Psikoloji Bölümü Yayın Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/417

Browse

Search Results

Now showing 1 - 9 of 9
  • Article
    Türkiye’de Okul Öncesi Dönemde Kaynaştırma Konusunda Yapılan Lisansüstü Tezlerin İncelenmesi
    (2016) Taştepe, Taşkın; Öztürk Serter, Gülden; Yurdakul, Yeşim; Taygur Altıntaş, Tansen; Bütün ayhan, Aynur
    Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de okul öncesi dönemde kaynaştırma konusunda yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesidir. Betimsel nitelikte olan bu araştırmada, genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya, YÖK Yayın Dokümantasyon Daire Başkanlığı tarafından arşivlenen ve tam metnine ulaşılabilen yirmi beş lisansüstü tez alınmıştır. Araştırma kapsamındaki tezler, doküman analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. Lisansüstü tezlerden yirmi üçünün yüksek lisans ve ikisinin doktora tezi olduğu, lisansüstü tezlerde 2005 yılından itibaren artış olduğu ve araştırmaların 2010 yılında en fazla sayıya ulaştığı görülmektedir. Araştırmaya dâhil edilen lisansüstü tezlerden on dokuzu nicel, dördü nitel ve ikisinin hem nicel hem de nitel olduğu belirlenmiştir. Nicel desenin kullanıldığı lisansüstü tezlerde, en fazla betimsel yöntemin kullanıldığı dikkati çekerken, deneysel yöntem ile yapılan çalışmaların daha az sayıda olduğu görülmüştür. Araştırmada lisansüstü tezlerin ele aldığı çalışma konuları; "kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumlar", "kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocuklar", "kaynaştırma eğitim programlarının etkililiği", "kaynaştırma uygulamalarında öğretmenlerin değerlendirilmesi ve kaynaştırma ortamı" olarak belirlenmiştir. Araştırmada, en fazla kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumların incelendiği; kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocukların incelenmesinde en fazla sosyal duygusal gelişime odaklanıldığı; kaynaştırma eğitimi ile ilgili geliştirilen ve uygulanan eğitim programlarının etkili olduğu; kaynaştırma uygulamalarında öğretmenler ve kaynaştırma ortamının değerlendirilmesinde, öğretmenlerin kaynaştırma eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığı ve kaynaştırma ortamının fiziksel açıdan yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Article
    Bağışlama İstekliliği Ölçeği'nin Uyarlama, Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması
    (2015) Çoklar, Işıl; Dönmez, Ali
    Tanımı konusunda bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, genel olarak değerlendirildiğinde, bağışlama kişilerarası zarar/kötülük karşısında, öfke duymaktan ve intikam almaktan vazgeçme kararını içeren olumlu ve sağlıklı bir tepkidir. Görgül çalışmalar bağışlamanın durumsal etkenlerden, kişilik özelliklerinden ve zarar veren kişiyle ilişki düzeyinden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, bağışlayıcılığı bir tür kişilik özelliği olarak ele alan ölçeklerin yanı sıra farklı durumlarda bağışlama eğiliminin ne düzeyde ortaya çıkacağını değerlendiren öyküsel ölçme araçları da geliştirilmiştir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, oniki öyküden oluşan Bağışlama İstekliliği Ölçeği’nin (BİÖ) Türkçe’ye uyarlanıp, psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesi’nde farklı bölümlerde öğrenim görmekte olan 18-26 yaş arasındaki 151 üniversite öğrencisi (81 kadın, 70 erkek) oluşturmaktadır. Ölçeğin psikometrik özellikleri iç tutarlık katsayısının ve yarı test güvenirlik katsayısının hesaplanması, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ve dış kriter (benzer ölçekler) geçerliği yöntemleriyle incelenmiştir. Sonuçlar: Açımlayıcı faktör analizi sonuçları, BİÖ’nin özgün formunda olduğu gibi tek faktörlü bir yapı olduğunu ortaya koymuş, doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarının model-veri uyum değerlerinin de iyi olduğu görülmüştür. BİÖ için Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı .83 olarak bulunmuştur. Dış kriter geçerliği sınandığında, BİÖ ile BKÖ arasında .21 düzeyinde anlamlı (p<.01) ancak düşük düzeyde bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Tartışma: Bulgular BİÖ’nin Türkiye’de bağışlama istekliliği düzeyini değerlendirmek için yeterli düzeyde geçerlik ve güvenirliğe sahip olduğunu göstermiştir
  • Article
    Kişilerarası ilişkilerde bağışlama üzerine bir gözden geçirme
    (2014) Çoklar, Işıl; Dönmez, Ali
    Bağışlama çoğu insanın hakkında birtakım güçlü örtük görüşlere sahip olduğu bir konu olsa da, akademik bir konu olarak çekiciliği uzun yıllar teoloji ve felsefe alanıyla sınırlı kalmıştır. Ancak gerek kendini bağışlama gerekse diğerini bağışlama konusu son yıllarda sosyal psikologlar ve klinik psikologlar tarafından ilgi görmeye başlamıştır. Alan yazında tanımına ilişkin bir görüş birliği oluşmamış olsa da, araştırmacılar bağışlamanın, kişilerin başkalarından kaynaklanan bir zarar deneyimledikten sonra öfke ve öç alma tepkilerinden vazgeçmelerini içeren bir süreç olduğu konusunda uzlaşmaktadırlar. Bu yazının amacı kişiler arası ilişkiler açısından bağışlamanın farklı tanımları, bağışlamaya ilişkin geliştirilmiş modeller, bağışlamanın nedenleri ve ülkemizde gerçekleştirilmiş olan görgül çalışmalar hakkında bilgi vermektir.
