Psikoloji Bölümü Yayın Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/417

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 19
  • Article
    Türkiye’de Okul Öncesi Dönemde Kaynaştırma Konusunda Yapılan Lisansüstü Tezlerin İncelenmesi
    (2016) Taştepe, Taşkın; Öztürk Serter, Gülden; Yurdakul, Yeşim; Taygur Altıntaş, Tansen; Bütün ayhan, Aynur
    Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de okul öncesi dönemde kaynaştırma konusunda yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesidir. Betimsel nitelikte olan bu araştırmada, genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya, YÖK Yayın Dokümantasyon Daire Başkanlığı tarafından arşivlenen ve tam metnine ulaşılabilen yirmi beş lisansüstü tez alınmıştır. Araştırma kapsamındaki tezler, doküman analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. Lisansüstü tezlerden yirmi üçünün yüksek lisans ve ikisinin doktora tezi olduğu, lisansüstü tezlerde 2005 yılından itibaren artış olduğu ve araştırmaların 2010 yılında en fazla sayıya ulaştığı görülmektedir. Araştırmaya dâhil edilen lisansüstü tezlerden on dokuzu nicel, dördü nitel ve ikisinin hem nicel hem de nitel olduğu belirlenmiştir. Nicel desenin kullanıldığı lisansüstü tezlerde, en fazla betimsel yöntemin kullanıldığı dikkati çekerken, deneysel yöntem ile yapılan çalışmaların daha az sayıda olduğu görülmüştür. Araştırmada lisansüstü tezlerin ele aldığı çalışma konuları; "kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumlar", "kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocuklar", "kaynaştırma eğitim programlarının etkililiği", "kaynaştırma uygulamalarında öğretmenlerin değerlendirilmesi ve kaynaştırma ortamı" olarak belirlenmiştir. Araştırmada, en fazla kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumların incelendiği; kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocukların incelenmesinde en fazla sosyal duygusal gelişime odaklanıldığı; kaynaştırma eğitimi ile ilgili geliştirilen ve uygulanan eğitim programlarının etkili olduğu; kaynaştırma uygulamalarında öğretmenler ve kaynaştırma ortamının değerlendirilmesinde, öğretmenlerin kaynaştırma eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığı ve kaynaştırma ortamının fiziksel açıdan yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Article
    Psychometric Properties Of The Turkish Version Of The Questionnaire Of Group Responsibility Of Cooperation in Learning Teams
    (2021) Koçak, Hatice Nur; Sayınta, Senanur; Karabacak, Şeyma Nur; Bıçakçı, Ozan; Özçelik, Erol
    The Questionnaire of Group Responsibility of Cooperation in Learning Teams (CRCG) was developed to assess university students' responsibility and cooperation skills in learning teams. The presented study aims to develop a Turkish version of the CRCG and to analyze its psychometric properties. The original scale was translated into Turkish and back-translated into English. Participants consisted of 231 (152 women, 79 men) university students. Cronbach's alpha of this questionnaire was high, indicating excellent internal consistency. The temporal reliability of the Turkish version of the CRCG and its convergent validity with the Dimensions of the Learning Organization Questionnaire was acceptable. The confirmatory factor analysis results pointed out that the two-factor structure of the test provided valid results. Taken together, all these results indicate that the questionnaire has good psychometric characteristics. As a result, the Turkish version of CRCG enables researchers and professors to measure students' responsibility and cooperation skills in learning teams
  • Article
    Nietzsche And Heidegger On Meaning: Inferences For The Era Of The Covid-19 Pandemic
    (2022) Bıçakçı, Ozan
    Nietzsche points out that the noble taste of Greek lost its place to dialectic after Socrates, and thus, human beings lost their connection to their nature. After Socrates, through the exclusive use of conscious and logical language, the meaning became fixated in our society and we lost our connection to the dynamism in nature. Considering representations as meanings, in the Heideggerian sense, it should be noted that a represented object always implies a level of existence that is not limited to that representation but points to a Being of that representation. For Heidegger, in line with Nietzsche, however, there is a switch during the Hellenistic period from the understanding of “sign” as "showing for showing" to “sign” as an instrument to "designate", and that switch leads to the creation of representations between sign and its signified (hence the term "designation" with the focus instead on the signified). In today's neoliberal world, similarly, people are lost in and through representations (and even they become a representation to be consumed) and, in this way, lost in an inauthentic way of living. It is, then, not expected for the Covid-19 pandemic to lead us to the authentic way of living because the anxiety around it would be translated into fear, which is an inauthentic way of experiencing anxiety. As a solution, we should reinvent the language where the instinctual language of the real of our bodies and will would prevent the logical language from resulting in the fixation of meaning and representation.
