TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/8652
Browse
7 results
Search Results
Article The Period Of Prescription In The Detection Of Service And Cases Where The Period Of Prescription Does Not Run(2023) Çopuroğlu, ÇağlarSosyal sigorta sistemimiz her ne kadar zorunluluk ilkesi üzerine inşa edilmiş olsa da işverence çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumu’na kısmen veya tamamen bildirilmemiş ve çalışmaları Kurum’ca da saptanamamış çalışanların varlığı söz konusudur. Kayıt dışı çalışmış olan sigortalı, mahkemeden alınacak bir ilâm ile sigortalı hizmetlerini tespit ettirebilir ve bu sayede sigortalılık haklarından yararlanma imkânı bulur. Ancak Kanun’da anılan şekilde kayıt dışı gerçekleşmiş olan hizmetlerin tespiti için beş yıllık hak düşümü süresi belirlenmiştir. Bu süre, hizmetlerin geçtiği yılın veya sigortalı çalışırken ölmüş ise, ölümün gerçekleştiği yılın son gününden itibaren işlemeye başlar. Süre geçtikten sonra sigortalıların hizmetleri değerlendirilmemektedir. Hak düşümü süresi, hakkı ortadan kaldırmakta, durdurmamakta ve kesmemektedir. Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi söz konusu olduğundan Anayasal sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmamakta ve kişilerin sosyal güvenlik hakkını zedelemektedir. Bu hakkı korumak amacıyla Yargıtay, bazı durumlarda hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini kabul etmiştir. Yargıtay’a göre; sigortalı işe giriş bildirgesinin verilmiş olması, ilgili dönem içinde kısmen dahi olsa Kurum’a hizmetin bildirilerek aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi veya Sosyal Sigortalar Kurumu’nca, çalışmanın tespit edilmiş olması hallerinde hak düşümü süresi işlemez ve bu durumda sigortalı hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren hesaplanan beş yıllık süre ile bağlı olmaz; hizmetin tespiti için her zaman dava açılabilir.Article 7438 Sayılı Kanun’un (EYT) Anayasa’ya Aykırılığı(2023) Çopuroğlu, ÇağlarKnown by the public as the Victims of De- layed Pension Age (EYT), Law No. 7438 stip- ulates that those who will apply for old-age pension or pension within the scope of the SSI, Bağ-Kur (the Social Security Organiza- tion for Artisans and the Self-employed), and the Retirement Fund of Civil Servants will be granted a pension if they meet other condi- tions except age. Accordingly, for those who started working before 08.09.1999, when Law No. 4447 entered into force, the “age condition was abolished”, but the conditions of duration of insurance and number of premium pay- ment days remained in force. The regulation caused a gap between the insurance rights of insured persons who start- ed working before this date and those who started working on this date. If the insured person is male, the difference of one day in the starting date of the insurance will result in a difference of up to 17 years in terms of entitle- ment to an old-age pension and up to 20 years if the insured person is female. Therefore, these regulations are not reasonable, fair, and proportionate; they are incompatible with the duties of the state as a social state of law and the right to social security. Consequently, Law No. 7438 is unconstitutional under Articles 2, 5, and 60 of the Constitution and should be annulled. The conditions to qualify for old-age pensions should be regulated urgently, again, with gradual transition provisions.Article Yüksek Enflasyon Döneminde İşçi Alacakları ve Aşkın (Munzam) Zarar(2024) Çopuroğlu, Çağlarİşçilik alacakları parasal alacaklardır. Para borçlarında temerrüde düşen borçlunun, asıl alacak yanında temerrüt faizinden de