu tez, hukuka itaat yükümlülüğü ve sivil itaatsizlik arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak ve adaletin sağlanması için nasıl hareket edilmesi gerektiğini tartışmak amacıyla yapılmış bir çalışmadır.Master Thesis Karapara aklama ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu(Çankaya Üniversitesi, 2018) Canca, ÇağrıKazancın yasallaştırılması tekniği olarak ifade edilen karapara aklama, tarihsel olarak oldukça eski bir fiil olsa da kavramsal olarak ortaya çıkışı 20. Yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. Karapara aklama, organize suçluluğun gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan ve geleneksel olarak uyuşturucu kaçakçılığından, günümüzde ise organize olarak işlenebilen pek çok suçtan elde edilen gelirin, mali sistem içerisine entegre edilerek yasal hale getirilmesi işlemi olarak ifade edilmektedir. Aklama fiilinin gerçekleştirilebilmesi için her şeyden önce bir öncül suç ve bu suçtan gelir elde edilmiş olması gerekmektedir. Elde edilen bu gelirin, çeşitli aklama teknikleri kullanılarak kaynağının gizlenmesi veya değiştirilmesi suretiyle yasal bir kimlik kazanması durumunda aklama işlemi tamamlanmış olacaktır. Çalışmamızda öncelikle tüm yönleriyle aklama sürecine değinilecek ardından ulusal ve uluslararası alanda aklama ile mücadele konusunda yaşanan gelişmeler ele alınacaktır. Çalışmamızın ağırlıklı bölümünü oluşturan ve ikinci bölümde kapsamlı bir şekilde incelenecek olan 'Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu', 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 282. Maddesinde düzenlenmiştir.Master Thesis Makul sürede yargılanma hakkı ve bu hakkın Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Türk hukukuna yansıması(2019) Kaymak, MuratAdil yargılanma hakkının bünyesinde barındırmış olduğu en önemli ilkelerden birisi makul sürede yargılanma hakkıdır. AİHS'nin 6/1. maddesi ile açık bir biçimde ve Anayasamızın 36/1. maddesinde adil yargılanma hakkının zımni bir parçası olarak güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı, hem medeni hak ve yükümlülüklere dair uyuşmazlıklar hem de suç isnadının karara bağlanması açısından geçerlidir. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, kişileri yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı korumak ve özellikle ceza davalarında suçlanan kişinin uzun süre davasının nasıl sonuçlandırılacağı endişesi ile yaşamasını önlemektir. Bu hak kişilere, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmasını isteme hakkı vermektedir. Gerek AİHM gerekse AYM tarafından makul süre yönünden tespit edilmiş kesin bir süre bulunmamaktadır. Nitekim her olayın kendine özgü farklılıkları olduğundan, yargılama süresinin makul olup olmadığı hususunda, davanın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmaktadır. AİHM ve AYM, yargılamanın makul sürede bitirilip bitirilmediği noktasında davanın karmaşıklığı, başvurucunun davranışları, yetkili makamların kusur ve ihmali, yapısal sorunlar ve uyuşmazlık konusunun başvuru yönünden önemi gibi belirli ölçütleri dikkate alarak değerlendirme yapmaktadır. Ayrıca makul sürenin tespiti için sürenin başlangıç tarihi ile sona erdiği tarih belirlenmektedir. Bu durum, hukuk davalarında ve ceza davalarında farklılık göstermektedir. Makul süre, davaların çabucak sonuçlandırılmasını, özellikle her ne pahasına olursa olsun bir an evvel bitirilmesini hedefleyen bir ilke değildir. Amaç güvenli ve doğru bir şekilde yargılama yapılmasıdır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmemesi için devletin gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Makul süre değerlendirmesinde davanın sonucu önemli ve etkili değildir. Yani dava makul süre içerisinde sonuçlanmış olsaydı dahi, neticenin değişmeyeceği iddiası, makul sürenin belirlenmesinde devlet lehine bir unsur olarak kabul edilmemektedir.Master Thesis Makul sürede yargılanma hakkı ve bu hakkın Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Türk hukukuna yansıması(2019) Kaymak, MuratAdil yargılanma hakkının bünyesinde barındırmış olduğu en önemli ilkelerden birisi makul sürede yargılanma hakkıdır. AİHS'nin 6/1. maddesi ile açık bir biçimde ve Anayasamızın 36/1. maddesinde adil yargılanma hakkının zımni bir parçası olarak güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı, hem medeni hak ve yükümlülüklere dair uyuşmazlıklar hem de suç isnadının karara bağlanması açısından geçerlidir. