TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/8652

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 64
  • Publication
    Emotion Regulation in Chronic Diseases: A Review on Cardiovascular System Diseases, Cancer, Migraine, Psoriasis and Fibromyalgia
    (2023) Tuna, Ezgi
    Emotion regulation (ER) involves conscious and automatic regulation of the occurrence, type, intensity, timing, and expression of emotions. Previous studies indicate that ER not only affects individuals’ mental health outcomes, but also plays a critical role in physical health as well. Especially in chronic diseases, how emotions are regulated shapes many patient variables including self-care, treatment adherence, and stress management; affecting both physical and psychological well -being. Furthermore, there is evidence that ER plays a role in initiation and prognosis of some chronic diseases. The aim of this review article was to summarize evidence regarding the association between chronic diseases and ER, and describe limitations in the existing studies in order to guide future research. To reach this aim, after a brief discussion of the mechanisms between emotions and health, we discussed research findings on ER in cardiovascular disease (CVD), cancer, migraine, fibromyalgia, and psoriasis, respectively. Findings indicate that emotion and ER play a role in the etiology of CVD; yet there are mixed findings regarding their role in the etiology of cancer. Research on migraine, psoriasis and fibromyalgia are rather correlational. Findings generally suggest that individuals with a chronic disease report more problems in ER as compared to healthy individuals. Frequent use of less adaptive strategies among patients have been related to less favorable outcomes such as psychopathology symptoms, bodily symptoms, and lower quality of life. Understanding ER in chronic diseases could guide the development of prevention and intervention programs aimed at incr easing patients’ quality of life. The article ends with an evaluation of the literature and suggestions for clinical practice.
  • Article
    Nitelik Mi, Nicelik Mi? Türkiye’de Psikoloji Lisansüstü Programlarına Yönelik Bir İnceleme
    (2023) Çoksan, Sami; Göncü-Köse, Aslı; Yaşın-Tekizoğlu, Fatma
    Türkiye’deki lisansüstü psikoloji programlarının sayısı her geçen yıl hızla artmaktadır. Bununla birlikte, bu prog- ramların nitelik ve niceliklerine ilişkin YÖK’ün sunduğu resmi bir veri bulunmamaktadır. Ayrıca, psikolojinin popüla- ritesi üniversiteleri sürekli olarak yüksek lisans veya doktora programları açmaya yöneltirken, bu programların lisan- süstü program açılması için YÖK tarafından belirtilen kriterleri ne derecede sağladığı bilinmemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada Türkiye’deki psikoloji lisansüstü programlarının sayısının, psikoloji alanlarının mevcut programlar içindeki dağılımının ve psikoloji lisansüstü programlarında yer alan öğretim elemanlarının doktora, tıpta uzmanlık veya doçentlik alanlarının ayrıntılı bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, YÖKAKADEMİK veri tabanı ve ilgili programların internet sayfaları kullanılarak Ocak-Nisan 2021 tarihleri arasında oluşturulan veri seti incelenmiş, Türkiye’de psikoloji alt alanlarında yürütülen yüksek lisans ve doktora programları ve bu programlardaki akademisyen- lerin doktora, tıpta uzmanlık veya doçentlik alanları hakkında detaylı bilgiler elde edilmiştir. Toplam 34 üniversitede 86 yüksek lisans, 16 üniversitede 42 doktora programında eğitim, psikoloji alanında doktorası veya doçentlik derecesi olan öğretim üyeleri tarafından verilmektedir. Buna karşın, YÖK tarafından belirlenmiş resmi gerekliliklerin aksine, toplam 44 üniversitenin 92 yüksek lisans programında ve 18 üniversitenin 19 doktora programında ilgili alanda doktorası veya do- çentlik derecesi olmayan öğretim üyeleri tarafından eğitim-öğretim verildiği bulunmuştur. Bu öğretim üyeleri psikiyatri (f = 78), adli bilimler (f = 18) veya psikolojik danışma ve rehberlik (f = 16) gibi alanlarda doktoralarını tamamlamışlardır. Ayrıca, akademik kadrosunda psikoloji derecesi olan öğretim üyesi bulunmayan çeşitli bölümler tarafından da psikoloji lisansüstü programları açılmıştır. YÖK lisansüstü eğitim-öğretime ilişkin kural ve yönetmelikler belirlemesine rağmen, bunların her kurumda uygulanmadığı görülmektedir. Bu çalışmanın araştırmacılara ve eğitim otoritelerine Türkiye’deki psikoloji eğitim-öğretimi ile ilgili politika ve uygulamalar geliştirmelerine yardımcı olabilecek bilgiler sağlaması ve reh- berlik etmesi temenni edilmektedir.
