Hukuk Bölümü Yayın Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/266
Browse
Browsing Hukuk Bölümü Yayın Koleksiyonu by browse.metadata.publisher "Çankaya Üniversitesi"
Now showing 1 - 11 of 11
- Results Per Page
- Sort Options
Article Anayasa Hukukunda “yalancı” alf ross paradoksu(Çankaya Üniversitesi, 2011) Turhan, MehmetFelsefi veya mantıksal paradokslara verilebilecek en iyi örneklerden biri “Yalancı Paradoksu”dur.“Yalancı Paradoksu”nda, “Bu cümle yanlıştır” ifadesi şaşırtıcıdır; çünkü eğer cümle yanlışsa doğru, doğruysa yanlış olmaktadır. Bu tür cümleler rasyonel çözümlemelere direnen bir ifadelerdir. Alf Ross’a göre kendine atıfta bulunan normlar anlamsızdır; bunun nedeni kendine atıfta bulunan cümlelerin anlamsız olmasıdır. Bazı hukuk kuralları başka hukuk kurallarının nasıl değiştirileceğini düzenler. Ama bu “değiştirmeyle ilgili kurallar” da çoğunlukla daha üstte yer alan ve bu kuralların nasıl değiştirileceğini düzenleyen kurallar tarafından değiştirilebilir. Anayasa değişikliğini düzenleyen kural gibi, değişikliği düzenleyen kural, kendi sistemi içinde en üstte yer alıyorsa, bu kural sadece bu kuralın getirdiği usule uyularak değiştirilebilecektir. Alf Ross paradoksu anayasada anayasa değişikliğini düzenleyen hükmün kendisi, bu hükmün değiştirilmesinde kullanıldığında ortayla çıkmaktadır. Ross’a göre anayasa değişikliğini düzenleyen hükmün kendisinin değiştirilmesi kavramsal ve mantıksal güçlüklerle dolu olduğundan, bu paradoksun çözümü için değiştirilemeyen ve yazılı olmayan temel bir normun varlığının varsayılması gerekmektedir. Bu yazıda Alf Ross’un paradoksu incelenmiş ve bulduğu çözüm eleştirilmiştir. Peter Suber’in doğrudan kabul teorisi bize hiçbir kuralın mutlak olarak değiştirilemez olamayacağını göstermektedir. Gerekli kabul sağlandıktan sonra halk her türlü yasayı değiştirebilir.Article Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu başlarken beklentiler ve risklerir(Çankaya Üniversitesi, 2012) Uzun, Cem DuranAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla Kabul edildi ve 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren başvurular kabul edilmeye başlandı. Bu makalede öncelikle bireysel başvuruya ilişkin beklentilerin neler olduğu incelenecek. Sonrasında ise Anayasadaki ve Kanundaki bireysel başvuru ile ilgili sorunlar ve riskli alanlar tespit edilmeye çalışılacaktır. Son olarak beklentilerin karşılanması için gerekli bazı önerilerde bulunulacaktır.Article Anayasanın ön varsayımlarını değiştirmek: Frederick Schauer’in hukuk sisteminin hukuksal olmayan veya hukuk dışı temellerinin değişimi konusundaki görüşleri(Çankaya Üniversitesi, 2011) Turhan, MehmetFrederick Schauer anayasaya kendi temelleriyle ilgili ölçütleri elde etmek için bakmanın temel bir hata olduğunu iddia etmektedir. Schauer’e göre anayasalar “anayasallıklarını” mantıksal ve siyasal olarak kendilerine takaddüm eden koşullara borçludurlar. Bu açıdan baktığımızda anayasaların kısmı veya bütünüyle değiştirilmeleri daha ziyade ampirik olgu sorunu olmaktadır. Belirli bir toplum bazı değişiklikleri anayasa değişiklikleri olarak tanımakta ve ona göre de davranışlarını yapılandırmakta mıdır? Hukuksal yorumlar bir şeyi anayasal olarak kabulünden sonra başlar. Bu nedenle