TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/8652

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 116
  • Article
    “Cesetsiz Öldürme Suçları İspatlanabilir Mi?” Anglo-Amerikan İspat Hukuku İle Karşılaştırmalı Yargıtay Kararlarının Analizi
    (2025) Aktaş, Batuhan
    Cesetsiz cinayet vakaları (NBH), bir cinayet olayında mağdurun (cesedinin) gizlendiği ya da yok edildiği, diğer bir ifadeyle ortada bir cesedin bulunmadığı; ancak bir cinayet şüphesinin bulunduğu olaylardır. Bu olaylara ilişkin yargılamalarda, vakıanın kuşkusuz en önemli delilleri arasında bulunan mağdurun cesedinin ya da cesedinin bir parçasının bulunamamasına rağmen, kişi veya kişiler hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi mümkün müdür? Yoksa çok yaygın bir inanışın yansıması olarak “ceset yoksa cinayet de yoktur” şeklinde bir kaide gerçekten söz konusu mudur? Mahkemenin cesedin olmamasına rağmen, mahkûmiyet kararı verebileceğinin kabulü halinde karara hangi delil ya da delillere dayanılarak hükmedilebilecektir? Vakıanın büyük ölçüde çözülmesini sağlayabilecek mağdurun cesedi gibi bir delilin yokluğunda mahkemenin ya da hâkimin mahkûmiyet kararı verebilmesi için yenmesi gereken şüpheyi yendiğinden tam olarak söz edilebilecek midir? Ceza muhakemesi hukukunun tarihsel anlamda en önemli kazanımlarından biri olan masumiyet karinesinin ve bu karinenin bir uzantısı olan şüpheden sanık yararlanır ilkesinin böyle durumlarda gündeme gelmesi mümkün müdür ve/veya gerekli midir? Cesedinin bulunamadığı düşünülen ve öldüğü sanılan mağdurun yargılamanın hatta infazın tamamlanmasının ardından bir anda sağlıklı bir şekilde ortaya çıkması durumunda ne olacaktır? İşte bu çalışmanın konusunu da yukarıda sorduğumuz pek çok soruyu cevaplamaya çalışacağımız mukayeseli hukukta “no body homicide” olarak kavramlaştırılan cesetsiz öldürme olaylarında ispatın de lege lata (olan hukuk) yönünden ne şekilde gerçekleştiği ve de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından ise ne şekilde gerçekleşmesi gerektiğine ilişkin tartışma oluşturmaktadır.
  • Article
    7405 Sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Çerçevesinde Denk Bütçe Zorunluluğu
    (2025) Öden, Begüm Dilemre
    7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu temel olarak, spor kulüplerinin finansal yapılarının güçlendirilmesi, aşırı borçlanmanın önlenmesi ve mali şeffaflığın sağlanmasını hedeflemektedir. Kanun ayrıca spor kulüpleri ile spor anonim şirketleri için “denk bütçe oluşturma zorunluluğunu da içermektedir. Bu zorunluluk, zamanla spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin mevcut borç yükünden kurtulmalarına yardımcı olabilecektir. Bu çalışmada, hem 7405 sayılı Kanun çerçevesinde spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin tabi olduğu mali düzenlemeler analiz edilmekte hem de aşırı borçlanmayı önlemeye yönelik hükümler ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır.