  • Article
    Kronik hastalıklarda duygu düzenleme: Kalp ve damar sistemi hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığı üzerine bir derleme
    (Association for Clinical Psychology Research, 2023) Tuna, Ezgi
    Duygu düzenleme; duyguların oluşumunu, çeşidini, yoğunluğunu, zaman akışındaki yerini ve ifadesini belirlediğimiz bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içermektedir. Yapılan çalışmalar, duygu düzenlemenin ruh sağlığı üzerindeki kritik etkisinin yanı sıra, fiziksel sağlık üzerinde de önemli etkilerinin olduğuna işaret etmektedir. Özellikle kronik hastalığı olan bireylerde duyguların nasıl düzenlendiği öz-bakım, tedaviye uyum ve stres kaynaklarıyla baş etme gibi pek çok süreci etkileyerek hem fiziksel hem de psikolojik iyilik hali için belirleyici olmaktadır. Bunun yanında duygu düzenlemeyle ilgili sorunların bazı kronik hastalıkların etiyolojisinde ve seyrinde rol oynadığına dair kanıtlar mevcuttur. Bu derleme makalesinin amacı, kronik hastalıklarda duygu ve duygu düzenlemeye dair bilimsel çalışma bulgularını özetlemek ve mevcut çalışmalardaki eksiklere değinerek gelecek çalışmalar için öneriler sunmaktır. Bu amaçla, duygular ve sağlık ilişkisine dair mekanizmaların kısaca özetlenmesinin ardından; sırasıyla, kalp ve damar sistemi (KDS) hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığında duygu düzenlemeyle ilgili bulgulara değinilmiştir. Özetle, KDS hastalıklarının etiyolojisinde duygu ve duygu düzenlemenin rolüne dair kanıtların güçlü olduğu görülmekteyken, kanser için etiyolojiye dair bulguların çelişkili olduğu söylenebilir. Migren, sedef hastalığı ve fibromiyalji için ise çalışma bulguları ilişkisel niteliktedir. Genel olarak çalışmalar kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre duygu düzenleme sürecinde aksaklıklar olduğunu göstermektedir. Hastalar arasında işlevsel duygu düzenleme stratejilerinin daha az kullanımı; psikopatoloji belirtileri, bedensel belirtiler ve düşük yaşam kalitesi gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Duygu düzenleme süreçlerinin kronik hastalıklardaki rolünün anlaşılması, önleyici çalışmaların planlanması ve kronik hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini arttıracak müdahalelerin geliştirilmesinde rehberlik etmesi açısından önemlidir. Makale, alanyazının genel bir değerlendirmesi ve öneriler ile sona ermektedir.
  • Article
    A Critical Review of the Joker Movie in the Context of Mahler's Separation-İndividuatin theory and PTSD
    (2021) Güven, Ayşenur; Işık, Selin; Oya, Sera; Yaşar, Nuray; Topcu Bulut, Merve
    Bu çalışmada Mahler’in ayrılma-bireyleşme kuramı çerçevesinde Joker filmindeki Arthur Fleck karakterinin gelişim evreleri hakkında çıkarımlar yapılması, ilk 36 aylık deneyimlerinin Arthur’un duygu, düşünce ve kişilik gelişimindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Mahler’in kuramına göre bireyin ilk altı ayı normal otistik ve normal ortakyaşamsal olmak üzere, birbirinin devamı ve tamamlayıcısı niteliğindeki iki kritik evreden oluşmaktadır. Devamında ise farklılaşma, alıştırma, yeniden yakınlaşma ve bireyliğin pekişmesi ve coşkusal nesne sürekliliğinin başlangıcı olmak üzere dört farklı altevreden oluşan ayrılma-bireyleşme süreci gelmektedir. Kişilik oluşumu sürecinde bu altevreler büyük önem taşımaktadır. Arthur’un narsistik ve madde kötüye kullanım tanısı almış olan annesi ile ilişkisi, baba kavramının eksikliği, çevresiyle olan etkileşimi ve toplum içinde görünür olma arzusu üzerinde durulmuştur. Çocukluk çağında istismar ve ihmale uğrayan, yetişkinlik çağında ise sistematik olarak psikolojik şiddete maruz kalmaya devam eden Arthur'un örseleyici yaşam öyküsü kimlik oluşumunu, sosyal uyumunu, kişilik gelişimini olumsuz etkilemiş ve örselenme sonrası gerginlik bozukluğu (ÖSGB) belirtilerinin oluşmasına yol açmıştır. Bahsedilen bilgiler ışığında Arthur Fleck karakteri, DSM-5 örselenme sonrası gerginlik bozukluğu tanı kriterlerinden faydalanılarak Mahler’in ayrılma-bireyleşme kuramı çerçevesinde incelenmiştir.
