TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/8652
Browse
29 results
Search Results
Article Vernaküler Mimari ve Kırsal Yapılı Çevre Bileşenlerine ‘Yer’ ve Tektonik Odaklı Bir Yaklaşım: Doğu Karadeniz Bölgesi Örneği(2025) Akbaş, Gamze; Büke, Fatma Gül ÖztürkÇalışma, “yer” ve tektonik kavramlarının birlikte etkileşimde oldukları, birbirlerini tamamladıkları ve hatta var ettikleri düşüncesinden yola çıkmakta; bu ilişkiyi görünür kılan vernaküler mimariyi ele almaktadır. Makalede, kırsal yapılı çevrede, “yer” ve tektonik arasındaki bağın, yapı yapma sanatının üç aşaması olan; “yer seçimi,” “yere müdahale biçimi” ve “örüntü diline” göre biçimlenen vernaküler mimari aracılığıyla kurulduğu ve vernaküler mimariyi bir “yer”e özgü kılan şeyin bu üç unsurun karşılıklı etkileşimine dayanan bu bağ olduğu önerisi üzerinde durulmaktadır. Öneri, Doğu Karadeniz Bölgesi vernaküler mimarisine özgü kırsal yapılı çevrenin üç bileşeni; “teras,” “köprü” ve “serender” üzerinden test edilmektedir. Araştırma sonucunda, yapı sanatının üç aşamasına uymayan sağlıksız yenileme ve yeniden yapım çalışmalarının, kırsal yapılı çevrede “yer” ve tektonik ilişkisini yok sayan “melez yapıları” ve “sahte vernakülerleri” ortaya çıkardığı vurgulanmaktadır.Article Kırsal Alanlarda Kültürel Mirasın Korunmasında Toplumsal Motivasyonlar: Cemil Köyü (Kapadokya) Örneği(2025) Kahraman, Z. Ezgi; Yeşilbağ, DamlaKültürel mirasın korunması disiplini zaman içinde mirasın fiziksel bütünlüğünü temel alan teknik bir uygulama alanı olmaktan çıkarak, bireylerin ve toplumların atadığı anlam ve değerlere odaklanan sosyo-kültürel bir pratiğe evrilmiştir. Bu kapsamda ortaya çıkan yeni eleştirel yaklaşımlar, mirasın olduğu kadar toplumun miras ile ilişkilerinin de korunmasına yönelik yeni bakış açıları sunmaktadır. Ancak Türkiye’deki yasal ve kurumsal çerçeve kapsamında, insan merkezli bu yaklaşımların uygulanması ve toplumun koruma süreçlerine dahil edilmesi çoğu zaman kısıtlı kalmaktadır. Bu kısıt altında toplumun kendi hassasiyetleri, ihtiyaçları ve dinamikleri sayesinde, kurumsal ya da yasal bir çerçeve olmaksızın içinde yaşadığı kültürel miras alanlarını korumaya yönelik bir eğilim gösterip göstermediğinin araştırılması önem kazanmaktadır. Bu çerçevede bu çalışma, temel koruma müdahalelerinin henüz gerçekleşmediği kırsal bir yerleşim olan, Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde bulunan Cemil Köyünde, geleneksel yapıların mevcut durumunu tespit etmeyi ve toplumun mirası korumasını sağlayan temel motivasyonlarını incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın mekânsal analizler ve derinlemesine mülakatlara dayanan bulguları, bu yapıların nasıl, kim tarafından ve hangi motivasyonlarla korunduğu sorularına cevap vermiştir. Yapıların büyük ölçüde kullanıcıların bireysel çabalarıyla şekillenen yerel koruma pratikleri ile varlıklarını günümüze kadar devam ettirdiği görülmüştür. Toplumun mirası korumasına ilişkin temel motivasyonların geçmişlerine ait tarihi ve kültürel sembollerin, köyün doğal çevresinin, geleneksel yapıların yapısal niteliklerinin, temel ekonomik geçim kaynağı olarak tarımsal aktivite mekanlarının ve toplumsal bağların sürekliliğinin korunmasıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulguların kültürel mirasın korunmasına yönelik insan/toplum odaklı yaklaşımların geliştirilmesine katkıda bulunacağı ve kültürel mirasın korunmasında toplulukların oynadığı rolü inceleyen çalışmalar için temel oluşturacağı düşünülmektedir.Article Müzelerin Kamusallaşma Süreci ve Müze Mekânının Dönüşümü: Toplumsal Dönüşüme Koşut Olarak Müzelerin Kavramsal ve Mekânsal Değişimi(2025) Çavdar, Rabia Çiğdem; Aktan, Arda İlayda Sağlam; Urey, Zeynep Cıgdem UysalBu çalışma, müzelerin kamusallaşma sürecini, tarihsel süreçte geçirdikleri kavramsal ve mekânsal dönüşümler üzerinden değerlendirmeyi ve toplumsal yapıdaki dönüşümlere ve kamusal alanın tarihsel değişimine paralel olarak müze mekânında yaşanan dönüşümleri kuramsal bir çerçeve içerisinde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yürütülen çalışmada, Jürgen Habermas’ın kamusal alan kuramı ve Henri Lefebvre’in mekânın toplumsal üretimi yaklaşımından hareketle oluşturulan kuramsal çerçeve doğrultusunda, müzelerin