Psikoloji Bölümü Yayın Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/417

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 41
  • Editorial
    The Bright and Dark Sides of Work Life" Tpd Work and Organizational Psychology Special Issue
    (Turkish Psychologists Assoc, 2019) Sumer, H. Canan; Goncu-Kose, Asli; Toker, Yonca; Ok, A. Basak; Gokalp, Aysu; Mete, Ipek; Demircioglu, Zeynep Isil
  • Article
    Citation - WoS: 6
    Investigation of the Psychometric Properties of the Turkish Form of Subjective Memory Complaints Questionnaire
    (Gunes Kitabevi Ltd Sti, 2013) Ozel Kizil, Erguvan Tugba; Baştuğ, Gülbahar; Duman, Berker; Altintas, Ozge; Kirici, Sevinc; Bastug, Gulbahar; Baran, Zeynel; Altunoz, Umut; Psikoloji
    Introduction: Amnestic type of mild cognitive impairment (MCI) is characterized by the presence of subjective memory complaints and impairment of memory tests. This study aims to investigate the validity and reliability of the Turkish Version of the Subjective Memory Complaints Questionnaire (SMCQ). Materials and Method: The study sample consisted of 45 MCI patients and 44 healthy elderly controls. The SMCQ is a 14-item, "yes-no" questionnaire which evaluates the severity of subjective memory complaints. The discriminant validity of SMCQ was evaluated by comparing the scores of the two groups. For concurrent validity, the correlations between SMCQ and two widely-used cognitive screening tests (MMSE and ADAS-Cog) were calculated. ROC analysis was performed to test the diagnostic validity. For reliability analysis, internal consistency was calculated. Results: SMCQ scores of the patients were higher than the controls. SMCQ scores of the subjects were positively correlated with ADAS-Cog and negatively correlated with MMSE scores. Cronbach's value was 0.83. ROC analysis yielded a sensitivity of 80% and a specificity of 66% (cut-off=4.5). Area under the curve was 0.843. Conclusion: SMCQ is a valid and reliable instrument that can be used for the assessment of SMC in elderly patients. However, community based studies should be carried out for suggesting SMCQ as a screening tool.
  • Article
    Citation - WoS: 8
    Citation - Scopus: 8
    Dimensions of Agitation Based on the Cohen-Mansfield Agitation Inventory in Patients With Dementia
    (Turkiye Sinir ve Ruh Sagligi dernegi, 2015) Altunoz, Umut; Baştuğ, Gülbahar; Ozel Kizil, Erguvan Tugba; Kirici, Sevinc; Bastug, Gulbahar; Bicer Kanat, Bilgen; Sakarya, Aysegul; Turan, Engin; Kanat Biçer, Bilgen; Psikoloji
    Objective: The aim of this study was to investigate the dimensions of agitation in dementia patients using the Turkish version of the Cohen-Mansfield Agitation Inventory (CMAI-T). Materials and Method: The study included 100 patients diagnosed as dementia, according to the DSM-IV-TR. The CMAI-T was administered to the patients' caregivers via face-to-face interviews. The Standardized Mini Mental State Examination (SMMSE) was used to assess cognitive functions. The severity of depression and the functional state of the patients were assessed using the Cornell Scale for Depression in Dementia (CSDD) and the Functional Activities Questionnaire (FAQ). Principal component analysis and varimax rotation were used to determine the factor structure of the CMAI-T. Results: Factor analysis of the CMAI-T indicated a 3-factor structure: physically aggressive agitation, verbal agitation, and physically non-aggressive agitation. In 92% of the patients there >= 1 was agitation behavior during the previous 2 weeks. The CMAI-T total and factor scores were negatively correlated with the SMMSE scores, and positively correlated with the CSDD and the FAQ scores. Conclusions: The CMAI-T yielded 3 factors (physically aggressive agitation, verbal agitation, and physically non-aggressive agitation), which indicated the scale had construct validity Agitation behaviors were associated with cognitive dysfunction, symptoms of depression and general level of functioning. Additional research is necessary to identify the predictors of these dimensions in different dementia samples, and to determine the efficacy of therapeutic interventions.