  • Article
    Kültüre Özgü ve Evrensel Yönleriyle İş Yerinde Cinsel Taciz Ölçeği
    (2023) Ok, A. Basak; Karanfil, Derya; Toker-Gültaş, Yonca; Acar, Ferıde Pınar; Göncü-Köse, Aslı; Sumer, H. Canan
    İş yerinde cinsel taciz ve tacizin ölçümü konusunda Türkiye’de az sayıda sistematik araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye’de kadın ve erkek çalışanlara uygulanabilecek hem evrensel hem de kültürel bağlamı yansıtan bir iş yerinde cinsel taciz ölçeği geliştirmektir. Bu amaçla, dört bağımsız örneklem kullanılarak, biri nitel araştırma, üçü de nicel araştırma olmak üzere dört aşaması bulunan iki çalışma yürütülmüştür. Çalışma 1 kapsamında ölçek geliştirilmiş, Çalışma 2 kapsamında ölçeğin geçerliği sınanmıştır. Çalışma 1 – Aşama 1’de bir nitel araştırma yürütülmüş (N = 149) ve Türkiye’nin dört farklı bölgesini temsil eden altı ilde toplam 15 odak grup mülakatı gerçekleştirilmiştir. Bu odak grup mülakatları ile Türkiye’de iş yerinde cinsel taciz kapsamına giren davranışlar tespit edilmiştir. Tematik analiz temelinde boyutlar belirlenmiş ve ölçek için bir madde havuzu oluşturulmuştur. Çalışma 1 – Aşama 2’de (N = 348) keşifsel amaçla yapılan açımlayıcı faktör analizi tekniği ile 26-maddelik İş Yerinde Cinsel Taciz Ölçeği (İCTÖ) oluşturulmuş ve ölçeğin 4-faktörlü bir yapısı olduğu tespit edilmiştir. Çalışma 2 – Aşama 1’de (N = 482) ölçeğin 4-faktörlü yapısı doğrulayıcı fak- tör analizleri ile desteklenmiştir. Bu aşamada ayrıca ölçeğin ölçüt-bağıntılı geçerliğini destekleyecek şekilde İCTÖ’nün işle ilgili önemli sonuç değişkenleriyle anlamlı ilişkiler sergilediği bulunmuştur. Çalışma 2 – Aşama 2’de (N = 170) ölçeğin örtüşen ve ayrışan geçerliği gösterilmiştir. Bu çalışmalarda ilişkiler keşifsel olarak kadın ve erkek örneklemle- rinde ayrı ayrı incelenmiştir. Bulgular, evrensel ve kültüre özgü davranışlar içeren İCTÖ’nin hem kadın hem de erkek çalışanların iş yerinde cinsel taciz deneyimlerini ölçmede güvenirliği, yapı ve ölçüt-bağıntılı geçerliği yüksek bir ölçüm aracı olduğunu göstermektedir.
