TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/8652
Browse
58 results
Search Results
Article Tarihi Şehirlerde Sarnıçların Yeniden Kullanımı Üzerine Bir Araştırma: Safranbolu Örneği(2025) Harputlugil, Timuçin; Kahyaoğlu, İremBu çalışma, su kaynaklarının hızla tükenmesi, nüfus artışı, küresel ısınma, iklim değişikliği ve bilinçsiz su kullanımı gibi etkenlerle artan su talebi sorunlarını ele alan varsayımsal bir senaryoyu incelemektedir. Tarihi dokusu koruma altına alınmış mimarisiyle tanınan Safranbolu kenti, bu sorunları örneklemek üzere bir vaka çalışması olarak seçilmiştir. Araştırma, mevcut sarnıçların uyarlanarak yeniden kullanımının binalarda su verimliliğini artırma potansiyelini değerlendirmektedir. Literatür taraması, iklim değişikliği ve nüfus artışının su talebini artırarak su kaynaklarının miktarını ve kalitesini olumsuz etkilediğini göstermiştir. Su tasarruflu uygulamalar ve atık suyun geri dönüşümünün artırılması, su verimliliğini geliştirmek için etkili stratejiler olarak belirlenmiştir. Ayrıca, Safranbolu gibi kentlerde bol miktarda bulunan sarnıçlar ve diğer tarihî su yapılarının yeniden kullanımı, su verimliliği hedeflerine ulaşmada ek bir potansiyel sunabilir. Ancak bu yaklaşımın uygulanabilirlik ve teknik boyutları çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Safranbolu’da gerçekleştirilen saha çalışması iki aşamadan oluşmakta ve 11 önemli sarnıcın incelenmesi ve belgelenmesini de içermektedir. Buna ek olarak, kentteki 12 konak (pansiyon) ve 13 evden oluşan toplam 25 yapıdan günlük, aylık ve yıllık su tüketim verileri bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Anket ayrıca bu binalarda suyun mekânsal kullanım türleri ile su tasarrufu sağlayan teknolojilerin uygulanmasına dair önemli bilgiler sunmuştur. Ön bulgular, bu 25 binada tüketilen suyun, gri suyun yeniden kullanımı ve sınırlı yağmur suyu hasadı ile, yerel sarnıçlarda kısmen yönetilebileceğini, depolanabileceğini ve arıtılabileceğini göstermektedir. Ancak bu yaklaşım, ekonomik, teknik ve bakım boyutlarını kapsamayan teorik bir çerçevedir. Tüm kısıtlara rağmen, sarnıçların yeniden kullanımı hem tarihî su yapılarının korunmasına hem de kültürel miras alanlarında daha sürdürülebilir bir su yönetimine katkı sağlayabilir.Article Vernaküler Mimari ve Kırsal Yapılı Çevre Bileşenlerine ‘Yer’ ve Tektonik Odaklı Bir Yaklaşım: Doğu Karadeniz Bölgesi Örneği(2025) Akbaş, Gamze; Büke, Fatma Gül ÖztürkÇalışma, “yer” ve tektonik kavramlarının birlikte etkileşimde oldukları, birbirlerini tamamladıkları ve hatta var ettikleri düşüncesinden yola çıkmakta; bu ilişkiyi görünür kılan vernaküler mimariyi ele almaktadır. Makalede, kırsal yapılı çevrede, “yer” ve tektonik arasındaki bağın, yapı yapma sanatının üç aşaması olan; “yer seçimi,” “yere müdahale biçimi” ve “örüntü diline” göre biçimlenen vernaküler mimari aracılığıyla kurulduğu ve vernaküler mimariyi bir “yer”e özgü kılan şeyin bu üç unsurun karşılıklı etkileşimine dayanan bu bağ olduğu önerisi üzerinde durulmaktadır. Öneri, Doğu Karadeniz Bölgesi vernaküler mimarisine özgü kırsal yapılı çevrenin üç bileşeni; “teras,” “köprü” ve “serender” üzerinden test edilmektedir. Araştırma sonucunda, yapı sanatının üç aşamasına uymayan sağlıksız yenileme ve yeniden yapım çalışmalarının, kırsal yapılı çevrede “yer” ve tektonik ilişkisini yok sayan “melez yapıları” ve “sahte vernakülerleri” ortaya çıkardığı vurgulanmaktadır.Article Kırsal Alanlarda