sorumluluğu doğar. Temerrüt faizinin amacı, alacaklının alacağının zamanında ifa edilmemesi dolayısıyla uğradığı zararı telafi etmektir ancak yüksek enflasyon dönemlerinde bu mümkün olmamaktadır. Uzun yargılama süreleri ve paranın değerindeki düşüş, borcunu geç ifa eden borçlunun yararına olmaktadır. Bununla birlikte, temerrüt faizi ile giderilemeyen maddi zararın karşılanması için aşkın (munzam) zarar talebinde bulunmak mümkündür. Ne var ki yeknesak olmayan mevcut yargısal uygulamalar, aşkın zararın ispatını zorlaştırmakta, borcunu zamanında ifa etmeyen borçlunun lehine işleyen sistemi hakkaniyete aykırı olarak devam ettirmektedir. Anılan durum gerek ilgili kanunların düzenleme amacına gerek evrensel bir ilke olan “hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz” prensibine aykırıdır. Devlet tarafından da varlığı kabul edilerek dönemsel olarak sürekli açıklanan enflasyon oranı, yüksek enflasyon döneminde paranın alım gücünü o kadar düşürmektedir ki, devlet kendi alacaklarının değer kaybını korumak için onları enflasyon oranına endeksleyen düzenlemeler yapmaktadır. Devletin kendisini böyle korumasına yol açan ekonomik veriler karşısında adi alacaklıların temerrüt faiziyle yetinmesini beklemek adalet ve hakkaniyet düşüncesiyle bağdaşmaz. Dava sonunda haksız bulunan tarafın kârlı ve mutlu, haklı bulunan tarafın ise zararda ve mutsuz olduğu bir yargılama ile adaletin sağlanabildiği söylenemez. İşçilik alacakları bakımından aşkın zararın varlığında, salt enflasyonun varlığı ve paranın değerindeki düşüş, başlı başına bir ispat vasıtası olarak kabul edilmeli ve işçilik alacakları korunmalıdır.Article Karar İncelemesi: Fiili ve İtibari Hizmet Süresi Zammı(2023) Çopuroğlu, ÇağlarUzun vadeli sigorta kolları kapsamındaki yaşlılık sigortası kolundan sağlanan yaşlılık aylığı; aylık bağlama koşullarındaki farklılıkları ile birlikte 506, 1479 ve 5434 sayılı Kanunlarda da yer almakta ve 5510 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi gereğince bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce anılan Kanunlara tabi olanlar hakkında uygulanmaya devam edilmektedir. Sigortalıların hizmetlerinin geçtiği hukuki statü ve tabi olunan kanunlar farklılık gösterebildiğinden, bu hizmetlerin birleştirilmesi gerekmektedir. 5510 sayılı Kanun’un atıfları dolayısıyla, yaşlılık aylığına hak kazanmak bakımından, uygulanacak olan kanun 5510 sayılı Kanun değil, sigortalıların önceki dönemde kapsamına girdikleri (tabi oldukları) kanundur. Dolayısıyla sosyal güvenlik sistemimizdeki eski üçlü yapı esas alınarak 506, 2925, 1479, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar, yaşlılık aylığına hak kazanmak bakımından önem arz etmektedir. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Ek 5, 5510 sayılı Kanun’un 40 ve 5434 sayılı Kanun’un 32. maddesinde düzenlenen itibari ve fiili hizmet zammı sürelerinin aynı amaca hizmet eden hukuki düzenlemeler olarak Kanun’da yer aldığı kuşkusuzdur. Sosyal güvenlik hukukunda ilgili düzenlemelerin hukuki niteliği, lafzından öncelikli olarak dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla yapılması gereken, sigortalının sigortalılığına eklenecek fiili/itibari hizmet süresi zammını, çalıştığı dönemle orantılı olarak, hizmetinin geçtiği döneme eklemek ve sigortalının kademeli geçiş hükümleri karşısındaki durumunu buna göre belirlemektir.Article Pandemi Döneminde İşyerinde Covid-19 Aşı Zorunluluğu Sorunu ve Tarafların Hakları(2021) Çopuroğlu, Çağlarİşyeri, sosyal bir ortamdır. İşçilerin nefes alıp vermeleri ve konuşmaları kadar, öksürmeleri ve hapşırmaları da insan doğası gereği, son derece olağandır. Birlikte çalışan, yan