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, kişileri yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı korumak ve özellikle ceza davalarında suçlanan kişinin uzun süre davasının nasıl sonuçlandırılacağı endişesi ile yaşamasını önlemektir. Bu hak kişilere, davalarının makul süre içerisinde sonuçlandırılmasını isteme hakkı vermektedir. Gerek AİHM gerekse AYM tarafından makul süre yönünden tespit edilmiş kesin bir süre bulunmamaktadır. Nitekim her olayın kendine özgü farklılıkları olduğundan, yargılama süresinin makul olup olmadığı hususunda, davanın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmaktadır. AİHM ve AYM, yargılamanın makul sürede bitirilip bitirilmediği noktasında davanın karmaşıklığı, başvurucunun davranışları, yetkili makamların kusur ve ihmali, yapısal sorunlar ve uyuşmazlık konusunun başvuru yönünden önemi gibi belirli ölçütleri dikkate alarak değerlendirme yapmaktadır. Ayrıca makul sürenin tespiti için sürenin başlangıç tarihi ile sona erdiği tarih belirlenmektedir. Bu durum, hukuk davalarında ve ceza davalarında farklılık göstermektedir. Makul süre, davaların çabucak sonuçlandırılmasını, özellikle her ne pahasına olursa olsun bir an evvel bitirilmesini hedefleyen bir ilke değildir. Amaç güvenli ve doğru bir şekilde yargılama yapılmasıdır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmemesi için devletin gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Makul süre değerlendirmesinde davanın sonucu önemli ve etkili değildir. Yani dava makul süre içerisinde sonuçlanmış olsaydı dahi, neticenin değişmeyeceği iddiası, makul sürenin belirlenmesinde devlet lehine bir unsur olarak kabul edilmemektedir. Anahtar Kelimeler: Makul süre, Adil Yargılanma Hakkı, Gecikme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Mahkemesi.Master Thesis Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması için 4483 Sayılı Kanun'un ön gördüğü soruşturma usulü(2016) Koran, EmrahKamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olan her eylemi kendisini disiplin suçunun faili yapar. Bu kimseler, görevinin gereklerine aykırı olan bazı fiilleri ortaya koyduklarında ise aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suçun faili de olabilirler. Bu kimseler için derhal ve mutlaka disiplin soruşturması açılırken ortaya koyulan eylemlerin aynı zamanda adli boyutta oluşmuş bir suçun faili olmalarını da gerektirmesi durumunda yetkili mercilerce derhal ve mutlaka adli soruşturma başlatılmaz. Memur soruşturma ve kovuşturma süreci idari merciler ile yargı mercilerince bir arada yürütülen özel ve ön bir çalışmayı gerektirir. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinden günümüze bu doğrultuda idarenin de süreçte etkili olduğu özel usuller uygulanmıştır. Bu çalışmada öncelikle Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinden itibaren başlayan kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle iĢledikleri suçlardan ötürü yapılacak soruşturmada izlenen usuller kısaca izah edilmiş sonrasında günümüzde bu doğrultuda uygulanan 4483 Sayılı Kanunun ön gördüğü soruşturmanın koşul ve kapsamı incelenmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Türk hukukunda memur ve kamu görevlisi ayrımı, tarihsel süreçte memur yargılamasında izlenen usul, günümüzde memur yargılaması ile ilgili uygulanan sistemler ile halen ülkemizde memur yargılamasındaki usulü düzenleyen 4483 Sayılı Kanunun kapsamı incelenmiştir. İkinci bölümde ise 4483 Sayılı Kanunun ön gördüğü soruşturma usulleri incelenmiştir. Bu doğrultuda ön inceleme