  • Article
    Influences of Fluency and Familiarity Misattribution on Autobiographical Memory Judgments
    (2022) İnan, Aslı Bahar; Tekman, Hasan
    Familiarity caused by fluent processing may be misattributed to past experiences if the source of fluency cannot be determined. This explanation has been presented as the misattribution hypothesis of familiarity to explain the effects of fluency and familiarity in studies using recognition tests on episodic memory. In this study repetition priming was used for autobiographical memory to test the familiarity misattribution hypothesis, which states that familiarity caused by fluent processing can be misattributed to past experience if the source of fluency cannot be identified. The participants’ awareness of the source of fluency was manipulated by presenting either a subliminal or a supraliminal prime before they responded to a Life Event Inventory (LEI) item. The prime was either the same as the verb of the LEI sentence, or a different verb. Participants gave higher confidence ratings if subliminal primes were identical to, rather than different from, the verb of the sentence. Consistent with the hypothesis, if the participants were aware of seeing the primes, this difference disappeared. The results of the experiment showed that manipulating fluency, that is, the ease of processing, could affect confidence ratings about whether an event occurred in the respondents’ past.
  • Article
    Bağışlama İstekliliği Ölçeği'nin Uyarlama, Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması
    (2015) Çoklar, Işıl; Dönmez, Ali
    Tanımı konusunda bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, genel olarak değerlendirildiğinde, bağışlama kişilerarası zarar/kötülük karşısında, öfke duymaktan ve intikam almaktan vazgeçme kararını içeren olumlu ve sağlıklı bir tepkidir. Görgül çalışmalar bağışlamanın durumsal etkenlerden, kişilik özelliklerinden ve zarar veren kişiyle ilişki düzeyinden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, bağışlayıcılığı bir tür kişilik özelliği olarak ele alan ölçeklerin yanı sıra farklı durumlarda bağışlama eğiliminin ne düzeyde ortaya çıkacağını değerlendiren öyküsel ölçme araçları da geliştirilmiştir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, oniki öyküden oluşan Bağışlama İstekliliği Ölçeği’nin (BİÖ) Türkçe’ye uyarlanıp, psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesi’nde farklı bölümlerde öğrenim görmekte olan 18-26 yaş arasındaki 151 üniversite öğrencisi (81 kadın, 70 erkek) oluşturmaktadır. Ölçeğin psikometrik özellikleri iç tutarlık katsayısının ve yarı test güvenirlik katsayısının hesaplanması, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ve dış kriter (benzer ölçekler) geçerliği yöntemleriyle incelenmiştir. Sonuçlar: Açımlayıcı faktör analizi sonuçları, BİÖ’nin özgün formunda olduğu gibi tek faktörlü bir yapı olduğunu ortaya koymuş, doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarının model-veri uyum değerlerinin de iyi olduğu görülmüştür. BİÖ için Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı .83 olarak bulunmuştur. Dış kriter geçerliği sınandığında, BİÖ ile BKÖ arasında .21 düzeyinde anlamlı (p<.01) ancak düşük düzeyde bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Tartışma: Bulgular BİÖ’nin Türkiye’de bağışlama istekliliği düzeyini değerlendirmek için yeterli düzeyde geçerlik ve güvenirliğe sahip olduğunu göstermiştir
  • Article
    Kişilerarası ilişkilerde bağışlama üzerine bir gözden geçirme
    (2014) Çoklar, Işıl; Dönmez, Ali
    Bağışlama çoğu insanın hakkında birtakım güçlü örtük görüşlere sahip olduğu bir konu olsa da, akademik bir konu olarak çekiciliği uzun yıllar teoloji ve felsefe alanıyla sınırlı kalmıştır. Ancak gerek kendini bağışlama gerekse diğerini bağışlama konusu son yıllarda sosyal psikologlar ve klinik psikologlar tarafından ilgi görmeye başlamıştır. Alan yazında tanımına ilişkin bir görüş birliği oluşmamış olsa da, araştırmacılar bağışlamanın, kişilerin başkalarından kaynaklanan bir zarar deneyimledikten sonra öfke ve öç alma tepkilerinden vazgeçmelerini içeren bir süreç olduğu konusunda uzlaşmaktadırlar. Bu yazının amacı kişiler arası ilişkiler açısından bağışlamanın farklı tanımları, bağışlamaya ilişkin geliştirilmiş modeller, bağışlamanın nedenleri ve ülkemizde gerçekleştirilmiş olan görgül çalışmalar hakkında bilgi vermektir.