yana bulunan, aynı ortamda yemek yiyen, sigara içen ve işyeri ortamında benzeri birçok şeyi bir arada yapan işçiler, ciddi bir bulaş riski altındadırlar. Hastalığın ölümcül olması, kuluçka süresinin uzun olması ve hastalığın semptomsuz geçirilerek, hasta olduğunun farkına varmadan virüsü yayan insanların varlığı, işçilerin kendisi kadar aile bireylerini de tehdit eder. İşveren açısından ise bu tehdit, işverenin kendi sağlığı üzerinde yaratabileceği etkilerin yanı sıra, işçilerin hastalanması, kendisi hastalanmasa dahi hasta olan diğer bir işçi ile temas ettiği için sağlıklı olsa bile karantinaya alınması, bu sebeple yaşanacak işgücü kaybı ve bunun doğal sonucu olarak da üretimin azalması ve hatta durmasıdır. İşverenin, iş sözleşmesinden doğan borçlarından bir tanesi de işverenin işçiyi gözetme borcudur. İşçiler de iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmasını, sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmayı, bunu sağlama yükümlülüğü altında bulunan işverenden her zaman talep edebilirler. İşverenin alacağı önlemlerde, günün koşullarında bilim, teknik ve tecrübenin neleri işaret ettiği önemlidir. Bugün, bilim, teknik ve tecrübe, yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi, aşıyı işaret etmektedir. İşyerinin ve işçinin yapmakta olduğu işin özelliklerine göre, tarafların sözleşmeyi fesih haklarının yanı sıra, işçilerin alınmamış iş güvenliği önlemleri dolayısıyla çalışmaktan kaçınma hakları da kullanılabilecektir. Anılan fesih hakkı, son çare olarak, uzaktan çalışma ve benzeri bulaş riskini ortadan kaldıracak diğer önlemlerin mümkün olmaması halinde işverence son çare olarak uygulanabilir.Article Yurt Dışı Hizmet Borçlanmasında, Borçlanılan Sürenin Hangi Döneme Mal Edileceği Sorunu(2019) Çopuroğlu, ÇağlarSigortalılar yurt dışında geçirdikleri bazı süreleri, borçlanarak hizmetlerine ekletebilirler. Hangisürelerin borçlanılabileceği kanunda sınırlı sayıdasayılmışken, sigortalı bu süreleri tamamen borçlanabileceği gibi belli bir dönemini borçlanmayı seçebilir. Kademeli geçiş hükümleri dolayısıyla, yurtdışı hizmet borçlanmasına ilişkin mevcut durumda, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ve Yargıtay’ınyeknesak olmayan uygulamaları, sigortalıları hakkaybına uğratır niteliktedir. Sigortalının borçlanma dönemlerinin, tarih seçilmiş olduğu durumlarda, ait olduğu devreye mal edilmesi gerekir.Hizmetler bu şekilde mal edildiğinde, yaşlılık aylığına hak kazanmak bakımından prim ödeme günsayısını düşürdüğü gibi aylık miktarına da olumluetki edebilmektedir. Ayrıca bu şekilde sigortalılararasında farklı ve diğer borçlanma halleriyle çelişik uygulamalara da son verilmiş olacaktır.Article 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun Grev ve Lokavta İlişkin Düzenlemeleri(2013) Çopuroğlu, ÇağlarToplu iş ilişkilerini düzenleyen 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun yerini alan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, önceki iki düzenlemeyi tek bir kanun altında toplamış ve yeni kanunla birlikte toplu ilişkilerde bazı değişiklikler söz konusu olmuştur. Yeni düzenlemelerde, grev yasakları bakımından daralma söz konusudur ve greve ilişkin süreler, konut hakları, eylem ve propaganda gibi haklar işçi lehine genişletilmiştir. Lokavt da greve karşı bir işveren hakkı olarak yine yasada yer bulmuştur. Bununla birlikte grev hakkı başlı başına bir hak olmaktan ziyade, yine toplu iş sözleşmesi sistemi içerisinde düzenlenmiş olup, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ülkemize öteden beri yöneltmekte olduğu eleştirilerinin yeni düzenlemelerle büyük ölçüde karşılanmadığı görülmektedir.