  • Article
    Türkiye’de Okul Öncesi Dönemde Kaynaştırma Konusunda Yapılan Lisansüstü Tezlerin İncelenmesi
    (2016) Taştepe, Taşkın; Öztürk Serter, Gülden; Yurdakul, Yeşim; Taygur Altıntaş, Tansen; Bütün ayhan, Aynur
    Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de okul öncesi dönemde kaynaştırma konusunda yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesidir. Betimsel nitelikte olan bu araştırmada, genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya, YÖK Yayın Dokümantasyon Daire Başkanlığı tarafından arşivlenen ve tam metnine ulaşılabilen yirmi beş lisansüstü tez alınmıştır. Araştırma kapsamındaki tezler, doküman analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. Lisansüstü tezlerden yirmi üçünün yüksek lisans ve ikisinin doktora tezi olduğu, lisansüstü tezlerde 2005 yılından itibaren artış olduğu ve araştırmaların 2010 yılında en fazla sayıya ulaştığı görülmektedir. Araştırmaya dâhil edilen lisansüstü tezlerden on dokuzu nicel, dördü nitel ve ikisinin hem nicel hem de nitel olduğu belirlenmiştir. Nicel desenin kullanıldığı lisansüstü tezlerde, en fazla betimsel yöntemin kullanıldığı dikkati çekerken, deneysel yöntem ile yapılan çalışmaların daha az sayıda olduğu görülmüştür. Araştırmada lisansüstü tezlerin ele aldığı çalışma konuları; "kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumlar", "kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocuklar", "kaynaştırma eğitim programlarının etkililiği", "kaynaştırma uygulamalarında öğretmenlerin değerlendirilmesi ve kaynaştırma ortamı" olarak belirlenmiştir. Araştırmada, en fazla kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumların incelendiği; kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocukların incelenmesinde en fazla sosyal duygusal gelişime odaklanıldığı; kaynaştırma eğitimi ile ilgili geliştirilen ve uygulanan eğitim programlarının etkili olduğu; kaynaştırma uygulamalarında öğretmenler ve kaynaştırma ortamının değerlendirilmesinde, öğretmenlerin kaynaştırma eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığı ve kaynaştırma ortamının fiziksel açıdan yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    The Mediator Role of Positive and Negative Affect in the Relationship Between Sleep Quality, Depressive Symptoms and Anxiety in Young Adults
    (Galenos Publ House, 2022) Yazihan, Naksidil; Tuna, Ezgi; Fidantek, Hulya
    Objective: It is known that individuals with poor sleep quality show significantly more depression and anxiety symptoms. It is important to investigate possible factors that may make individuals more vulnerable to develop depression and anxiety. For this purpose, the possible mediator roles of positive affect (PA) and negative affect (NA) in the relationship between sleep quality and depression- anxiety symptoms in young adults were tested by using multiple mediation analysis. Materials and Methods: The sample of the study consisted of 387 volunteer participants aged between 18 and 35 years (mean=22.83, standard deviation=3.20). Data consisting of Pittsburgh sleep quality index, positive and negative emotion scale, and brief symptom inventory were collected through an online computer-assisted protocol. Results: Significant positive correlations were found between low sleep quality scores and both depressive and anxiety symptoms. According to the two mediator variable models, low sleep quality influenced depressive symptoms indirectly through PA and NA, and anxiety through only NA. Alternative models of the results showed that depressive symptoms influenced sleep quality partially through PA and NA, while anxiety mediated this relationship only through PA. Conclusion: Alternative models tested to understand the direction of the relationship between depressive-anxiety symptoms and sleep quality. Although the results were significant, the explained variance was found to be less explanatory than the first and second models. The results of the study supported the idea that sleep quality, PA and NA should be targeted while developing prevention and intervention programs for depression and anxiety.