ülkemizde de anayasa değişikliklerine anayasa içi bir sorun olarak bakmamak gerekir. Bu anayasaların bütünüyle veya kısmen değiştirilmelerinin yazılı anayasa dışında gerçekleşebileceği anlamına gelir.Article Anayasanın yorumlanmasında felsefi yaklaşım: Ronald Dworkin’e göre anayasanın ahlaksal okunuşu(Çankaya Üniversitesi, 2012) Turhan, MehmetBu yazıda ilk olarak anayasalarda yer alan kuralların çok önemli olduğu ve bu nedenle iyi yazılmış bir anayasaya sahip olmanın gerekli¤inin inkar edilemeyeceği; ama anayasalarda yer alan kuralların yorumlanışlarının öneminin de yadsınamayacağı belirtilmiştir. Bu makalede Ronald Dworkin’in anayasaların ahlaksal okunuşuyla ilgili görüşleri açıklanmaya çalışılmıştır. Dworkin anayasal metne sadık kalırken, metnin yorumlanması yoluyla toplumdaki değişikliklerin yakalanabileceğini ileri sürmüştür. Bunu yazar “kavram” ve “anlayışı” arasındaki farklılıkla gerçekleştirmektedir. Yazara göre Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında yer alan soyut hükümler belirli “anlayışları” değil belirli bir “kavramları” göstermektedir. Bu nedenle bu soyut hükümler kurucuların o hükümlerle ilgili anlayışlarına göre yorumlanmamalıdır. Ahlaksal okuma bizlerin bu soyut hükümleri adalet ve siyasal ahlak konusunda çağrışımda bulunduğu ahlaksal ilkeler anlayışı temelinde yorumlayıp uygulamamızı önermektedir. Ahlaksal okuma siyasal ahlaki anayasa hukukunun kalbine yerleştirmektedir. Bu ise ahlak felsefesiyle anayasa hukukun birleşmesini gerektirmektedir. Dworkin’in felsefi yaklaşımına yöneltilen eleştiriler incelendikten sonra, bu yazıda bu yaklaşımın ülkemiz açısından değerlendirilmesine çalışılmıştır. Yazıda anayasaların ahlaksal okunuşlarının sağlıklı bir biçimde gerçekleşebilmesi için Amerika Birleşik Devletleri Anayasası gibi kısa, ayrıntılara girmeyen ve soyut ahlaksal ilkelerden oluşan bir anayasanın var olması gerektiği sonucuna varılmıştır.Article Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hak ve özgürlükleri sınırlandırma sistemi(Çankaya Üniversitesi, 2011) Turhan, Mehmet2010 anayasa değişikliğine göre herkes anayasada güvence altına alınmış hak ve özgürlüklerinden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurabilecektir. Ancak böyle bir başvuruda bulunabilmek için o hakkın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki bir hak olması gerekmektedir. Bu nedenle Türk Anayasa Mahkemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin sınırlandırma hükümlerini bilmesi önemlidir. Bu makalede Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hak ve özgürlükleri sınırlandırma sistemi incelenmiştir. Davaların büyük bir çoğunluğu sınırlandırmanın “demokratik toplum bakımından zorunlu” olup olmadığı hususunda dönmekte ve taraf devletlerin değerlendirme marjı denetlemenin kalbinde yer almaktadır. Bu noktada da ölçülülük ölçütü oyuna girmektedir. Bu iki doktrin birbiriyle içe geçmiş durumdadır ve ölçülük ilkesi taraf devletin kendisine tanınan değerlendirme marjını aşıp aşmadığını belirlemede kullanılmaktadır. Bundan sonra sırasıyla 17. maddede düzenlenen hakların kötüye kullanımının yasaklanması ve 18. maddede düzenlenen hakların kısıtlanmasının sınırları da bu makalede incelenmiştir.Article Bazı Yunan mahkeme kararları ışığında Kıbrıs sorununa ilişkin düşünceler(Çankaya Üniversitesi, 2012) Bayıllıoğlu, UğurKıbrıs Sorunu Türk dış politikasının en önemli sorunlarından biridir. 