  • Article
    Yapay Zekâ ve Vergi İlişkisi
    (2025) Öden, Begüm Dilemre
    1956 yılında Dartmouth Konferansı’nda temeli atılan yapay zekâ, yıllar içinde çeşitli aşamalardan geçerek gelişmiş ve artık ileri seviyeye ulaşarak yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Yapay zekâyı sadece bir “teknoloji” olarak değerlendirmek ve onu bilgisayar, ma-tematik, mühendislik gibi alanların konusu olarak sınırlandırmak doğru bir yaklaşım değildir. Yapay zekâ; hukuk, felsefe, sosyoloji gibi sosyal bilimlerde de önemli rol oynamaktadır. İçinde bulunduğumuz dönemde toplumsal hayatı şekillendiren en önemli faktörlerden birisi yapay zekâdır. Yapay zekâ ve hukuk arasında göz ardı edilemez bir ilişki bulunmaktadır. Teknolojideki hızlı gelişmeler hukuk sistemlerini etkilemektedir. Hukuk sistemlerinin, hem bu teknolojik imkânlardan yararlanması hem de bu teknolojilerin güvenilir bir şekilde etik değerlere ve hukuki düzenlemelere uygun olarak kullanımını sağlaması gerekmektedir. Özellikle vergi hukuku ile yapay zekâ ilişkisi, birçok farklı boyutta ele alınabilecek oldukça geniş bir konudur. Çalışma ile yapay zekâ ve vergi ilişkisinin ele alınması, konuyla ilgili olarak yapay zekânın sunduğu fırsatların değerlendirilmesi ve getirdiği olumsuzlukların irdelenerek bunları giderici çözüm önerilerinde bulunulması amaçlanmaktadır.
  • Article
    Türk Hukuku Uyarınca Yabancılık Unsuru Taşıyan Birlikte Var Olma Sözleşmesinden Doğan Borç İlişkilerine Uygulanacak Hukukun Tayini
    (2024) Tunçağıl, Gülce Gümüşlü; Esendal, Nihan
    In general, the fact that trademarks containing the same or similar signs or names can exist in the same market is primarily among the reasons for rejection in trademark registration. However, the safe way for two competing trademarks to continue their commercial life in the same market is for them to conclude a coexistence agreement. A coexistence agreement is a contract in which the rights of two trademarks owners on the same or similar trademarks are mutually determined and recognized, and in which they can exist together in a certain market or markets. The parties can peacefully coexist in different markets by agreeing on geographical limitations for certain goods and services, without violating each other’s area. For example, a fabric brand registered in Turkey and a bag brand registered in France with the same name conclude this contract with each other. In this example, the foreign element is the registration of the trademarks in different countries. In our study, it is aimed to determine the law to be applied in case the disputes arising from the coexistence agreement containing the foreign element are brought before the competent international Turkish court.
  • Article
    The Period Of Prescription In The Detection Of Service And Cases Where The Period Of Prescription Does Not Run
    (2023) Çopuroğlu, Çağlar
    Sosyal sigorta sistemimiz her ne kadar zorunluluk ilkesi üzerine inşa edilmiş olsa da işverence çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumu’na kısmen veya tamamen bildirilmemiş ve çalışmaları Kurum’ca da saptanamamış çalışanların varlığı söz konusudur. Kayıt dışı çalışmış olan sigortalı, mahkemeden alınacak bir ilâm ile sigortalı hizmetlerini tespit ettirebilir ve bu sayede sigortalılık haklarından yararlanma imkânı bulur. Ancak Kanun’da anılan şekilde kayıt dışı gerçekleşmiş olan hizmetlerin tespiti için beş yıllık hak düşümü süresi belirlenmiştir. Bu süre, hizmetlerin geçtiği yılın veya sigortalı çalışırken ölmüş ise, ölümün gerçekleştiği yılın son gününden itibaren işlemeye başlar. Süre geçtikten sonra sigortalıların hizmetleri değerlendirilmemektedir. Hak düşümü süresi, hakkı ortadan kaldırmakta, durdurmamakta ve kesmemektedir. Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi söz konusu olduğundan Anayasal sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmamakta ve kişilerin sosyal güvenlik hakkını zedelemektedir. Bu hakkı korumak amacıyla Yargıtay, bazı durumlarda hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini kabul etmiştir. Yargıtay’a göre; sigortalı işe giriş bildirgesinin verilmiş olması, ilgili dönem içinde kısmen dahi olsa Kurum’a hizmetin bildirilerek aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi veya Sosyal Sigortalar Kurumu’nca, çalışmanın tespit edilmiş olması hallerinde hak düşümü süresi işlemez ve bu durumda sigortalı hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren hesaplanan beş yıllık süre ile bağlı olmaz; hizmetin tespiti için her zaman dava açılabilir.
