Hukuk Bölümü Yayın Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/266

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 57
  • Article
    Yeni Türk Ceza Siyasetinin (De Facto) Yansımaları
    (2010) Tören Yücel, Mustafa
  • Article
    Uluslararası Adalet Divanının Romanya ile Ukrayna Arasındaki Deniz Alanı Sınırlandırmasında Serpents Adasının Etkisine İlişkin Tespitleri
    (2010) Bayıllıoğlu, Uğur
    Uluslararas› hukukta adalar›n sahip oldu¤u deniz alanlar› ve deniz alanlar› s›n›rland›rmas›na etkileri meselesi devletler aras›nda bir çok uyuflmazl›¤a neden olmaktad›r. Bu çal›flmada, söz konusu mesele üzerinde, Romanya ile Ukrayna aras›ndaki uyuflmazl›k ba¤lam›nda durulacak ve Uluslararas› Adalet Divan›- n›n tespitleri aktar›lacakt›r. Uluslararas› Adalet Divan›, söz konusu davada verdi¤i karar›nda, Serpents Adas›’na, bölgenin co¤rafi özelliklerinden kaynaklanan gerekçelerle, dolayl› yoldan, münhas›r ekonomik bölge ve k›ta sahanl›¤› vermemifltir.
  • Article
    Türk Yabancılar Hukuku Kapsamında “Yabancı Kaçak İşçi” Kavramı
    (2021) Gümüşlü Tunçağıl, Gülce
    Türkiye Cumhuriyeti Devletinin jeopolitik konumu sebebiyle transit ülke ve özellikle son dönemlerde hem sınır hem yakın coğrafyadaki ülkelerden yoğun şekilde göç alan bir ülke olması sonucunda ülkemizde yaşayan yabancı sayısı giderek artmaktadır. Yaşamlarını sürdürmek amacıyla çalışması gereken yabancılardan hukuken geçerli çalışma izni olmadan çalışan kişiler ‘kaçak işçi’ konumundadırlar. Yabancı kaçak işçi kavramı, temel olarak yabancının çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti almadan çalışması veya çalışma izni olmasına rağmen hukuken çalışmaması gereken iş ve meslekleri icra etmesini ifade eder ve kayıt dışı istihdamın bir parçasıdır. Kaçak işçi istihdamı ülkemizde ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Kaçak işçi olarak çalışma ve çalıştırılma durumu insan hakları hukuku, yabancılar hukuku, iş ve sosyal güvenlik hukuku, vergi hukuku, idare hukuku ve ceza hukuku gibi hukukun farklı dalları açısından da ele alınması gereken çeşitli hukukî sorunlara yol açmaktadır. Düzensiz göçün parçası olan kaçak işçilik kavramı, çalışmamızda yabancılar hukuku açısından ele alınarak; kaçak işçi olarak çalışma ve çalıştırılma durumunda hem yabancı çalışan hem işveren açısından mevzuatımıza göre uygulanan yaptırımlar hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.
  • Article
    Türk Borçlar Kanununa Göre Kefaletin Sona Ermesi
    (2022) Oğuz, Cemal
    Bu çalışmada 2012 yılında yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun kefalet sözleşmesinin sona ermesine ilişkin öngördüğü yeni hükümler incelenmeye çalışılmıştır. Kefilin uzunca bir süre yükümlülük altında tutulmasının yaratacağı sakıncaları ortadan kaldırmak amacıyla kanun koyucu, belirsiz bir süre için girişilmiş kefaletlerin öngörülen sürenin geçmesiyle ortadan kalkacağını düzenlemiştir. Makalemizin konusunu, kanunda kefalet sözleşmesinin öngörülen bu ve bunun dışındaki diğer sona erme sebepleri oluşturmaktadır. Kefalet fer’i niteliği itibarıyla kural olarak temin ettiği asıl borcun sona ermesiyle birlikte ortadan kalkar. Bunun yanı sıra kefalet sözleşmesi asıl borçtan bağımsız olarak kendisinden doğan sebeplerle de sona erebilir. Asıl borca bağlı sona erme sebepleri, TBK m. 598/I’de düzenlenmişken; bağımsız sona erme sebepleri TBK m. 598/II ilâ TBK m. 598/V arasında düzenlenmiştir. Bu bağımsız sona erme sebepleri arasında kanunda yeni bir hüküm olarak yer alan bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağına ilişkin düzenleme önem taşır. Kefalet, ayrı bir sözleşme olarak Kanun’un genel hükümlerine göre de sona erebilir. Kefaletin kendisinden kaynaklanan sona erme sebepleri ise TBK m. 598 ilâ TBK m. 602 arasında düzenlemiştir. Gelecekte doğacak bir borca kefalet bakımından da durum, kanunun ilgili hükmü çerçevesinde değerlendirilmekte ve kefile tanınan kefaletten dönme hakkı makalede ayrıca incelenmektedir.