  • Article
    Mahler’in Ayrılma-bireyleşme Kuramına Göre Küçük Prens Karakterinin İncelenmesi
    (2021) Erdoğdu, Neşe; Topcu-bulut, Merve; Aras, Ilayda; Özertem, Neslihan; Aslan, Ela Dilan
    Bu çalışma Küçük Prens karakterinin, Mahler’in ayrılma-bireyleşme kuramına göre incelenmesini amaçlamaktadır. Mahler’in kuramı bebeğin biyolojik doğumunu, ardından gelen psikolojik doğumunu ve normal otizm dönemi ile başlayıp yenidoğanın ilk üç yılını içine alan ve bireyselleşmeyi içeren bir süreçtir. Bu sürecin iki öncül evresi normal otistik evre ve normal ortakyaşamsal evre olarak belirlenmiştir. Altıncı ay ile birlikte başlayan ayrışma-bireyleşme sürecinin dört alt evresi ise farklılaşma ve beden imgesinin gelişimi, alıştırma, yeniden yakınlaşma ve bireyliğin pekişmesi ve coşkusal nesne sürekliliğinin başlangıcı olarak tanımlanmıştır. Bu dönemde yenidoğanın kendilik algısının temelleri atılırken, kendilik algısına dair kazanımlarını yaşamı boyunca sürdürmesi beklenir. Bu süreçte anne ile bebek arasında ikili ilişkiler gözlemlenir. Bu ikili ilişkiler gelecekte nesne temsillerinin oluşumuna katkıda bulunur. Mahler’e göre gelişim, yenidoğanın bakım verenle yaşadığı karşılıklı simbiyotik bağlılıktan kopup ondan ayrılmasını içeren bir süreçtir. Bu açıdan bakıldığında, Mahler’in kuramı yenidoğanın bakım verenden bağımsız olarak kendi kimliğine nasıl ulaştığını tespit etmeyi hedefler. Hikâyede Sahra Çölü’ne uçağı düşen bir Pilot ile bu çölde karşılaştığı Küçük Prens’in başından geçen olaylar anlatılmaktadır. Hikâyede Küçük Prens’in Gül ile ilişkisi daha sonra yaşadığı yerden ayrılmasının ardından karşılaştığı gezegenler ve Sahra Çölü’nde tanıştığı Pilot ve Tilki anlatılmaktadır. Küçük Prens’in Pilot, Tilki ve farklı gezegenlerde yaşayan kişilerle tanışmasıyla, dış dünyayla ilgili uyaranlara maruziyeti de artmıştır. Bu uyaranlarla birlikte Küçük Prens incelenirken Mahler’in ayrılma-bireyleşme kuramı temel alınmıştır.
  • Article
    Hafızanın Rekonsolidasyon Süreci ve Serbest Çağrışım Tekniği Arasındaki İlişki Üzerine Nöropsikanalitik Bir İnceleme
    (2022) Bıçakcı, Ozan
    Klasik koşullanma işleminin sonucunda, en başta nötr olan ve kişinin kendisinde herhangi bir tepki yaratmayan bir uyaranın koşulsuz bir uyaranla eşlenmesiyle, bu uyarana koşullu bir tepki verilmesi sağlanır. Bu sürecin geri çevrilmesi için ise söndürme işleminin uygulanması gerekmektedir. Fakat söndürme işleminin sonucunda ortaya birtakım problemler çıkabilmektedir. Bu problemler koşullu tepkinin yenilenmesi (renewal), eski durumuna dönmesi (reinstatement) ve kendiliğinden geri gelmesi (spontaneous recovery) olarak özetlenebilir. Hafızanın rekonsolidasyonu yaklaşımının ise bu problemlere bir çözüm sunduğu görülmüştür. Şöyle ki hafızanın bir kereye mahsus olarak depolandıktan sonra hayatına sabit ve kararlı bir yapıda devam etmesinden ziyade, her yeniden aktive oluşu (reactivation) ile yeniden kararsız hale geldiği ve sonrasında protein sentezleri ile birlikte tekrardan kararlı bir yapıya büründüğü öne sürülmektedir. Bu kararsız hale gelinen aşamada yapılan müdahalelerin ise orijinal hafızada değişikliğe sebep olabileceği ve böylece de klasik söndürme işleminin yol açtığı problemlere bir çözüm sunabileceği gösterilmektedir. Bu derlemede, psikanalizin temel yöntemlerinden olan serbest çağrışım tekniğinin, yukarıda bahsedilen hafızanın yeniden aktive oluşu ve kararsız hale gelişi durumlarını sağlayıp sağlayamayacağı ve bu sayede orijinal hafızada değişikliklere sebep olup olamayacağı nöropsikanalitik alanyazın ışığında incelenmektedir.