Kültürel Mirasın Korunmasında Toplumsal Motivasyonlar: Cemil Köyü (Kapadokya) Örneği(2025) Kahraman, Z. Ezgi; Yeşilbağ, DamlaKültürel mirasın korunması disiplini zaman içinde mirasın fiziksel bütünlüğünü temel alan teknik bir uygulama alanı olmaktan çıkarak, bireylerin ve toplumların atadığı anlam ve değerlere odaklanan sosyo-kültürel bir pratiğe evrilmiştir. Bu kapsamda ortaya çıkan yeni eleştirel yaklaşımlar, mirasın olduğu kadar toplumun miras ile ilişkilerinin de korunmasına yönelik yeni bakış açıları sunmaktadır. Ancak Türkiye’deki yasal ve kurumsal çerçeve kapsamında, insan merkezli bu yaklaşımların uygulanması ve toplumun koruma süreçlerine dahil edilmesi çoğu zaman kısıtlı kalmaktadır. Bu kısıt altında toplumun kendi hassasiyetleri, ihtiyaçları ve dinamikleri sayesinde, kurumsal ya da yasal bir çerçeve olmaksızın içinde yaşadığı kültürel miras alanlarını korumaya yönelik bir eğilim gösterip göstermediğinin araştırılması önem kazanmaktadır. Bu çerçevede bu çalışma, temel koruma müdahalelerinin henüz gerçekleşmediği kırsal bir yerleşim olan, Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde bulunan Cemil Köyünde, geleneksel yapıların mevcut durumunu tespit etmeyi ve toplumun mirası korumasını sağlayan temel motivasyonlarını incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın mekânsal analizler ve derinlemesine mülakatlara dayanan bulguları, bu yapıların nasıl, kim tarafından ve hangi motivasyonlarla korunduğu sorularına cevap vermiştir. Yapıların büyük ölçüde kullanıcıların bireysel çabalarıyla şekillenen yerel koruma pratikleri ile varlıklarını günümüze kadar devam ettirdiği görülmüştür. Toplumun mirası korumasına ilişkin temel motivasyonların geçmişlerine ait tarihi ve kültürel sembollerin, köyün doğal çevresinin, geleneksel yapıların yapısal niteliklerinin, temel ekonomik geçim kaynağı olarak tarımsal aktivite mekanlarının ve toplumsal bağların sürekliliğinin korunmasıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulguların kültürel mirasın korunmasına yönelik insan/toplum odaklı yaklaşımların geliştirilmesine katkıda bulunacağı ve kültürel mirasın korunmasında toplulukların oynadığı rolü inceleyen çalışmalar için temel oluşturacağı düşünülmektedir.Article Müzelerin Kamusallaşma Süreci ve Müze Mekânının Dönüşümü: Toplumsal Dönüşüme Koşut Olarak Müzelerin Kavramsal ve Mekânsal Değişimi(2025) Çavdar, Rabia Çiğdem; Aktan, Arda İlayda Sağlam; Urey, Zeynep Cıgdem UysalBu çalışma, müzelerin kamusallaşma sürecini, tarihsel süreçte geçirdikleri kavramsal ve mekânsal dönüşümler üzerinden değerlendirmeyi ve toplumsal yapıdaki dönüşümlere ve kamusal alanın tarihsel değişimine paralel olarak müze mekânında yaşanan dönüşümleri kuramsal bir çerçeve içerisinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yürütülen çalışmada, Jürgen Habermas’ın kamusal alan kuramı ve Henri Lefebvre’in mekânın toplumsal üretimi yaklaşımından hareketle oluşturulan kuramsal çerçeve doğrultusunda, müzelerin yalnızca sergi alanları değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, kolektif hafızanın ve ideolojik temsillerin biçimlendiği kamusal mekanlar olduğu savunulmaktadır. Çalışmada, mekânın oluşum ve dönüşüm süreçlerinin toplumsal bağlam ile olan koşut ilişkisi çerçevesinde, her bir dönem kendi toplumsal dinamiklerinin getirdiği kamusallık anlayışı ile ele alınmıştır. Tarihsel-kuramsal bir yöntemin benimsendiği çalışmada; tespit edilen dönemsel kırılmalar