  • Article
    The Doctrine of the Essence of the Right: Theoretical Framework and ECtHR Practice
    (2025) Kılıç, Ayşe Funda
    Bu çalışma, temel hakların özü kavramını, Türk anayasaları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında tarihsel, teorik ve yargısal bir perspektifle ele alır. Türk hukukunda, 1961 Anayasası ile ortaya çıkan hakkın özü doktrini, devletlerin temel hakları sınırlandırma yetkisini dengelemek için bir güvence sağlar. Ancak, 1982 Anayasası bu korumayı kaldırmış, 2001 değişiklikleriyle yeniden tesis etmiştir. Ölçülülük ilkesi ve demokratik toplum düzeninin gerekleri, bu güvencelerle bütünleşmiştir. Uluslararası düzeyde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hakkın özü kavramını, birçok davada sınırlandırmanın sınırı kriteri olarak ele almıştır. AİHM hakkın özüne yönelik korumanın önemini gösterir. Çalışma, mutlak ve göreceli öz ayrımını teorik düzeyde tartışarak, uygulamadaki çelişkileri ve doktrine yönelik eleştirileri detaylandırmaktadır.
  • Article
    İlaç Temin Protokolü Kapsamında Ortaya Çıkan Uyuşmazlıklarda İhtiyati Tedbir Yargılamasına İlişkin Değerlendirmeler
    (2024) Ankara, İbrahim
    Eczaneler; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokol kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu ile imzalanan özel hukuk sözleşmesiyle Kurum sigortalılarına ilaç tedarik eden birinci basamak sağlık hizmeti sunucularıdır. Bu kapsamda; özel hukuk sözleşmesinin bir tarafı SGK, diğer tarafı ise eczanedir. Taraflar arasın- daki sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıklarda; eczane alacaklarının tahsil edilememesi veya geç tahsil edilmesi gibi durumlar, eczanelerin ekonomik açıdan olumsuz etkilenmelerine sebep olabilmektedir. Eczane işletmeciliğinin teknik ve dinamik bir süreç olması; kendi içerisinde bireylerin yaşam ve sağlık hakkı kapsamında çeşitli tea- müllerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu kapsamda taraflar arasındaki ihtiyati tedbir yargılamalarında; yaklaşık ispat, teminat süreci, menfaat dengesi, ihtiyati tedbir türü, müstakbel alacak, güçlü delil ve telafisi imkânsız/güç zararların tespiti, mahkemelerce kolay anlaşılamamaktadır. Mahkeme tarafından ihtiyati tedbir talebi değerlendirilirken; kamu zararı/cezai koşul ayrımı, hasta beyanları, teamüller, Yüksek Mahkeme kararları ve sözleşme uygulamalarına fazlasıyla hâkim olunması gerekmektedir. Söz konusu unsurların yeterince değerlendirilememesi telafisi imkânsız zararları da ortaya çıkarabilmek- tedir. Bu da geçici hukuki korumanın kanunda öngörülen amacına aykırılık teşkil etmektedir. Bu konuda Yüksek Mahkeme isabetli bir şekilde ihtiyati tedbirin, dava konusu şey üzerinde yeni birtakım ihtilafların çıkmasını önleyici niteliğine vurgu yapmıştır.1 Yine ihtiyati tedbir yargılamalarında ortaya çıkan diğer bir sorun, teminat miktarının takdiridir. Taraflar arasındaki sözleşme gereği eczaneler, SGK ile üç ay vadeli şekilde çalışmakta, diğer bir deyişle ilgili ayın fatura bedelini üç ay sonra tedarik edebilmektedir. Böylece, üç aylık eczane alacağı her zaman SGK bünyesinde kalmaktadır. Burada bir “müstakbel alacak” kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple, teminat miktarının belirlenmesinde; eczanenin müstakbel alacağının olması ve bu hususun oluşabilecek karşı taraf mağduriyetine teminat sağlayacak olması göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde şablon teminat miktarları eczane işletmelerini ticari mahva sürükleyebilmektedir. Çalışmamızda; taraflar arasındaki ihtiyati tedbir yargılamaları esnasında uygulamada ortaya çıkan sorunlar değerlendirilecek ve çözüm önerileri sunulacaktır.