  • Article
    Kronik hastalıklarda duygu düzenleme: Kalp ve damar sistemi hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığı üzerine bir derleme
    (Association for Clinical Psychology Research, 2023) Tuna, Ezgi
    Duygu düzenleme; duyguların oluşumunu, çeşidini, yoğunluğunu, zaman akışındaki yerini ve ifadesini belirlediğimiz bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içermektedir. Yapılan çalışmalar, duygu düzenlemenin ruh sağlığı üzerindeki kritik etkisinin yanı sıra, fiziksel sağlık üzerinde de önemli etkilerinin olduğuna işaret etmektedir. Özellikle kronik hastalığı olan bireylerde duyguların nasıl düzenlendiği öz-bakım, tedaviye uyum ve stres kaynaklarıyla baş etme gibi pek çok süreci etkileyerek hem fiziksel hem de psikolojik iyilik hali için belirleyici olmaktadır. Bunun yanında duygu düzenlemeyle ilgili sorunların bazı kronik hastalıkların etiyolojisinde ve seyrinde rol oynadığına dair kanıtlar mevcuttur. Bu derleme makalesinin amacı, kronik hastalıklarda duygu ve duygu düzenlemeye dair bilimsel çalışma bulgularını özetlemek ve mevcut çalışmalardaki eksiklere değinerek gelecek çalışmalar için öneriler sunmaktır. Bu amaçla, duygular ve sağlık ilişkisine dair mekanizmaların kısaca özetlenmesinin ardından; sırasıyla, kalp ve damar sistemi (KDS) hastalıkları, kanser, migren, fibromiyalji ve sedef hastalığında duygu düzenlemeyle ilgili bulgulara değinilmiştir. Özetle, KDS hastalıklarının etiyolojisinde duygu ve duygu düzenlemenin rolüne dair kanıtların güçlü olduğu görülmekteyken, kanser için etiyolojiye dair bulguların çelişkili olduğu söylenebilir. Migren, sedef hastalığı ve fibromiyalji için ise çalışma bulguları ilişkisel niteliktedir. Genel olarak çalışmalar kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre duygu düzenleme sürecinde aksaklıklar olduğunu göstermektedir. Hastalar arasında işlevsel duygu düzenleme stratejilerinin daha az kullanımı; psikopatoloji belirtileri, bedensel belirtiler ve düşük yaşam kalitesi gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Duygu düzenleme süreçlerinin kronik hastalıklardaki rolünün anlaşılması, önleyici çalışmaların planlanması ve kronik hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini arttıracak müdahalelerin geliştirilmesinde rehberlik etmesi açısından önemlidir. Makale, alanyazının genel bir değerlendirmesi ve öneriler ile sona ermektedir.
  • Article
    A Critical Review of the Joker Movie in the Context of Mahler's Separation-İndividuatin theory and PTSD
    (2021) Güven, Ayşenur; Işık, Selin; Oya, Sera; Yaşar, Nuray; Topcu Bulut, Merve
    Bu çalışmada Mahler’in ayrılma-bireyleşme kuramı çerçevesinde Joker filmindeki Arthur Fleck karakterinin gelişim evreleri hakkında çıkarımlar yapılması, ilk 36 aylık deneyimlerinin Arthur’un duygu, düşünce ve kişilik gelişimindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Mahler’in kuramına göre bireyin ilk altı ayı normal otistik ve normal ortakyaşamsal olmak üzere, birbirinin devamı ve tamamlayıcısı niteliğindeki iki kritik evreden oluşmaktadır. Devamında ise farklılaşma, alıştırma, yeniden yakınlaşma ve bireyliğin pekişmesi ve coşkusal nesne sürekliliğinin başlangıcı olmak üzere dört farklı altevreden oluşan ayrılma-bireyleşme süreci gelmektedir. Kişilik oluşumu sürecinde bu altevreler büyük önem taşımaktadır. Arthur’un narsistik ve madde kötüye kullanım tanısı almış olan annesi ile ilişkisi, baba kavramının eksikliği, çevresiyle olan etkileşimi ve toplum içinde görünür olma arzusu üzerinde durulmuştur. Çocukluk çağında istismar ve ihmale uğrayan, yetişkinlik çağında ise sistematik olarak psikolojik şiddete maruz kalmaya devam eden Arthur'un örseleyici yaşam öyküsü kimlik oluşumunu, sosyal uyumunu, kişilik gelişimini olumsuz etkilemiş ve örselenme sonrası gerginlik bozukluğu (ÖSGB) belirtilerinin oluşmasına yol açmıştır. Bahsedilen bilgiler ışığında Arthur Fleck karakteri, DSM-5 örselenme sonrası gerginlik bozukluğu tanı kriterlerinden faydalanılarak Mahler’in ayrılma-bireyleşme kuramı çerçevesinde incelenmiştir.