  • Article
    Influences of Fluency and Familiarity Misattribution on Autobiographical Memory Judgments
    (2022) Inan, Asli; Tekman, Hasan Gürkan
    Akıcı işlemenin neden olduğu aşinalık, akıcılığın kaynağı belirlenemezse geçmiş deneyimlere yanlış atfedilebilir. Bu akıcılık ve aşinalık etkisi epizodik bellek çalışmalarında aşinalığın yanlış atfedilmesi hipotezi olarak sunulmuştur. Bu çalışmada akıcı işlemeden kaynaklanan aşinalığın yanlış atfedilmesi hipotezi otobiyografik bellek için test edilmiştir. Bu hipotezi test etmek için tekrarın ön hazırlama etkisi kullanılmıştır. Akıcılığın kaynağına ilişkin farkındalık ön hazırlayıcının eşik üstü ya da eşik altı sunulması ile belirlenmiştir. Yaşam Olayları Envanteri insanların başlarından geçen olaylar hakkında güven derecelendirmesi yapmalarına imkan sağlayan ve otobiyografik bellek çalışmalarında kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmada katılımcılara bir Yaşam Olayları Envanteri maddesine yanıt vermeden önce eşik altı ya da eşik üstü bir ön hazırlayıcı sunulmuştur. Ön hazırlayıcı Yaşam Olayları Envanteri cümlesinin yüklemiyle aynı ya da farklı bir yüklem olarak gösterilmiştir. Katılımcıların eşik altı ön hazırlayıcıların cümlenin yüklemiyle aynı olduğu olaylar için eşik altı ön hazırlayıcıların cümlenin yükleminden farklı olduğu olaylara kıyasla daha yüksek güven derecelendirmesi verdikleri gözlemlenmiştir. Aşinalığın yanlış atfedilmesi hipotezi ile tutarlı olarak, ön hazırlayıcıların eşik üstü olması dolayısı ile katılımcıların ön hazırlayıcıları gördüklerinin farkında olmaları durumunda güven derecelendirmesinde görülen bu fark ortadan kalkmıştır. Deneyin sonuçları, daha akıcı işlemenin diğer bir deyişle işleme kolaylığının artmasının, katılımcıların geçmişlerinde bir olayın olup olmadığına ilişkin verdikleri güven derecelendirmelerini etkileyebileceğini göstermiştir.
  • Article
    Citation - Scopus: 4
    Working Memory Functions in Autism Spectrum Disorder: a Review
    (Association for Clinical Psychology Research, 2021) Çağlar, E.; Kaynak, H.
    Autism spectrum disorder, one of the most common neurodevelopmental disorders, is a lifelong condition, especially with difficulties in social communication, limited interest, and repetitive behavior. Working memory, as a basic executive function, is a cognitive process also associated with impulse control, inhibition, organization, mental flexibility, focusing on one's attention, planning, responding to new situations, initiating and monitoring actions, problem solving, and goal-directed behaviors. Studies suggest that working memory impairments are associated with repetitive behaviors, and the risk for academic failure observed in autism spectrum disorder, and other neurodevelopmental disorders. From this point of view, working memory deficits are often found in neurodevelopmental disorders, especially in autism spectrum disorder. In the current study, following an introduction to autism and working memory, working memory functions associated with autism spectrum disorder were reviewed in detail. In this context, brain imaging studies highlighting the importance of frontal lobe functions, links between repetitive behaviors and working memory, and age differences in working memory functions were summarized. Next, working memory deficits in other neurodevelopmental disorders, such as attention defi-cit/hyperactivity disorder and pervasive developmental disorder were discussed in comparison with autism. Finally, the conclusion part of the current review tried to provide a contribution to future studies. © 2021 Association of Clinical Psychology Research.
  • Article
    Losing the Life: A Review on Autobiographical Memory in Alzheimer’s Disease
    (2021) Cengil, Betül Beyza; Kaynak, Hande; Aydın, Öykü