1974 Kıbrıs Barış harekatı ise Kıbrıs Sorununun önemli bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Kıbrıs’ta, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı gerçekleştirilen 15 Temmuz 1974 tarihli, Yunan–Rum darbesi ise Kıbrıs Barış Harekâtı için Garanti Andlaşması bağlamında, hukuki bir neden teşkil etmiştir. Atina Temyiz Mahkemesi, bazı kararlarında, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran çok taraflı andlaşmalara atıf yaparak, Yunan hükümetinin darbeyi icra ederek, ilgili andlaşmaları ihlal ettiğini ve buna mukabil gerçekleştirilen Türk tedbir hareketinin hukuka uygun oldu¤unu teyit etmiştir. Bu çalışmada söz konusu kararlar aktarılacak ve Yunanistan’ın Ada’daki mevcut durumdan sorumluluğuna değinilecektir.Article Borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkansızlık sebebiyle borcun sona ermesi(Çankaya Üniversitesi, 2010) Turan Başara, GamzeBorçlar Kanunu’nda imkânsızlık, başlangıçtaki imkânsızlık ve sonraki imkânsızlık şeklinde ikili bir ayırımla düzenlenmiştir. Başlangıçtaki imkânsızlık, butlan yaptırımına tabi tutulmuşken, sonraki imkânsızlığa borçlunun kusurlu olup olmamasına göre farklı sonuçlar bağlanmıştır. fiayet borçlanılan edim borçlunun kusurundan kaynaklanan sebeplerle imkânsız hale gelmişse, borçlu tazminat ödemekle yükümlü olacaktır. Buna karşılık borçlanılan edimin borçlunun kusuru olmaksızın imkânsız hale gelmesi halinde borçlu borcundan kurtulacaktır. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, edimin imkânsız hale gelmesiyle borcundan kurtulan borçlu, karşı taraftan aldıklarını sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade etmekle yükümlü olduğu gibi, alacaklı tarafından henüz ifa edilmeyen karşı edimi isteme hakkını da kaybeder. Kural bu olmakla birlikte kanunda ve sözleşmede düzenlenen bazı istisnai hallerde borçlunun imkânsızlık sebebiyle borcundan kurtulmasına karşılık, karşı edimi isteme yetkisini kaybetmeyeceği kabul edilmektedir.Article Daimi Hakemlik Mahkemesi’nin Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki tazminat faizi uyuşmazlığına ilişkin kararı hakkında bir değerlendirme(Çankaya Üniversitesi, 2011) Bayıllıoğlu, UğurRusya’ya karşı yapılan 1877–78 Savaşı, Osmanlı imparatorluğu tarihindeki en fecî yenilgilerden biri ile sonuçlanmıştır. Bu savaş, çok geniş arazinin kaybedilmesine ve Osmanlı imparatorluğu’nun gururunun kırılmasına neden olmuştur. Savaş sonrası andlaşmalarında, Osmanlı Hükümeti çok yüksek miktarda tazminat ödemeye zorlanmıştır. Bu tazminat, Rusya’nın savaş harcamaları ve Türkiye’de bulunan Rus tebaa ve müesseselerinin zararlarını tazmin için talep edilmiştir. Rusya’nın savaş harcamaları toprak veya para olarak ödenmiş ve bu tazminat türü için bir sorun yaşanmamıştır. Bununla beraber, Türkiye’deki Rus tebaa ve müesseselerinin uğradığı zararlar öngörülen vadede ödenmemiştir. Bunun üzerine Rusya, gecikmeler nedeniyle temerrüt faizi talep etmiştir. Osmanlı Hükümeti bu talebi reddetmiş ve sorunun Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümüne ilişkin Sözleşme ile kurulan Dâimi Hakemlik