doğrultusunda, literatürde kırılmalar ile ilişkilendirilen müze yapı örneklerinin plan organizasyonları analiz edilerek, dönemin kamusal alan üretimiyle nasıl ilişkilendikleri incelenmiştir. Mimari plan şemaları üzerinden yapılan mekânsal okumalar, müze yapılarında gerçekleşen dönüşümlerin yalnızca fiziksel biçimlenmelerle değil, aynı zamanda dönemin toplumsal ve siyasal dinamikleriyle şekillendiğini ortaya koymuştur. Yürütülen çalışma neticesinde, müzelerin kamusal mekân olabilme niteliğinin, yalnızca kendi kurumsal dinamiklerine değil, aynı zamanda kamusal alanın tarihsel dönüşümüne, özellikle de demokratikleşme ve eşitlik süreçlerine dayandığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu bağlamda da, müzelerdeki kavramsal ve mekânsal dönüşümün, toplumsal dönüşüme koşut olarak gerçekleştiği öne sürülmektedir. Bu yönüyle çalışmanın, müzelerin tarihsel gelişimini mekânsal analiz ve toplumsal kuram üzerinden ele alarak, bu yapıların toplumsal dönüşümlerle paralel biçimde kamusal mekâna evrildiğini savunan özgün bir araştırma ortaya koyduğu iddia edilmektedir.Article Integrating the Seljuk Cultural Layer Into Contemporary Life: The Case of Niğde Historic City Center(Istanbul Univ, Research Inst Turkology, Dept Art History, 2025) Yavaşcan, Emel Efe; Urak, Zehra GedizGünümüz tarihî kent merkezleri, yer altı ve yer üstündeki tarihî izleriyle, kültürel zenginlikleri ve özgün kimlikle8 rinin yanı sıra, “yerin ruhu”nu yansıtan kentsel hafıza alanlarıdır. Çok katmanlı bu tarihî kent merkezleri, kültür varlıklarının fiziksel ve işlevsel eskimesi, sosyo8kültürel ve ekonomik doku bozulmaları, koruma problemleri vb. sorunlarla giderek çöküntü yerleri hâline gelmektedir. Bu sorunları barındıran Niğde kentinde yapılmış koruma uygulamalarında, kentin yer altında ve yer üstünde bulunan katmanlarının dikkate alınmamış olması çalışmada problem olarak belirlenmiştir. Kentli tarafından tepe olarak algılanan çalışma alanı uzun zamandır çöküntü alanı niteliğindedir. Çalışmanın amacı, Niğde Tarihî Kent Merkezi’nin Selçuklu Dönemi’ne ait tarihî katmanını analiz etmek, haritalan8 dırmak ve bu katmanı çağdaş koruma uygulamalarına entegre etmeye yönelik öneriler geliştirmektir. Araştırma verileri, kentin tarihî gelişiminde en belirleyici dönemin Selçuklu Dönemi olduğunu göstermektedir. Bu sebeple çalışma kapsamında bu katman odak alınmıştır. Ayrıca, diğer tarihî katmanların da korunarak günlük yaşama kazandırılmasına katkı sağlamak, bu çalışmanın bir diğer hedefidir. Bu bağlamda, Selçuklu Dönemi’ne ait yer üstü ve yer altı değerlerinin sürdürülebilir korunmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir.Article Genius Loci in Adaptive Reuse: Bank Museums in Ankara(2025) Özmen, AyçaMimari koruma müdahalelerinden biri olan yeniden işlevlendirme, mevcut binaların kültürel önemleri ve çağdaş gereksinimler arasında denge kurarak yeni veya devam eden işlevler doğrultusunda uyarlanmasını kapsar. Sürdürülebilirlik hedefleriyle tutarlı olan bu strateji, yalnızca kültürel mirasın korunmasıyla değil, aynı zamanda ekolojik ve ekonomik fayda sağlamakla da ilgilidir. Diğer müdahale biçimlerinden farklı olarak, yeniden işlevlendirme pratiği özellikle yerin ruhunun varlığına vurgu yapmaktadır. Bu nedenle, sürdürülebilirlik niyetinin ötesinde, yeniden işlevlendirme durumunda yerin ruhunun ayrılmaz bir parçası olan soyut unsurların devamlılığı çok önemlidir. Eski bir Latince sözcük olan, “yerin