  • Article
    Sırf Hareket Suçu Soyut Tehlike Suçu Mudur
    (2021) Keçelioğlu, Elvan
    Zarar ve tehlike suçları ile sırf hareket suçları ve neticeli suçlara ilişkinteorik sorulara cevap verilmesi, hem yasa koyucuya yol göstermesi hem de suçunişlendiği yer, zamanaşımı, teşebbüs gibi bazı ceza hukuku kurumlarının uygulamasıaçısından büyük önemi haizdir. Özellikle zarar ve tehlike suçları ayrımının hangiölçüt üzerinden yapılacağı ve sırf hareket suçlarının soyut tehlike suçu olup olmadığısorularına verilen cevaplar, bu sorunlara tatmin edici bir çözüm sunmaktan uzaktır.Bu çalışma kapsamında savunulan düşünce, zarar ve tehlike suçları ayrımının maddikonu değil, hukuki konunun objesi kavramını da içerisine alan bir suçun konusukavramından hareketle yapılması gerektiğidir. Bu şekilde her sırf hareket suçunun birsoyut tehlike suçu olduğu, ancak her soyut tehlike suçunun zorunlu olarak sırf hareketsuçu olmadığı sonucuna varılacaktır.
  • Article
    Prevlaka Yarımadası Uyuşmazlığı ve Deniz Alanları Sınırlandırmasına Yansımaları
    (2022) Bayıllıoğlu, Uğur
    Prevlaka Yarımadası üzerindeki egemenlik uyuşmazlığı, Eski Yugoslavya’nın iki cumhuriyeti olan Hırvatistan ile Karadağ arasında halen sürmekte olan bir uyuşmazlıktır. Taraflar arasında imzalanan 10 Aralık 2002 tarihli Antlaşma ile Yarımada’nın geçici olarak statüsü düzenlenmiş ve Kotor Körfezi dışında, geçici karasuları sınırlandırması yapılmıştır. Söz konusu Antlaşma, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırması yapmamıştır. Hırvatistan son dönemde hidrokarbon faaliyetleri ve münhasır ekonomik bölge ilanını içeren tek taraflı eylem ve işlemler icra etmektedir. Karadağ ise bu konularda itirazını bildirmekte tarafların daha önce mutabık kaldıkları Uluslararası Adalet Divanı seçeneği üzerinde ısrar etmektedir. Eğer uyuşmazlık uluslararası yargıya arz edilirse, uti possidetis juris ilkesinin karada ne şekilde uygulanacağı ve denizde, hangi deniz alanında uygulanabileceği soruları tartışma konusu olacaktır. Sınırlandırma hukuku açısından ise kesme etkisiyle, adaların sınırlandırmaya etkisinin ön plana çıkacağı; ilaveten seyrüsefer çıkarları ve sahil uzunlukları meselelerinin tartışılacağı açıktır. Uyuşmazlığın çözümünde, Karadağ’ın Avrupa Birliği üyeliği perspektifi de Avrupa Birliği’nin tutumuna bağlı olarak önemli rol oynayabilecektir.