    Alzheimer hastalığı, progresif ve nörodejeneratif bir beyin hastalığı olup yaşlı yetişkinler arasında en yaygın görülen demans tipidir. Alzheimer hastalığı, diğer demans tiplerinin aksine progresif bellek bozulmaları ile karakterizedir. Alzheimer hastalığında görülen bellek bozulmalarından biri olan otobiyografik bellek ise kişinin yaşamı boyunca meydana gelen olayların depolandığı bellek olarak tanımlanır. Alzheimer hastalığında otobiyografik bellek süreçlerinde gözlemlenen düşüşün bir sonucu, geçmiş dönemden ziyade, yakın dönem otobiyografik anıların geri getirilmesinde yaşanan zorluktur. Hem olaysal hem de anlamsal bileşenleri içeren bu bellek tipi, kişinin benlik kavramı için de önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Alzheimer hastalarında otobiyografik bellek süreçlerinin güncel alan yazında nasıl ele alındığını incelemektir. Derlemenin giriş kısmında Alzheimer hastalığı ve hastalık ile ilişkilendirilen bilişsel süreçler, otobiyografik bellek performansının benlik için önemiyle birlikte detaylı olarak sunulmuştur. Derlemenin ikinci kısmında Alzheimer hastalarında otobiyografik bellek bozulmaları tartışılmış ve otobiyografik belleğe etki eden duygu ve koku duyusu gibi faktörlerden ilgili nöral yapılar ile birlikte bahsedilmiştir. Bu bağlamda sırasıyla duygusal boyutun (örneğin, değerlik) otobiyografik anıların oluşumu ve geri getirilmesi üzerindeki etkisi tartışılmış ve otobiyografik belleğin koku uyaranlarıyla nasıl çalışıldığı ele alınmıştır. Otobiyografik bellek ve duygu arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalar, Alzheimer hastalığında otobiyografik anıların içeriğinin olumluya doğru kaydığını, bu kapsamda Alzheimer hastalarının daha olumlu otobiyografik anılarını hatırladıklarını göstermiştir. Ek olarak, koku uyaranlarının sözel ve görsel uyaranlardan daha fazla otobiyografik anı üretmeye neden olduğu bulunmuştur. Mevcut derlemenin sonuç kısmı, gelecek çalışmalara yön verebilecek bazı önerilere ayrılmıştır. Örneğin, Alzheimer hastalığının farklı evrelerinde otobiyografik belleğin incelenmesi ve bellek performansının ilgili değişkenler açısından karşılaştırılması, Alzheimer hastalığında otobiyografik belleğin doğası hakkında ayrıntılı bulgular sağlamanın yollarından biri olabilir.
  • Article
    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Hastalarında Üstbilişlere İlişkin İnançlar
    (Klinik Psikiyatri dergisi, 2019) Yazihan, Nakidil; Yelboga, Zekeriya
    Amaç: Üstbiliş (metacognition) kavramı, bilişleri kontroleden, düzenleyen ve değerlendiren üst düzey bilişselyapı, bilgi ve süreçler olarak tanımlanabilir. Çalışmanınamacı Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)hastalarında hangi üstbiliş süreçlerinin kullanıldığını,üstbilişlerin çeşitli semptomlarla nasıl bir ilişki içindeolduğunu araştırmaktır. Yöntem: Örneklem, 52 TSSBhastası (yaş ortalaması=31,67±6,54) ve 54 sağlıklı (yaşortalaması=29,00±6,61) katılımcıdan oluşmuştur.Üstbiliş süreçlerini değerlendirmek amacıyla Üstbiliş-30ölçeği; semptom taraması yapmak amacıyla RuhsalBelirti Tarama Listesi uygulanmıştır. Bulgular: Elde edilenveriler MANCOVA kullanılarak analiz edilmiştir. Analizsonuçlarına göre üzüntü ve zihinsel ruminasyonlarıntehlikeli, kontrolünün güç ve olumsuz olduğuna ilişkininançları içeren “kontrol edilemezlik ve tehlike”; bazıdüşüncelerin kontrol edilmesi ve bastırılması gerektiğineilişkin inançları içeren “düşünceleri kontrol”; kişininbellek ve dikkat mekanizmalarına olan güvensizliğineilişkin inançları içeren “bilişsel güven” alt boyutlarındaTSSB grubu anlamlı olarak daha yüksek puan almıştır.Buna karşın üzüntü ve ruminasyonun işlevsel olduğunadair maddelerin yer aldığı “olumlu inanç” boyutlarındaise TSSB grubu daha düşük puan almıştır. Sonuç: Travmahastaları üzüntü ve ruminasyonun kendileri için olumsuzsonuçları olduğunu düşünmekte, bazı düşüncelerinintehlikeli olduğu için baskılanması ve kontrol edilmesigerektiğine inanmaktadırlar. Hastalarda başta obsesif,depresif ve psikotik belirtiler olmak üzere tüm semptomlardaki artış patolojik tarzda üstbiliş faaliyetlerininartması şeklinde yansımıştır. Travma hastalarında obsesifdüşünceler, öfke-düşmanlık, kişiler arası duyarlılık belirtileri daha büyük oranda hastaların düşüncelerinin tehlikeli olduğu ve kontrol edilmesi gerektiğine ilişkinüstbilişlerle ilişkili gözükmektedir.