  • Article
    Hangi Lider, Kurumda Kalmayı Nasıl Sağlıyor? Çok Boyutlu İş Motivasyonunun Aracı Rolü
    (2019) Metin, U. Baran; Göncü-köse, Aslı
    Yöneticilerin liderlik tipleri çalışanların iş motivasyonlarını en fazla etkileyen faktörler arasında yer almaktadır ancak, Türkiye’de hem bu etkileri hem de liderlik stillerinin çalışan motivasyonları aracılığı ile işle ilgili diğer sonuçdeğişkenleri üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar az sayıdadır. Bu çalışmanın amacı, yöneticilerin babacan vedönüşümcü liderlik stilleri ile çalışanların çok boyutlu iş motivasyonları arasındaki ilişkileri geçerliği ve güvenirliğitest edilmiş bir ölçek kullanarak Türkiye örnekleminde incelemek (Çalışma 1); ayrıca, liderlik tipleri ile işten ayrılmaniyetleri arasındaki ilişkilerde çok boyutlu iş motivasyonunun kısmi aracı rolünü test etmektir (Çalışma 2). Bu amaçla,Çalışma 1’de 456 çalışandan veri toplanmış ve Gagné ve arkadaşları (2014) tarafından Öz Belirleme Kuramı (Decive Ryan, 1985) temel alınarak geliştirilen Çok Boyutlu İş Motivasyonu Ölçeği’nin (ÇBİMÖ) Türkçeye adaptasyonçalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışma 2’de 388 çalışandan veri toplanmış ve önerilen model yapısal eşitlik modellemesi yöntemiyle test edilmiştir. Çalışma 1’in bulguları, ÇBİMÖ’nün diğer ülkelerde yapılan çalışmaların gösterdiği faktöryapılarına uyumlu bir yapı gösterdiğini ve yordayıcı geçerliği olduğunu ortaya koymuştur. Çalışma 2’nin bulguları,genel olarak iki liderlik stilinin de motivasyon tipleriyle önerilen ilişkileri gösterdiğini ancak, iş motivasyonlarınınyalnızca dönüşümcü liderlik ile işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkide kısmi aracılık ettiğini göstermiştir. Bulgular,kuramsal ve uygulamaya yönelik çıkarımlar ile gelecekteki çalışmalara yönelik önerilerle birlikte tartışılmıştır.
  • Article
    Erken Çocukluk Döneminde Prososyal Davranışlar
    (2017) Altuntaş Taygur, Tansen; Bıçakçı Yıldız, Müdriye
    Tüm toplumlarda bireylere, karşısındaki kişiye yönelik olumlu yaklaşımlarda bulunulması öğretilir ve bu durum desteklenir. Olumlu davranışlar ile kişi topluma sağlıklı bir şekilde adapte olur ve sosyalleşir. Yardım etme, paylaşma, teselli etme, işbirliği içinde olma gibi sosyal davranışlar bireyler arası kurulan bağların sağlıklı bir şekilde oluşmasını ve devam etmesini sağlar. Toplum içinde bireyleri birbirine bağlayan bu öğeler prososyal davranışın kaynağını teşkil eden önemli unsurlardır. Prososyal davranış ile dışarıdan bir ödül beklemeksizin başkasına yarar sağlamaya çalışılır. Kişisel ve sosyal anlamda iyileştirici özelliğe sahip olan prososyal davranışlar bireyin sosyal ilişkiler kurmasını ve bu ilişkileri sağlıklı bir şekilde sürdürmesini sağlar. Prososyal davranışlar paylaşma, rahatlatıcı olma, yardım etme, affetme, bağış yapma, işbirliği yapma, koruma, empati kurma gibi geniş bir yelpazeden oluşmaktadır. Erken çocukluk dönemi eğitimcileri çocuğun sosyal gelişimine büyük önem vermektedirler. Çocuklar başkalarını gözlemleyerek, model alarak nasıl davranacaklarını öğrenirler. Bu davranışların sergilenmesi sonucunda yetişkinin vereceği tepkiler ile prososyal davranışlar öğrenilmiş olur. Prososyal davranışların kazanılmasında yetişkin tarafından doğru model olma, çocuğa doğru ve zamanında geri bildirim verme, prososyal davranışı