süreci, ön inceleme süreci sonunda verilen izin kararları, izin kararlarına karşı itiraz yolu ve 4483 Sayılı Kanunun kamu görevlilerinin soruşturulmaları için gerektirdiği diğer özel şartlar analiz edilmiştir. Yapılan analiz doğrultusunda, kanunun güçlü olan yönleri ile aksaklıkları, hem bölüm baĢlıkları altında hem de sonuç bölümünde ortaya koyulmuş, kanunun geliştirilmesi gerekli yanları için çözüm önerileri getirilmiştir.Master Thesis Meşru savunma(2017) Güler, DilekCeza hukukunun en önemli konusunu şüphesiz işlenen fiilin suç oluşturup oluşturmadığı ve eğer suç oluşturuyor ise o fiile hangi cezanın verileceği oluşturur. Faile işlediği fiil dolayısıyla ceza verilip verilmeyeceğini eyleminin hukuka uygunluğu belirler.Suç genel teorisinde suçun unsurları maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsuru olarak incelenmektedir. Suçun hukuka aykırılık unsurundan bahsedebilmek için failin kusurlu olarak işlediği fiil hukuka aykırı olmalı ve hukuk düzeni bu fiile cevaz vermemelidir. Şayet hukuk düzeni bir fiilin işlenmesini haklı görüyor ve buna izin veriyorsa, izin verdiği fiil hukuka uygun hale gelir. İşte hukuk düzeni tarafından bir fiilin işlenmesine müsaade eden ve dolayısıyla fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran sebeplere, "hukuka uygunluk sebepleri" denilmektedir. Hukuka uygunluk sebepleri mevcut olduğu takdirde kanunda suç olarak öngörülen fiiller suç oluşturmamakta daha doğru bir deyişle suç teşkil eden fiil hukuka uygun bir biçimde doğmaktadır.Çalışmamızın konusunu oluşturan meşru savunma, hukuka uygunluk sebepleri içerisinde en eski geçmişe sahip olan ve hemen hemen tüm ceza kanunları tarafından kabul edilen bir müessesedir. Ceza Kanunu'nun 25'inci maddesinde " Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.'' denilmek suretiyle bir hukuka uygunluk sebebi olduğu açıkça belirtilmiştir. Meşru savunmanın söz konusu olaya uygulanabilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların olayda bulunması gerekmektedir. Nitekim savunmada sınır aşılmış ise sınırın ne şekilde aşıldığı incelenmeli ona göre bir hüküm verilmelidir. Meşru savunmada sınır taksir ile aşılmış ise verilecek cezada indirim yapılmalıdır. Sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi halinde ise faile ceza verilmeyecektir.Meşru savunma koşullarının varlığında kaçınılmaz bir hataya düşen kişi (mefruz meşru savunma) bu hatasından yararlanacak ve kişiye bu halde ceza verilmeyecektir. Meşru savunmanın üçüncü kişiye yönelik saldırılara karşı yapılması da hukukumuzda kabul edilmiş ve cezalandırılmamıştır. Nitekim kanun maddesi "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş... saldırıyı…" demek suretiyle üçüncü kişi lehine meşru savunmayı da açıkça düzenlemiştir.Hukukumuzda önemli bir yere sahip olan meşru savunma kurumu, iyi uygulamacılar ile uygulandığı takdirde görünüşte haksız görünen failin gerçekte haklı olduğunu ortaya çıkaracak ve failin fiilini hukuka uygun hale getirecek bir kurumdur.Master Thesis Milliyetçiliğin dönüşümü ve Türk anayasalarında milliyetçilik ilkesi(2021) Erol, MuratGünümüz anayasalarının pek çoğunda milli kimlik ve milli egemenlik gibi, temel felsefi motivasyonunu Fransız İhtilali'nden alan kavramlara rastlamak artık doğal bir hal almıştır. İhtilal sonrasında Avrupa'da eşitlik ve özgürlük anlamına gelen milliyetçilik, Avrupa dışı coğrafyalar için bir kriz ve dağılma anlamına geliyordu. Milliyetçiliğin olumsuz etkisine karşı Osmanlı'da başlayan milli kimlik hareketleri, Kânûn-ı Esâsî'de anayasal bir vatandaşlık olarak Osmanlı vatandaşlığını getirmiştir. 1921 Anayasası ilk defa milli egemenlik ilkesine yer veren anayasamız olmuştur. 1961 ve 1982 Anayasalarının adeta birer "ideolojik manifesto" niteliği taşıyan Başlangıç kısımları Türk Anayasacılığı, hukuku hatta siyasi hayatı için belli dönemlerde çıkmazlara girilmesine neden olmuştur. Bu durum, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla bu hukuki ve siyasi çıkmazlar perçinlenmiştir. 