  • Article
    The Eu Conditionality Of Minority Protection And Its Limits
    (2010) Acar, Ali
    Kopenhag siyasi kriterleri Türkiye’de akademisyenler arasında, bu kriterlerin Türkiye’nin AB üyeliği için önemli olması dolayısıyla büyük bir ilgi kazanmıştır. Bu kriterlerden biri de ‘azınlıklara saygı ve onların korunması’dır. Bu makale, AB’ye üyelik şartı olan azınlık hakları korunmasın sınırlarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Buna ilaveten, bu şartın Türkiye’ye uygulanmasına ilişkin bazı gözlemlere yer vermektedir. Bu bakımdan, öncelikle, azınlıkların korunması şartının hangi tarihsel ve siyasi koşullar altında formüle edildiği açıklanmıştır. Devamında ise, AB mevzuatında azınlıkların korunmasıyla, çoğunlukla dolaylı olarak, ilgili olan kurallar özetlenmiştir. Bunu özeti takiben, azınlık hakları koşulunun sınırlarına ilişkin daha genel bir açıklama yapılmıştır. Son olarak, bu koşulun, İlerleme Raporlarında yansıyan biçimiyle, Türkiye’ye uygulanmasına yönelik bir takım görüşler sunulmuştur.
  • Article
    Tasarım Hukukunda Bilgilenmiş Kullanıcı Kavramı
    (2021) Koşer, Nihal
    Bir tasarımın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında öngörülen hukuki korumadan yararlanabilmesi, yeni ve ayırt edici nitelikte olmasına bağlıdır. Bu niteliklere sahip bir tasarımın kazandığı korumanın kapsamı da yine sahip olduğu ayırt edici nitelikle doğru orantılı olarak belirlenmektedir. Her iki halde de ayırt edicilik değerlendirmesi; bilgilenmiş kullanıcı görüşü esas alınarak gerçekleştirilmektedir. Diğer bir deyişle, tasarım hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların çoğunun ayırt edicilik ile bağlantılı olması karşısında bunların çözümünde belirleyici konumda bulunan kişinin; bilgilenmiş kullanıcı olduğu söylenebilecektir. Buna karşın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu veya buna kaynak Avrupa Birliği hukuku düzenlemelerinde bilgilenmiş kullanıcı kavramının kapsam ve içeriğine ilişkin bir herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle bilgilenmiş kullanıcı kavramının ortaya çıkışı, işlevi ve konu olduğu hukuki düzenlemeler ele alınmıştır. Ardından unsurlar değerlendirilmiş ve doktrin ile uygulamada yapılan tanımlar çerçevesinde, bir tanım ortaya konulmuştur. Son olarak bilgilenmiş kullanıcının temel özellikleri açıklanmış ve bunların yorumunda ölçüt olarak kullanılan “ortalama tüketici” ve “uzman” kavramlarından farkları inceleme konusu yapılmıştır.
  • Article
    Milletlerarası akitlerde elektronik iletişimin kullanılmasına dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi
    (2014) Gümüşlü, Gülce
    İnternet’in ortaya çıkması ve kullanımının yaygınlaşması ile birlikte elektronik yolla yapılan işlemler de gün geçtikçe artmaktadır. Yüz yüze akdedilen akitlerin yerini elektronik iletişim kullanılarak akdedilen akitler; el yazısı ile imza atma şartının yerini elektronik imza; kâğıt üzerine akdedilen akitlerin yerini elektronik akitler ve geleneksel ticaretin yerini elektronik ticaret almıştır. Bu bağlamda, kişilerin yüz yüze gelerek akdettikleri yazılı akitlerin kurulması ve ifası için getirilen kuralların elektronik iletişim yolu kullanılarak akitlerin kurulmasına ve ifasına nasıl uyarlanacağını gösteren kurallara duyulan ihtiyaç açıktır. Gerek devletler gerek Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB), bu gelişmelere duyarsız kalmayıp, elektronik ticaretin yapılması önündeki engellerin kaldırılması ve uygulamaların yeknesaklaşması amacıyla çeşitli hukukî düzenlemeler yapmaktadırlar