  • Article
    Bireysel Başvuru Sisteminde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün Düzenleme Alanı ve Temel Sorunlar
    (2024) Kılıç, Ayşe Funda
    Internal Regulations of the Constitutional Court is a normative regulation enshrined in the Constitution and together with the Law on Constitutional Court regulates the functioning of the Constitutional Court. With the constitutional amendment in 2010, individual application was added to the duties of the Constitutional Court and the Internal Regulations of the Constitutional Court set out the details of this system. The Internal Regulations regulate the internal functioning, working principles and disciplinary matters of the Court. However, the normative regulations and judicial review of the Internal Regulations are controversial. The Internal Regulations of the ConstitutionalCourt contain provisions contrary to the Constitution. Especially in matters that directly touch upon fundamental rights, such as decision of dismissal, Interim measure and pilot judgment procedures, the Internal Regulations are found to expand the scope of the law and contravene the Constitution. This may lead to a violation of the right to a fair trial.
  • Article
    Anayasa Değişikliklerinin Yargısal Denetimi -Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku Merceğiyle Türkiye Örneği
    (2023) Acar, Ali
    For the last two decades, there has been growing scholarly interest in the issue of judicial review of constitutional amendments and the lim- its of amending power. The case law provided by various jurisdictions, e.g. India, Germany, Colombia etc. has stimulated this interest. Accordingly, the case law provided by these jurisdictions has been largely dis- cussed by scholars. The Turkish example, however, has received less at- tention from the academic world even though it offers important data re- garding the issue. In this paper, I analyse the Turkish example through the lens of comparative constitutional law. I mainly focus on the legality aspect of the issue of judicial review of constitutional amendments. In terms of legality, I present a general view on whether the judicial review of constitutional amendments can be considered legally possible and permissible. For the analysis of the legality aspect, I follow the footsteps of legal positivism—specifically Hart’s concept of the rule of recognition.
  • Article
    Allocation of Shares in Profits and Losses in Terms of Societas and Societas Leonina in Roman Law
    (2024) Baytemir, Setenay; Tarhan, Setenay Baytemir
    Societas iki veya daha fazla kişinin ortak ve meşru bir amaca ulaşmak üzere mal ve emeklerini bir araya getirmeyi taahhüt ettiği rızaî bir sözleşmedir. Ortaklar, ortaklığın kazancına ve zararına hangi paylarla katılacaklarını belirleyebilmektedir. Kazanca ve zarara katılım payının ortaklar tarafından belirlenmemesi veya bunlardan birinin belirlenmesiyle birlikte diğerinin belirlenmediği hallerde hangi prensibin geçerli olması gerektiği Roma hukukunun birincil kaynak- larında belirtilmiştir. Kazanca ve zarara katılım payının eşit olmaması ile payların hakem tarafından belirlenmesi hususu Romalı hukukçu- lar tarafından ayrıca tartışılmıştır. Bundan başka, bir ortağın kazanca katılmadan sadece zararı üstlendiği ortaklık tipi olan societas leonina (aslan payı ortaklığı) hakkında prensipler belirlenmiştir. Çalışmada ilk önce Roma hukukunda societas kavramı ve societas’ın unsurları kısaca incelenmiştir. Daha sonra societas’ta ortakların kazanca ve za- rara katılması hususunda Roma hukukunda geliştirilen prensipler ele alınmıştır. Çalışmada societas leonina kavramı ve kavramın tarihsel kökleri üzerinde ayrıca durulmuştur. Bu doğrultuda çalışmada Roma hukukunun birincil kaynakları olan Corpus Iuris Civilis’in Digesta bö- lümündeki metinler, Gaius’un ve Iustinianus’un Institutiones ese- rindeki metinler ile Phaedrus’un “İnek, Keçi, Koyun ve Aslan” isimli fabula’sı incelenmiş ve Klasik Hukuk Dönemi hukukçuları arasındaki tartışmalara yer verilmiştir. Societas kurumu, çağdaş hukukumuzda- ki adi ortaklığın kökenini oluşturmaktadır. Neticede çalışma, çağdaş hukukumuzun konuya bakış açısına benzeyen ve ondan farklılaşan yönlerinin tespit edilmesini hedeflemektedir.