  • Article
    An Investigation of the Differences in the Dark Triad and the Big Five Personality Traits Across Majors
    (2019) Göncü Köse, Aslı; Ekren, Buse
    The Dark Triad (DT) personality traits include interrelated personality constructs which are Machiavellianism, narcissism, and psychopathy, and research has shown that individuals who are high on the DT personality traits tend to choose occupations that provide outcomes compatible with these traits. Supporting this reasoning, the DT is suggested to have impacts on major choices of university students. Previous research has also shown that the Big Five (BF) personality traits influenced educational choices. The main aim of the current study was to examine whether or not self-selection based on these personality characteristics predicted career choices. Data was collected from 659 (359 female) newly enrolled students in seven academic majors (i.e., psychology, law, economics/business, engineering, political science, medicine, and education) in Turkey. Mean scores of the groups were compared using two (gender) by seven (major) analysis of variance with the DT and BF personality traits as the dependent variables. The results revealed that Machiavellianism scores of economics/business and engineering students were significantly higher than those of psychology students. In addition, psychopathy scores of engineering, economics/business, and political science students were higher than those of psychology students. Neuroticism scores of students from psychology departments were higher than those of engineering, economics/business, and political science students. Law and education students’ neuroticism scores were also higher than those of students from engineering and economics/business departments. Finally, interaction effects of major and gender were significant for openness to experience and conscientiousness. The findings are discussed regarding theoretical and practical implications along with suggestions for future research.
  • Article
    Sleep spindle-related electroencephalograph activity of young adults and its relation to cognitive functions
    (Ege Univ, 2019) Torun Yazıhan, Nakşidil; Yetkin, Sinan; Yazıhan, Nakşidil Torun
    Objective: Sleep spindles are phasic bursts of thalamocortical activity, typically defined as 11-16 Hz (in sigma frequency band) with a duration of 0.5 and 2 seconds. Spindles are most prominent during N2 sleep and are a defining feature of this stage. The aim of the present study was to investigate the association between spindle characteristics and cognitive functions of young adults. Methods:The study sample consisted of 17 healthy male subjects aged between 19 and 28 years.The participants had no medical or psychological conditions and were not taking any medications that might affect their sleep pattern and neuropsychological measurements. Polysomnography recordings were conducted from 22:30 to 07:00 hour for two subsequent nights. The first night was for adaptation to the laboratory conditions and to rule out sleep apnea syndrome and periodic leg movements. The second night was used to analyze macro and micro parameters of sleep. A neuropsychological test battery comprising the Serial Digit Learning Test, Raven Standard Progressive Matrices, Verbal Fluency Test,Trail Making A-B, and the Auditory Verbal Learning Test were administered before the second-night sleep session. Sleep spindles in all non-rapid eye movement stage 2 sleep were scored visually from C3-A2 electroencephalogram derivation after polysomnographic analysis was completed. Each 30-sec epoch was analyzed with a high-pass band filtered at 0.3 Hz, and a low-pass band filtered at 35 Hz. Spindle characteristics such as duration, amplitude, mean and peak frequencies were analyzed using the fast Fourier transform algorithm. The association between the characteristics of sleep spindles and the neuropsychological test scores were analyzed using Spearman correlations. Results: Significant positive correlations were found between spindle density and both verbal auditory learning performance and verbal fluency, cognitive flexibility, and semantic organization performances. The serial digit learning test was correlated positively with mean duration, mean frequency, and peak frequency of sleep spindles. Finally, the mean duration, and mean frequency of spindles were positively correlated with verbal fluency, cognitive flexibility, and semantic organization. Conclusion: The associations between spindle features and memory, verbal fluency, and verbal learning abilities were consistent with previous research findings suggesting that sleep spindles might be related to cognitive abilities and the potential to learn. In other words, it might be an indicator of the current level of aptitude for learning.