ruhu” olarak da bilinen “genius loci”, çağdaş mimarlık ve koruma alanlarında önemli bir yaratıcılık ve süreklilik unsuru haline gelmiştir. İnsanlar ve yer arasındaki bağa dayanan genius loci, bir yerin somut ve somut olmayan unsurlarının bütünsel olarak algılanması olgusudur. Bu bağlamda, bu çalışma, yeniden işlevlendirme pratiğinin başarısını değerlendirmek için yerin ruhu algısının aşamalarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Duyusal deneyim, hatırlama, yorumlama ve anlatıdan oluşan bu varsayımsal algoritma, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni başkenti Ankara Ulus’ta inşa edilen ilk kamu binaları arasında yer alan Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü ve İş Bankası Genel Müdürlüğü gibi iki örnek yapı üzerinden analiz edilmektedir.Article Tasarım Odaklı Düşünceye Deleuzeyen Bir Bakış: Kartezyen Düşüncenin Ötesinde ‘SANAA’ Mimarlığının Rizomatik Temsili(2025) Tunca, Gülru Mutlu; Demirok, EnginBu çalışma, mimarlık ve mekan üretimi adına geçmişten bugüne Dekartçı Kartezyen alışkanlıklar çerçevesinde gelişen grid(ızgara) sistemine dayalı tasarım düşüncesinin günümüzde geçirdiği dönüşümü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın teorik çerçevesini 20. yüzyılın önde gelen düşünürü Deleuze’ün klasik Batı düşüncesini kritik eden ve buna karşın bir dizi yaratıcı kavram beraberinde alternatif bir düşünce yöntemine işaret eden bakış açısı oluşturmaktadır. Çalışma birbirine artiküle iki basamakta üretilmiştir. Çalışmanın birinci evresinde geçmişten bugüne ızgara sistemiyle düşünmeye alışmış tasarımcı düşünce dönemin önde gelen örnekleri üzerinden analiz edilmektedir. Bu noktada örneklemlerin seçiminde karşılaştırmalı analize dayalı sistematik sınıflandırma yönteminden faydalanılmış ve söz konusu örneklerden elde edilen anahtar bulgular tablolaştırılmıştır. Bu tablolardan elde edilen veriler Deleuzeyen düşüncenin hiyerarşiye dayalı düşünce modelini tasvirleyen ağaç modeli düşüncesiyle kritik edilirken; buna alternatif olarak Deleuze’ün yeni bir düşünme düzlemi olarak önerdiği rizomatik düşünce yöntemi ise araştırmanın ikinci bölümüne işaret etmektedir. İkinci bölümde Deleuze’ün birbirine içkin ve artiküle okunaklı yaratıcı kavramları üzerinden gridal sisteme dayalı ortogonal tasarım düşüncesi dışında bir yaklaşımın mümkün olup olmadığı tartışılır. Bu noktada Pritzker ödüllü Japon mimarlık firması SANAA’nın (Sejima ve Nishizawa) birbirine yakın ölçekli ancak her biri farklı göstergeler taşıyan yapıları üzerinden gridal sistemden uzaklaşarak tasarlanmış 3 örnek yapısı analiz edilmektedir. Araştırma sonunda elde edilen anahtar bulgular yine bir tablo ile derlenmiş, gridal düzleme dayalı alışılagelmiş düşünceye alternatif üretecek nitelikte rizomatik bir yaklaşım ortaya koyulmaktadır.Article The Impact of Lighting Design in Terms of a Salutogenic Approach on Health and Well-Being: A Case Study in a Coffee House(2025) Avcı, Ayşe NihanBireylerin iç mekânlarda daha fazla zaman geçirmesi, onların konforunu, performansını, sağlığını ve refahını etkilemektedir. Çeşitli ihtiyaçlar doğrultusunda sayıları hızla artan kahve evlerinin yeni dünyada sosyalleşmek ve çalışmak için tercih edildiği bilinmektedir. İyi tasarlanmış bir ortam yaratmak, bireyin sosyal, psikolojik ve davranışsal örüntülerini de olumlu yönde etkilemektedir. Bu durumda, salutojenik bir tasarım, sağlığı ve iyi oluşu teşvik eden iç ortamlar yaratmaya odaklanmaktadır. Doğal