Browsing by Author "Çavdar, Rabia Çiğdem"
Now showing 1 - 6 of 6
- Results Per Page
- Sort Options
Article An Architectural Reading of Zamyatin’s Intersectional Elements in the Novel “we”(2021) Çavdar, Rabia Çiğdem“We” was written by Russian novelist Yevgeny Zamyatin in 1921 after the Soviet Revolution. To be at the edge of the conflicts was scrutinized at the novel, in which the protagonist, labeled as D-503, having a tentative position at the well-defined ground by the power which presented itself as the truth or the law. The narration was constructed via the diary of protagonist; how D-503 perceived the paradigm, which he had lived in, what kind of conflicts and contradictions he had been living with the system was questioned. Zamyatin chose very specific architectural elements to explain and criticize the dominant paradigm of the era -early 1920’s, and the periphery of that dominancy; like Green Wall, Glass Wall, logical labyrinth, cube square, and etc. These intersectional elements were constructed as in the form of blurred voids in order to unfold the ideological positions of the written period of the novel. The materialization and meaning of the walls, could be read as dialectic conceiving of how Zamyatin scrutinized both the revolution and the paradigm. As being a dystopia, the novel “We” criticizes the idealized beliefs that were presented as transparent, lucid and conductive.Article Farklılığın Mekanı: Foucault ve Lefebvre’deki Heterotopya ve Heterotopi Ayrımı(2018) Çavdar, Rabia ÇiğdemKent içerisinde giderek artan bir biçimde kentlinin özgür kullanımının dışına itilen mekanlarla karşılaşılmaktadır. Bu itiliş -özgür kentsel kullanımın terkedilmeye zorlanması- aynı zamanda iktidar aygıtlarının kontrol edebildiği mekanlar ya da mekansal donatılar tarafından işgal edilmiş gündelik hayat anlamına gelmektedir. Bu durum erkin, kent içinde bir tür türdeş, sıkıcı ve steril mekanlar oluşturma girişimi olarak değerlendirilebilir. Erk, çeşitlilikten yalıtılmış, sayısal kontrol mekanizmaları ile fiziksel takibin olası kılındığı ve her türlü sosyal etkileşim derinliğinin azaltıldığı, bu mekanizmaların işletilemediği durumda fiziksel erişimin engellendiği bir mekanlar dizisi (dizge değil) ya da kent düzlemi (örüntü değil) oluşturma eğilimindedir. “Heterotopik” mekanların, erk tarafından sönümlendirilmesi girişimiyle karşı karşıya kalındığı aşikardır. Bu bağlamda, Foucault’nun “Heterotopia” ve Lefebvre’in “Heterotopy” kavramları, kentin özgür ve kamusal alanlarını yeniden okuyabilmek için elealınabilir mi? Farklılığın mekanını tarifleyen bu kavramlar sanki aynı durumu tarifliyor gibi gözükseler de aralarında net ayrımların olduğu belirlenmiştir. Bu makale farklılığın mekanının ayrımını bütüncül bir bakışla ortaya çıkarma girişimidir. Bu metin, farklılığın mekanlarının yeniden okunabilmesi ve kentsel yaşantının kaybolan özgür yanının yeniden görülmesi gereğinin dillendirilmesi için yazılmıştır.Conference Object From Badlands of Plastics to Up-cycled Objects: Tertium Non Data(Cankaya University Press, 2018) Çavdar, Rabia ÇiğdemRoland Barthes (1991) stated, “A miracle is always a sudden transformation of nature.” Originally, plastic could be seen as a man-made material (thing) transformed from a natural material. Plastic is a new “perfect” material-object produced from earthly raw material. Although its discovery time is not very long, it is obvious that it has a long lifetime after once produced. That is why it is needed to find sustainable ways to manage the world of plastic objects. There are many re-cycling projects related with plastics, but here I would like to mention an “up-cycling” project of plastics. It is a “revaluation process” of plastics, it is “Tertium Non Data” done by Gülnur Özdağlar. In this miraculous process, useless-epidemic-uninspired plastic things transformed into something endemic and unique. “Tertium Non Data” could be a sustainable way of living with plastics.Doctoral Thesis Kamusal Mekân, Heterotopya ve Kolektif Bellek: Bir Mekânsal Dönüşüm Örneği Olarak Ulucanlar Cezaevi Müzesi(2025) Aktan, Arda İlayda Sağlam; Ürey, Zeynep Çiğdem Uysal; Çavdar, Rabia ÇiğdemBu tez, kamusal mekân, heterotopya ve kolektif bellek kavramlarını bir arada ele alarak aralarındaki mekânsal ilişkileri kuramsal bir çerçevede tartışmayı ve bu üç kavramın Ulucanlar Cezaevi'nin müzeye dönüşüm süreci üzerinden nasıl somutlaştığını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel sorusu, bir heterotopyanın hangi gerekçeler ve hangi mekânsal müdahaleler ile hem bir kamusal