övme, ılımlı ve kabullenici olma, davranışları pekiştirme, rol oynama olanaklarından yararlanma, birisinin duygularının diğerlerinin duygularını etkileyeceğini tartışma, grup çalışmaları gibi işbirliği içeren etkinlikler içinde olma, çocukların işbirliği ve yardım severlik gibi davranışlarda bulunabileceği ve prososyal davranışları gösteren bireyleri gözlemleyeceği özel ortamlar önerme ve yaratma önemlidir. Olumsuz ebeveyn davranışlarının, düşük ebeveyn duyarlılığının, çocuğa yönelik uygulama ve dönütün yetersiz olmasının, düşük sosyal desteğin, davranış performansı için pekiştirme eksikliğinin prososyal davranışların gelişimini olumsuz yönde etkilediği ve çocuğun mizacının da bu davranışları gösterip göstermemesinde önemli etken olduğuna dair araştırmalar bulunmaktadır. Çocukların erken çocukluk döneminde edinemedikleri sosyal beceri eksikliğinin ileriki yaşamları boyunca büyük risk oluşturduğuna dair çeşitli araştırmalar bulunmaktadır. Bu araştırma ile alan yazındaki temel bilgiler ışığında, sırası ile prososyal davranışın tanımı, prososyal davranışın öğeleri, prososyal davranışın oluşmasında etkili olan faktörler, prososyal davranışların gelişim süreci, alt boyutları ile erken çocukluk dönemine yönelik prososyal davranış örnekleri verilip, bunları desteklemeye ilişkin öneriler sunulmuştur.
  • Article
    Duygunun Tanıma Belleğini Artırımı Üzerine Bir Derleme: \rduygusal Uyaranların Neden Olduğu Tepki Yanlılığı ve Bağlam
    (2021) Kaynak, Hande; Aydın, Öykü
    Mevcut çalışmanın amacı, duygunun tanıma belleği üzerindeki etkisine yönelik yapılmış alanyazındaki araştırmaların\rderlenmesiyle konunun ana hatlarının sunulması ve duygu-bellek etkileşimi konusuyla ilişkili dikkat çeken noktaları \röne çıkararak, araştırma alanıyla ilgili gelecekteki çalışmalar için bazı hususları ele almaktır. Alanyazındaki çok sayıda \rçalışma, duygu içerikli uyaranların nötr eşdeğerlerine göre daha iyi hatırlandığını ortaya koymaktadır. Bu yaygın \rbulgudan yola çıkarak, mevcut çalışmada, konuyla ilgili alanyazındaki çalışmalar, duyguyu tanımlayan ve açıklamaya \rçalışan çeşitli yaklaşımlar, duygunun farklı yaklaşımlar çerçevesinde tanımlanan boyutlarının tanıma belleği üzerindeki \retkisine yönelik sonuçlar, duygunun bellek performansında neden olabileceği tepki yanlılıklarına dair bulgular da dâhil \redilerek derlenmiştir. Diğer yandan, bellek performansını etkileyen faktörün yalnızca duygu içerikli uyaranların \rboyutlarından kaynaklı olmadığını, duygusal uyaranların oluşturduğu bağlam içerisinde bellek performansının olumlu \ryönde etkilendiğini kanıtlayan ampirik araştırmalar aktarılmıştır. Ek olarak, duygusal belleğin laboratuvar ortamında \rnasıl çalışıldığı ele alınmıştır. Bu kapsamda duygu-bellek etkileşimini kontrollü laboratuvar ortamında çalışmak \ramacıyla geliştirilen veri tabanlarından ve özellikle Türkiye’de yürütülecek araştırmalar için geliştirilen ve kullanıma \raçılan veri tabanı norm çalışmalarından bahsedilmiştir. Özetlemek gerekirse, mevcut derleme kapsamında geçmiş \rçalışmalar incelendiğinde, duygu ve tanıma belleği etkileşimini araştırırken daha tutarlı sonuçlar elde edebilmek için,\rduygunun neden olduğu tepki yanlılığı, duygusal bağlam ve duygusal uyaran türü gibi faktörlerin gelecek çalışmalarda \rdikkate alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.