ve yapay aydınlatma, renk, akustik ve termal konfor gibi tüm çevresel kalite faktörleri dahil olmak üzere insan konforunu, sağlığını ve refahını iyileştirmek için kanıta dayalı bir tasarım stratejisidir. Aydınlatma tasarımı, kapalı bir ortamda performansımızı, ruh halimizi, odaklanmamızı ve genel refahımızı artırabilir. Sağlık ve ofis tasarımı alanlarında en yaygın olan, tıp ve tasarım alanlarında otuz yılı aşkın bir süredir devam eden araştırmalarla desteklenen salutojenik tasarım modeli, konfor, sağlık ve esenliğe yardımcı olmak için yenilikçi bir tasarım stratejisi sunmaktadır. Bu bakış açısına dayanan bu çalışma, yapay aydınlatma tasarımını göz önünde bulundurarak seçilen kahve evindeki kullanıcıların sağlık ve iyi oluşunu salutojenik bir tasarım yaklaşımıyla değerlendirmektedir. Cinsiyetler, yaş grupları ve pozitif ve negatif öznel ruh hallerini ölçen sıfatlar arasındaki farklar ve SOC-13 Ölçeği ile Algılanan Çevresel Kalite Endeksi arasındaki korelasyon analiz edildi. \"Sonuçlar\" bölümü test bulgularının kapsamlı bir açıklamasını sunmaktadır. Bu çalışma bireylerin ruh hallerinin, hislerinin, sağlıklarının ve iyi oluşlarının mekandaki fiziksel koşullarla nasıl ilişkilendirilebileceğine dair bir örnek teşkil ederken, aynı zamanda kullanıcı deneyimini çeşitli yönlerden iyileştirmek için salutojenik bir tasarım yaklaşımının kahve evlerine nasıl dahil edilebileceğinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağlayacaktır.Research Project Perdeli Betonarme Binalarda Deprem Rehabilitasyonunun Geliştirilmesi(2017) Deger, Zeynep; Gülkan, Hakkı PolatBetonarme perde duvarlar binaya önemli miktarda yatay rijitlik ve dayanım sağladığı için deprem yüklerine karşı yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan deprem sonrası inceleme ve keşifler, tasarımları çoğunlukla yetersiz donatı ve detaylandırma ile yapılmış olduğundan eski betonarme perdeli binaların şiddetli hasar ve/veya göçmeye yatkın olduklarını göstermiştir. Yapı stoğunun büyük bölümünü oluşturan eski binaların gelecek depremlerde alabileceği hasar riskini azaltmak için, mevcut perdeli binaların performans değerlendirilmesi, hasarların belirlenmesi ve onarılması (rehabilitasyon) büyük önem taşımaktadır. Bunun doğru ve etkili bir şekilde yapılabilmesi için, analitik modellerde betonarme perdenin beklenen davranışının gerçeğe en yakın şekilde yansıtılması gerekmektedir. Perde davranışını tanımlayan en önemli iki karakteristik özelliği olan kesme dayanımı ve deformasyon kapasitesinin ortalama (beklenen) dayanım ve dağılımının doğru hesabına duyulan ihtiyaç doğrultusunda, dünya çapında gerçekleştirilmiş 265 perde duvar deneyini ve her deney için 50?den fazla deney parametresini içeren geniş kapsamlı bir veri tabanı oluşturulmuştur. Mevcut Türk Deprem Yönetmeliğinde (DBYBHY-2007) verilen kesme güvenliği bağıntısının deney sonuçları ile gösterdiği yakınlık incelenmiş ve yönetmeğin, baskın olarak kesme davranışı gösteren dikdörtgen duvarlarda kesme dayanımını yaklaşık %12 daha yüksek; dikdörtgen olmayan duvarlarda ise %16 daha düşük kestirdiği saptanmıştır. Perde geometrisi, donatı oranı, eksenel yükü gibi özelliklerin kesme dayanımı ve deformasyon kapasitesi üzerindeki etkisi incelenmiş ve perdelerde beklenen göçme şekline göre kesme dayanımı (eğilme kontrollü perdelerde yatay yük kapasitesi) ve deformasyon kapasitesi için alternatif bağıntılar geliştirilmiştir. Önerilen bağıntılarla kesme kontrollü