1924 Anayasasında,1937 yılında, yapılan değişiklikler ile milliyetçilik anayasal bir ilke olmuştur; 1961 Anayasası'nın metninde "milli devlet", 1982 Anayasası'nda ise "Atatürk Milliyetçiliği" şeklinde yer almıştır. Bu tez kapsamında, milliyetçilik kavramının terminolojik incelemeleri, doğuşu, tarihi süreçleri ve dönüşümleri ele alınmıştır. Buradan hareketle milliyetçilik kavramının, anayasalara etki süreçleri Türkiye'de anayasal bir ilke halini alması incelenmiştir. Milliyetçilik ilkesinin sınırlarının belirginleştirilmesi, günümüz koşullarında yeniden değerlendirmeler yapılması gerektiği ve bu bağlamda hukuk ve özelde anayasada ne şekilde yer alması gerektiğinin ortaya konulması hedeflenmiştir.Master Thesis Örgütlü Suçlarla Mücadelede Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi(2008) Çetinkaya, MustafaTeknolojinin ilerlemesi ve yeni suç alanlarının ortaya çıkmasıyla birlikte örgütlü suçluluğun mevcut hukuk düzenleri üzerindeki baskısı artmış, bunun sonucunda örgütlü suçlulukla mücadele etmek amacıyla devletler yeni yöntemler arayışı içerisine girmişlerdir. Bu bağlamda devletler gerek ulusal ve uluslararası hukukta bir takım düzenlemeler yaparak yeni koruma tedbirleri kabul etmişlerdir. Bu koruma tedbirlerinden birisi de niteliği itibariyle kişi hak ve hürriyetlerine müdahale teşkil etmekle birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelede en etkili yöntemler arasında gösterilen gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbiridir. Kanun koyucular, bu tedbirin sahip olduğu özellik sebebiyle, örgütlü suçlulukla mücadelede başka surette delil elde edilememesi halinde uygulanabileceğini kabul etmişlerdir. Bununla birlikte gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbirinin uygulanabileceği suçları da, diğer suçlardan ayırarak, niteliği gereği daha ağır neticelere sebep olabilecek suçlarla sınırlandırmışlardır. Bu sınırlandırmaya dâhil olan suçları belirtmek için bir katalog içerisinde sayma yolu kullanılabildiği gibi, bu suçların genel ilkelerini belirterek kapsamının kanunu uygulayanlar tarafından belirlenmesi yolu da tercih edilmiştir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbirinin sadece kanunla düzenlenebilmesi, burada görev alan kişinin de kanun çerçevesinde hareket etmesi ve delil toplamasını gerektirir. Aksi takdirde, kanunun kabul etmediği yöntemler kullanılarak delil elde edilmesi halinde, bu deliller hukuka aykırı delil olarak nitelendirileceği için ceza yargılamasında kullanılamaz. Gizli soruşturmacının görevi yerine getirirken suç işlemesi halinde bu suç sebebiyle sorumlu tutulup tutulamayacağı maddi ve şekli ceza hukukunda yer alan düzenlemelerle aydınlatılmaya çalışılmıştır.Master Thesis Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu: Avrupa İnsan Hakları mahkemesi ve yargıtay kararları ışığında(2019) Büyük, SametBireyin yaşam tarzının ve buna bağlı olarak toplumsal ilişkilerin, gelişen teknolojinin bir yansıması olarak her geçen gün biraz daha fazla değişime uğradığı aşikardır. Ayrıca internet kullanımının yaygınlaşması ve giderek insan hayatının vazgeçilmez bir parçası haline gelmesinin sonucunda bireylerin hayatlarına ilişkin bilgilerin yalnızca yüz yüze değil sanal dünyada da açıklandığı, açığa çıkarıldığı ve diğer kişilerin bilgisine sunulduğu görülmektedir. Bununla birlikte devletin ve gerçek veya tüzel kişilerin de eskiye oranla kişilerin özel hayatına müdahalesinin daha olanaklı olduğu bir çağda yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu yoğun tehlikenin sonucu olarak "özel hayatın gizliliği" kavramı daha da önem kazanmış ve daha çok korunmaya muhtaç hale gelmiştir ki 1982 Anayasası'nın 20. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde koruma altına alınan "özel hayatın gizliliği" hakkına yönelik ihlaller ilk kez 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Çalışmamızın konusu olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu iki kısımda ele alınmıştır. Birinci kısımda özel hayat kavramı, tarihi gelişimi, ulusal ve uluslararası hukuktaki yeri ve kapsamı öğretide ileri sürülen görüşler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde incelenmiştir. İkinci kısımda ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesinde düzenlenen "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçu ceza hukuku prensipleri açısından tüm yönleriyle ele alınmıştır. Bu kısımda çok sayıda Yargıtay kararına yer verilerek konunun ve pratik uygulamasının daha iyi anlaşılması amacı güdülmüştür.Master Thesis Rasyonelleştirilmiş parlamentarizm(Çankaya Üniversitesi, 2017) Doğru, CerenBu tezde parlamenter sistemin hükümet istikrarı ve etkinliği üzerine yoğunlaşan sorunlarına çözüm üretilebilmesi için uygulanan yöntemler ve araçlar incelenmektedir. Rasyonelleştirilmiş parlamentarizm olarak adlandırılan ve parlamenter sistemde yaşanan tıkanıklıkları giderme amacı ile sarfedilen bu çabalar sayesinde sistemin işlerlik kazanması sağlanmaktadır. Tezde, parlamenter sistemin tıkanma alanlarının neler olduğu ortaya konulmakta, bunların giderilmesi için hangi rasyonelleştirilmiş parlamentarizm araçlarının kullanıldığı incelenmektedir. Bu kapsamda, hükümet istikrarı tesis etmeye yönelik olan, hükümetlerin kurulmasını kolaylaştırıcı ve hükümetlerin düşürülmesini zorlaştırıcı araçlar ile hükümetlerin etkinlik kazanmasını sağlayıcı araçlar ele alınmaktadır. Anılan araçların örneklendirilmesi için rasyonelleştirilmiş parlamentarizm araçlarına yer veren anayasalara sahip ülkeler arasında, Almanya, Fransa, Yunanistan, İspanya ve Türkiye detaylı bir şekilde incelenmektedir. Böylece, çalışma kapsamında parlamenter sistemi rasyonelleştirme çabalarının etkin olup olmadığı ve hangi koşullarda etkin olabileceği tartışılmaktadır.Master Thesis Resmî belgede sahtecilik suçu(2016) Ekinci, Ahmet TolgaBelgede Sahtecilik suçlarında; toplumun, doğru olduğu ve gerçeği yansıttığı yolunda güven sahibi olduğu ve belge olarak adlandırılan nesneler üzerinde, kamunun aldanmasını sağlayacak şekilde gerçekleştirilen fiiller cezalandırılmaktadır. Resmî belgede sahtecilik suçu, TCK' nın 204' üncü maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasında, özel kişiler tarafından işlenen resmî belgede sahtecilik suçu;ikinci fıkrasında ise kamu görevlisi tarafından işlenen resmî belgede sahtecilik suçu düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada ise cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren bir nitelikli unsura yer verilmiştir. Yine, Kanunun 210, 211 ve 212' nci maddeleri de inceleme konusu suçla ilişkili hükümler içermektedir.Master Thesis RTÜK-BTK ve TÜRKSAT’in yaptırım uygulama yetkisi (penal sanction) ve düzenleme yapma yetkisi (regulation) bakımından incelenmesi ve sonuçları(2011) Karakuş, YavuzYapılmış olan bu çalışmayla düzenleyici kurumlardan olan RTÜK ve BTK'nın yetkileri ile yaptırım uygulama yetkisinin nasıl elde ettiklerini ve alınan bu yetkilerin nasıl uygulandığı hususları incelenmiştir. Bu üst kurulların düzenleyici işlemlerine uyulmaması halinde, uygulayacağı yaptırımları kime, neye göre ve nasıl uygulayacağı hakkında bir inceleme yapılmıştır. Görünüşte bağımsız olarak görünen bu kurumların aslında bağımsız olmadıkları ticari alandaki kuruluşların ve siyasetin etki alanı içinde oldukları dikkati çeken başka bir unsurdur. Bunlarla birlikte ticari faaliyette bulunmak üzere kurulan TÜRKSAT A.Ş.'nin yapısı ve hukuk niteliği hakkında bilgi verilmiştir. TÜRKSAT A.Ş. ticari faaliyette bulunmak amacıyla kurulması nedeniyle diğer özel hukuk tüzel kişileriyle aynı statüde olup, herhangi bir yaptırım uygulama ve düzenleme yapma yetkisi yoktur. Çünkü TÜRKSAT A.Ş. de BTK ve RTÜK'ün koymuş olduğu kurallar çerçevesinde faaliyette bulunan bir özel hukuk tüzel kişisidir. Daha açık ifadeyle TÜRKSAT A.Ş. kamu erkini kullanarak emredici nitelikte idari işlemler tesis etmeyen, ticari mahiyette karar alıp bu kararlarını Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde uygulayan bir tacirdir.