  • Article
    Sağlıklı Yetişkinlerde Sinirsel Geribildirim Eğitiminin Dikkat Değişkenleri Üzerindeki Etkisi
    (2019) Kaynak, Hande; Erdenız, Burak
    Bu çalışmanın amacı sinirsel geribildirim (neurofeedback) eğitiminin dikkat süreci üzerindeki etkisi sağlıklı yetişkinlerden oluşan iki katılımcı grubunda incelenmiştir. Deney esnasında, deneysel gruptaki katılımcılar, bir yandan sinirsel geribildirim eğitimi alırken diğer yandan kendilerinden bilgisayar ekranında gösterilen iki adet bulmaca oyununu tamamlamaları istenmiştir. Bu işlem sırasında, katılımcıların bulmaca çözme performansı, elektrotların yerleştirildiği Cz bölgesinden elde edilen beyin dalgalarına göre değişim göstermektedir. Ayrıca, toplam yedi sinirsel geribildirim oturumu öncesi ve oturum sonrasında seçici dikkat performansını ölçmek amacıyla Stroop görevi kullanılmıştır. Stroop görevinin sonuçları, sinirsel geribildirim eğitimi öncesi ve sonrasında kaydedilen tepki süreleri arasında anlamlı fark bulunduğunu gösterse de, grubun (deneysel grup ve kontrol grup) temel etkisi anlamlı bulunmamıştır. Diğer yandan, oturumlar boyunca bulmacaları tamamlamak için gerekli tepki süresi deneysel ve kontrol gruplarında anlamlı olarak değişiklik göstermemiştir. Eğitim oturumlarının sayısını artırarak ve eğitim oturumlarında daha dikkat gerektiren bir görevi kullanarak eğitim programının iyileştirilmesi sonucunda, sinirsel geribildiriminin beklenen etkisi görülebilir.
  • Article
    Psychometric Properties Of The Responsibility Scale
    (2018) Öge, Burak; Topcu, Merve; Gencoz, Faruk
    Literatürde sorumluluk kavramı farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Araştırmaların çoğu sorumluluğun duruma bağımlı oluşuna odaklanmaktadırlar ancak kişisel sorumluluk ile ilgili kısıtlı da olsa araştırma ile karşılaşmak mümkündür. Bu yazı, kişisel sorumluluk kavramını ölçmek amacıyla bir ölçek geliştirmek ve psikometrik özelliklerini değerlendirmektedir. Ayrıca ücretsiz erişim sağlayan bu ölçek ile diğer araştırmacıları teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda iki set veri toplanmıştır. İlk veri seti, faktör analizi ve test - yarı test güvenilirliği içindir. İkinci data ise çakışmalı geçerlilik (concurrent validity) için kullanılmıştır. Sonuçlar, ölçeğin duygusal, bilişsel ve davranışsal olmak üzere sorumluluğun üç boyutlu olduğunu göstermiştir. Tüm ölçek ve faktörlerin geçerlilik ve güvenilirlik değerleri iyi olarak bulunmuştur.
  • Article
    Pozitif ve Negatif Duyguların İyimserlik-Karamsarlık ve Yaşam Doyumu Arasındaki İlişkide Ara Bulucu Etkisi
    (2013) Uğurlu, Ozanser
    Bu çalışmanın amacı üniversitesli öğrencilerde iyimserlik-karamsarlık ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide pozitif ve negative duygunun ara bulucu rolünü çalışmaktır. Çalışmaya 95 kadın ve 151 erkek üniversite öğrencisi katılmıştır. Bu katılımcıların yaşları 18 ila 26 arasında ve yaş ortalaması 21.09 (SS = 2.34) değerindedir. Katılımcılar Yaşam Yönelimi (Oryantasyonu) Ölçeği, Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği ve Yaşam Doyum Ölçeğini doldurmuşlardır. Bulgulara gore iyimserlik ile karamsarlık arasındaki korelasyon -.40 değerindedir. İyimserlik, pozitif duygu (r = .40), negative duygu (r = -.26) ve yaşam doyumu (r =.36) ile anlamlı düzeyde korelasyon göstermektedir. Benzer şekilde, karamsarlık pozitif duygu (r = -.26), negative duygu (r = .39) ve yaşam doyumu (r = -.30) anlamlı düzeyde ilişkilidir. Son olarak, iyimserlik yaşam doyumunu hem doğrudan hem de pozitif duygu aracılığı ile yordamakta iken karamsarlık yaşam doyumunu doğrudan yordamaktadır