perdelerin ortalama perde kesme dayanımları ve eğilme kontrollü perdelerin yatay yük kapasiteleri oldukça düşük hata payıyla hesaplanabilmektedir. Ayrıca, mevcut kılavuz ve yönetmeliklerde deformasyon kapasitesine ilişkin bir bağıntı bulunmadığı için öneriler bağıntılar literatürdeki büyük bir eksikliği gidermektedir. Bunun yanısıra, mevcut perde duvar modelleme teknikleri detaylandırılmış, araştırma bulgularına paralel olarak yeni modelleme parametreleri ve hasar sınırları sunulmuştur. Projede elde edilen bulgular, betonarme perdeli sistemlerde perde duvarların davranışının daha iyi modellenmesine ve göçme/hasar değerlendirmelerinin daha gerçeğe yakın olarak yapılmasına olanak sağlayacaktır.Research Project Depremde Hasar Görmüş Az Katlı Betonarme Çerçeve Binaların Artçı Sarsıntı Etkisiyle Göçme Riskinin Derecelendirilmesi(2017) Yazgan, Ufuk; Gülkan, Hakkı PolatDepremde hasar görmüş binaların güvenilirliğinin değerlendirilmesi deprem mühendisliğinin en zorlu problemlerinden birisidir. Yıkıcı depremlerin ardından farklı hasar seviyelerine sahip binaların kısa bir süre içerisinde değerlendirilmesi, deprem sonrasındaki sürecin etkili şekilde yönetilebilmesinde kritik önem taşır. Hasarlı binalarla ilgili kararların akılcı ve tutarlı şekilde verilebilmesi için binanın göçme potansiyeli ve maruz kalabileceği artçı deprem tehlikesiyle ilgili belirsizliklerin kapsamlı şekilde göz önüne alınması gerekir. Proje kapsamında, belirli bir depreme maruz kalmış bir grup hasarlı binanın deprem güvenilirliğinin derecelendirilmesi için binaların göçme riskini temel alan yeni ve tutarlı bir yöntem geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yöntemde, artçı deprem tehlikesi ve yapının göçmesine yol açabilecek sarsıntı şiddeti her yapı için ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Yapılan çalışmalarda, geliştirilen yöntemin temel bileşenleri olan artçı deprem tehlikesi ve hasarlı binaların göçme kapasiteleri detaylı şekilde incelenmiştir. Artçı deprem tehlikesinin belirlenmesi amacıyla artçı deprem oluşum sıklığı modellerinin Türkiye?de kaydedilmiş artçı deprem kümeleri göz önüne alınarak kalibrasyonu yapılmıştır. Artçı deprem tehlikesinin olasılıksal analizindeki belirsizliklerin azaltılması için ana deprem sırasında kaydedilmiş ivme kayıtlarının ve gözlenen makrosismik şiddetin değerlendirildiği yeni bir yaklaşım geliştirilmiştir. Yürütülen çalışmalarda, ana deprem sırasında hasar görmüş binaların artçı deprem etkisi altındaki göçme kırılganlıkları detaylı şekilde incelenmiştir. Ana deprem sırasında hasar görmüş binaların göçme sınır durumlarına hangi sarsıntı seviyelerinde ulaştıkları, zaman tanım analizleriyle belirlenmiştir. Bu sayede, hasarlı binaların göçme olasılığının, hasarın seviyesine göre ne şekilde farklılık gösterdiği değerlendirilmiştir. Bu analizler, farklı kat adedine sahip binalar için tekrar edilerek, bina kat adedinin, artçı deprem etkisi altında göçme olasılığı üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Benzer incelemeler, yetersiz süneklik kapasitesine sahip binalar için de tekrar edilmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında, hasarlı binaların belirli artçı deprem seviyelerinde göçme olasılıklarıyla taşıyıcı sistem özellikleri arasındaki ilişki belirlenmiştir. Proje kapsamında geliştirilen risk derecelendirme yaklaşımının hasarlı yapıların değerlendirilmesinde kullanılabilecek akılcı ve tutarlı bir stratejidir.