  • Book Part
  • Article
    Tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile depresyon, obsesyon-kompulsiyon, dürtüsellik, aleksitimi arasındaki ilişki
    (2017) Özen, Seçil; Topcu, Merve
    Bu çalışmanın amacı tıp fakültesi öğrencilerinde depresyon, obsesif-kompulsif semptomlar (OKS) ve dürtüsellik kontrol edildiğinde Akıllı Telefon Bağımlılığı (ATB) ile aleksitimi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır
  • Article
    Reddedilme duyarlılığı ölçeğinin Türkçeye uyarlanması
    (2017) Göncü Köse, Aslı; Özen Çığlak, Ayça; Ulaşan, Emine Tuna; Sümer, Nebi
    Bu çalışmanın amacı, Downey ve Feldman (1996) tarafından kaygılı bir şekilde reddedilme beklentisi içinde olma ve reddedilme konusunda çabuk algı geliştirme ve aşırı tepkisel olma eğilimleri olarak tanımlanan reddedilme duyarlılığını ölçmek amacıyla geliştirilen Reddedilme Duyarlılığı Ölçeğinin (RDÖ) psikometrik özelliklerini Türk örnekleminde incelemektir. RDÖ, iki ayrı çalışmada üniversite öğrencileri (N = 715) tarafından doldurulmuştur. Ayrıca, ölçeğin yordayıcı geçerliğini test edebilmek amacıyla birinci çalışmanın örneklemindeki katılımcılar (N1 = 407) arkadaşlık kalitesi ve yakın ilişkilerde bağlanma stilleri ölçeklerini; ikinci çalışmanın örneklemindeki katılımcılar ise (N2 = 308) olumsuz romantik partner davranışlarına yapılan sorumluluk atıfları ve değişken özsaygı ölçeklerini doldurmuşlardır. Belirtilen iki örneklemden toplanan veriler kullanılarak 18 maddelik orijinal ölçeğin yapı geçerliği ayrı ayrı test edilmiş ve çapraz geçerlik analizleri yapılmıştır. Faktör analizleri, Türkçeye uyarlanmış orijinal 18 maddeden oluşan ölçeğin, iç tutarlılığı yüksek tek faktörlü bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yordayıcı geçerliği destekler biçimde, reddedilme duyarlılığının bağlanma kaygısı ve kaçınma, değişken özsaygı ve olumsuz romantik partner davranışlarına yapılan sorumluluk atıfları ile olumlu yönde; arkadaşlık kalitesi ile ise olumsuz yönde ve anlamlı düzeylerde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bulgular, Türkçeye adaptasyonu yapılan ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, ölçeğin geliştirmesine yönelik önerilerle birlikte tartışılmıştır.
  • Article
    Uyku ve Açık Bellek Arasındaki İlişki
    (Galenos Yayınevi, 2018) Torun Yazıhan, Nakşidil; Yetkin, Sinan
    Uyku fizyolojik olarak aktif bir süreç olup bilişsel süreçlere ilişkin fonksiyonu uzun zamandır bilinmektedir. Uykunun iki farklı aşamada bellek ile ilişkili olarak kritik olduğu bilinmektedir. Birincisi öğrenme öncesi olan bilginin kodlanması aşaması; ikincisi ise öğrenme gerçekleştikten sonra yeni bilgilerin kalıcılığıyla ilişkili olan konsolidasyon aşamasıdır. Konsolidasyonun belleğin pek çok formu için evrimsel olarak korunmuş uykunun bir fonksiyonu olduğu düşünülmektedir. Bu derleme yazısının amacı uykunun mikro ve makro yapıları ile açık-deklaratif bellek süreçlerinin ilişkisini araştıran başlıca çalışma bulgularını bir araya getirmektir. Öncelikle uyku tanımlanmış, sonrasında uykunun açık bellek konsolidasyonu sürecindeki özgün rolü açıklanmıştır. Bu bağlamda öne sürülen aktif sistem konsolidasyonu ve sinaptik homeostazis hipotezleri anlatılmıştır. Uyku deprivasyonunun açık bellek ve bilgi işleme süreçleri üzerine etkilerini araştıran çalışma sonuçları özetlenmiştir. Son olarak uykunun mikro yapısını oluşturan uyku iğciği ve yavaş dalga aktivitesinin bellek süreçleri üzerindeki rolü tartışılmıştır.