Mahkemesi’ne arz edilmesini teklif etmiştir. Rusya bu teklifi kabul etmiş ve taraşar uygulanacak usul ve Mahkeme’ye sorulacak soruları belirleyen bir tahkimname imzalamışlardır. Dava sırasında taraşar, iddialarının haklılığını ortaya koymak için, uluslararası hukuk bağlamında bazı hukuki argümanlar gündeme getirmişlerdir. Mahkeme, bu argümanlar hakkında, uluslararası hukukun gelişimine katkıda bulunan yorumlar yapmıştır. Sonuç olarak, Mahkeme, Osmanlı Hükümeti’nin argümanlarından birini kabul ederek, davayı Osmanlı imparatorluğu lehine karara bağlamıştır. Böylece Osmanlı imparatorluğu, temerrüt faizi ödemekten kurtulmuştur. Bu çalışmada, taraşarın argümanları ve Mahkeme’nin yorumları ve kararı, uluslararası hukuk bağlamında incelenecektir.Article İşveren açısından tarihe karışan ibraname ve yargıtay uygulamaları(Çankaya Üniversitesi, 2012) Çopuroğlu, Çağlarİş ilişkisinin sona ermesiyle birlikte karşılıklı olarak düzenlenen veya işverence tek taraflı olarak hazırlanan ve işçinin imzasına sunulan belgeler söz konusudur. Uygulamada bu belgelere çoğunlukla ibraname adı verilmektedir. Hukukumuzda ilk defa yeni Türk Borçlar Kanunu ile düzenlenen ibra sözleşmesi, işçinin dava ve talep haklarının düşürülmesini amaçlar. Kanuni düzenleme, ibranamenin geçerli olabilmesi için borcun tam olarak ödenmesi şartını da aramış olduğundan, zaten ifa ile sona eren borç için artık ibraname düzenlemenin pratik bir anlamı kalmamıştır.Article Türkiye’de kapitalist gelişme ve yurttaşlık(Çankaya Üniversitesi, 2010) Kılıç, İlkerTürkiye Cumhuriyeti’nin inşa sürecini burjuva devrimleri bağlamında inceleyen çalışma, yurttaşlık kurumunun temel belirlenimlerinin bu tarihsel arka planda biçimlendiğini ileri sürüyor. Türkiye’de yaşanılan burjuva devrimi, Amerikan, İngiliz ya da Fransız örneklerinin sergilediği gibi klasik burjuva devrimlerden biri değil. Türkiye’deki burjuva devrimi tipik örneğini Alman tarihinde bulabileceğimiz “tepeden devrim” kategorisi içerisinde değerlendirilmelidir. Türkiye’deki yurttaşlık da böyle bir devrimin izlerini taşımaktadır.Article (Yeni) bir anayasanın nihai normatiflik kaynağı nedir? hukuki pozitivizmden yanıtlar(Çankaya Üniversitesi, 2011) Acar, AliBu makalede, Türkiye’deki yeni anayasa tartışmalarının bir boyutu ele alınmaktadır. Bu da, mevcut Meclis’in yeni bir anayasa yapıp yapamayacağı konusudur. Konu güncel ve dolayısıyla tartışmalar pratiğe donuk olmakla birlikte, bu makalede asıl olarak yapılmaya çalışılan, pratik tartışmaları da kapsayacak teorik bir çözümleme girişimi sunmaktır. Bu bakımdan, Kemal Gözler’in konuya ilişkin teorik ve pratiğe yönelik görüşlerini yansıttığı yakın tarihli bir makalesi hareket noktası olarak alınmıştır. Gözler’in asli kurucu iktidar kavram› tahlili üzerinden görüşlerini aktardığı makalesinde, o, mevcut Meclis’in teknik anlamda yeni bir anayasa yapamayacağın› savunmaktadır. Gözler’in izinden gittiği ve pozitivist hukuk felsefesinin güçlü bir temsilcisi olan Hans Kelsen’in Temel Norm kavram› bu kapsamda incelenmiştir. Ancak makalede ortaya konmaya çalışılan fikir, konuya ilişkin bir başka pozitivist hukuk felsefecisi olan Hart’ın görüşlerinin de, meseleye uyarlanabilir olduğu ve Gözler’in savunduğu görüşten farklı bir sonuç doğurabilecektir.