mekân hem de başka türde bir heterotopya olan bir mekâna dönüştürüldüğü ve bu süreçte kolektif belleğin nasıl bir rol oynadığıdır. Bu bağlamda çalışma, mekânsal dönüşümlerin toplumsal kırılmaların sürekliliği içinde şekillendiği ve bu kırılmaların da heterotopyalar üzerinden daha okunabilir hâle geldiği savından hareket etmekte ve bu nedenle Ulucanlar Cezaevi'nin müzeye dönüşümünü, iktidar müdahaleleri, toplumsal bellek ve mekânsal yeniden üretimin kesiştiği örnek bir vaka olarak ele almaktadır. Gerçekleştirilen nitel durum çalışması kapsamında; arşiv belgeleri, gazete haberleri, mimari çizimler, fotoğraflar, sözlü tarih anlatıları, müze müdürüyle yapılan görüşme ve 25 katılımcıyla yürütülen atölye çalışmasından elde edilen veriler kapsamlı bir bağlamsal analizle değerlendirilmiştir. Bu verilerden hareketle Ulucanlar Cezaevi'nin dönüşümü sosyokültürel, siyasi ve fiziksel bağlamlarda incelenmiş; v mekânın farklı dönemlerde nasıl temsil edildiği ve nasıl yeniden üretildiği analiz edilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda ulaşılan bulgular, Ulucanlar'ın dönüşümünün yalnızca fiziksel bir müdahale değil, toplumsal travmaların, siyasal tercihlerin ve mekânsal düzenlemelerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir süreç olduğunu göstermektedir. Cezaevinin otantik izlerinin silinmesi, anlatının seçici biçimde yeniden kurulması ve müzenin politik bir temsil alanı olarak yapılandırılması, iktidarın hafızayı mekânsal pratikler aracılığıyla araçsallaştırdığını ortaya koymaktadır. Bu durum, heterotopyadan kamusal mekâna geçişin çoğu zaman kamusallaşma yaratmaktan ziyade yeni bir heterotopik düzlem ürettiğini göstermektedir. Sonuç olarak Ulucanlar Cezaevi örneği, mekânın toplumsal belleğin hem bir taşıyıcısı hem de üreticisi olduğunu ve heterotopya, kamusal mekân ve kolektif belleğin birbirini karşılıklı olarak şekillendiren dinamik kavramlar olarak var olduklarını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede tezin, bu üç kavramın birlikte ele alınmasına dayalı yaklaşımıyla mimarlık, sosyoloji ve hafıza çalışmaları disiplinlerine özgün bir katkı sunmakta olduğu öne sürülmektedir.Review Mimarlığın Maddiliği(Middle East Technical Univ, 2020) Çavdar, Rabia Çiğdem; Cavdar, Rabia Cigdem; MimarlıkArticle Müzelerin Kamusallaşma Süreci ve Müze Mekânının Dönüşümü: Toplumsal Dönüşüme Koşut Olarak Müzelerin Kavramsal ve Mekânsal Değişimi(2025) Çavdar, Rabia Çiğdem; Aktan, Arda İlayda Sağlam; Urey, Zeynep Cıgdem UysalBu çalışma, müzelerin kamusallaşma sürecini, tarihsel süreçte geçirdikleri kavramsal ve mekânsal dönüşümler üzerinden değerlendirmeyi ve toplumsal yapıdaki dönüşümlere ve kamusal alanın tarihsel değişimine paralel olarak müze mekânında yaşanan dönüşümleri kuramsal bir çerçeve içerisinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yürütülen çalışmada, Jürgen Habermas’ın kamusal alan kuramı ve Henri Lefebvre’in mekânın toplumsal üretimi yaklaşımından hareketle oluşturulan kuramsal çerçeve doğrultusunda, müzelerin yalnızca sergi alanları değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, kolektif hafızanın ve ideolojik temsillerin biçimlendiği kamusal mekanlar olduğu savunulmaktadır. Çalışmada, mekânın oluşum ve dönüşüm süreçlerinin toplumsal bağlam ile olan koşut ilişkisi çerçevesinde, her bir dönem kendi toplumsal dinamiklerinin getirdiği kamusallık anlayışı ile ele alınmıştır. Tarihsel-kuramsal bir yöntemin benimsendiği çalışmada; tespit edilen dönemsel kırılmalar doğrultusunda, literatürde kırılmalar ile ilişkilendirilen müze yapı örneklerinin plan organizasyonları analiz edilerek, dönemin kamusal alan üretimiyle nasıl ilişkilendikleri incelenmiştir. Mimari plan şemaları üzerinden yapılan mekânsal okumalar, müze yapılarında gerçekleşen dönüşümlerin yalnızca fiziksel biçimlenmelerle değil, aynı zamanda dönemin toplumsal ve siyasal dinamikleriyle şekillendiğini ortaya koymuştur. Yürütülen çalışma neticesinde, müzelerin kamusal mekân olabilme niteliğinin, yalnızca kendi kurumsal dinamiklerine değil, aynı zamanda kamusal alanın tarihsel dönüşümüne, özellikle de demokratikleşme ve eşitlik süreçlerine dayandığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu bağlamda da, müzelerdeki kavramsal ve mekânsal dönüşümün, toplumsal dönüşüme koşut olarak gerçekleştiği öne sürülmektedir. Bu yönüyle çalışmanın, müzelerin tarihsel gelişimini mekânsal analiz ve toplumsal kuram üzerinden ele alarak, bu yapıların toplumsal dönüşümlerle paralel biçimde kamusal mekâna evrildiğini savunan özgün bir araştırma ortaya koyduğu iddia edilmektedir.