yalnızca sergi alanları değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, kolektif hafızanın ve ideolojik temsillerin biçimlendiği kamusal mekanlar olduğu savunulmaktadır. Çalışmada, mekânın oluşum ve dönüşüm süreçlerinin toplumsal bağlam ile olan koşut ilişkisi çerçevesinde, her bir dönem kendi toplumsal dinamiklerinin getirdiği kamusallık anlayışı ile ele alınmıştır. Tarihsel-kuramsal bir yöntemin benimsendiği çalışmada; tespit edilen dönemsel kırılmalar doğrultusunda, literatürde kırılmalar ile ilişkilendirilen müze yapı örneklerinin plan organizasyonları analiz edilerek, dönemin kamusal alan üretimiyle nasıl ilişkilendikleri incelenmiştir. Mimari plan şemaları üzerinden yapılan mekânsal okumalar, müze yapılarında gerçekleşen dönüşümlerin yalnızca fiziksel biçimlenmelerle değil, aynı zamanda dönemin toplumsal ve siyasal dinamikleriyle şekillendiğini ortaya koymuştur. Yürütülen çalışma neticesinde, müzelerin kamusal mekân olabilme niteliğinin, yalnızca kendi kurumsal dinamiklerine değil, aynı zamanda kamusal alanın tarihsel dönüşümüne, özellikle de demokratikleşme ve eşitlik süreçlerine dayandığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu bağlamda da, müzelerdeki kavramsal ve mekânsal dönüşümün, toplumsal dönüşüme koşut olarak gerçekleştiği öne sürülmektedir. Bu yönüyle çalışmanın, müzelerin tarihsel gelişimini mekânsal analiz ve toplumsal kuram üzerinden ele alarak, bu yapıların toplumsal dönüşümlerle paralel biçimde kamusal mekâna evrildiğini savunan özgün bir araştırma ortaya koyduğu iddia edilmektedir.Article Integrating the Seljuk Cultural Layer Into Contemporary Life: The Case of Niğde Historic City Center(Istanbul Univ, Research Inst Turkology, Dept Art History, 2025) Yavaşcan, Emel Efe; Urak, Zehra GedizGünümüz tarihî kent merkezleri, yer altı ve yer üstündeki tarihî izleriyle, kültürel zenginlikleri ve özgün kimlikle8 rinin yanı sıra, “yerin ruhu”nu yansıtan kentsel hafıza alanlarıdır. Çok katmanlı bu tarihî kent merkezleri, kültür varlıklarının fiziksel ve işlevsel eskimesi, sosyo8kültürel ve ekonomik doku bozulmaları, koruma problemleri vb. sorunlarla giderek çöküntü yerleri hâline gelmektedir. Bu sorunları barındıran Niğde kentinde yapılmış koruma uygulamalarında, kentin yer altında ve yer üstünde bulunan katmanlarının dikkate alınmamış olması çalışmada problem olarak belirlenmiştir. Kentli tarafından tepe olarak algılanan çalışma alanı uzun zamandır çöküntü alanı niteliğindedir. Çalışmanın amacı, Niğde Tarihî Kent Merkezi’nin Selçuklu Dönemi’ne ait tarihî katmanını analiz etmek, haritalan8 dırmak ve bu katmanı çağdaş koruma uygulamalarına entegre etmeye yönelik öneriler geliştirmektir. Araştırma verileri, kentin tarihî gelişiminde en belirleyici dönemin Selçuklu Dönemi olduğunu göstermektedir. Bu sebeple çalışma kapsamında bu katman odak alınmıştır. Ayrıca, diğer tarihî katmanların da korunarak günlük yaşama kazandırılmasına katkı sağlamak, bu çalışmanın bir diğer hedefidir. Bu bağlamda, Selçuklu Dönemi’ne ait yer üstü ve yer altı değerlerinin sürdürülebilir korunmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir.Article Tasarım Odaklı Düşünceye Deleuzeyen Bir Bakış: Kartezyen Düşüncenin Ötesinde ‘SANAA’ Mimarlığının Rizomatik Temsili(2025) Tunca, Gülru Mutlu; Demirok, EnginBu çalışma, mimarlık ve mekan üretimi adına geçmişten bugüne Dekartçı Kartezyen alışkanlıklar çerçevesinde gelişen grid(ızgara) sistemine dayalı tasarım düşüncesinin günümüzde geçirdiği dönüşümü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın teorik çerçevesini 20. yüzyılın önde gelen düşünürü Deleuze’ün klasik Batı düşüncesini kritik eden ve buna karşın bir dizi yaratıcı kavram beraberinde alternatif bir düşünce yöntemine işaret eden bakış açısı oluşturmaktadır. Çalışma birbirine artiküle iki basamakta üretilmiştir. Çalışmanın birinci evresinde geçmişten bugüne ızgara sistemiyle düşünmeye alışmış tasarımcı düşünce dönemin önde gelen örnekleri üzerinden analiz edilmektedir. Bu noktada örneklemlerin seçiminde karşılaştırmalı analize dayalı sistematik sınıflandırma yönteminden faydalanılmış ve söz konusu örneklerden elde edilen anahtar bulgular tablolaştırılmıştır. Bu tablolardan elde edilen veriler Deleuzeyen düşüncenin hiyerarşiye dayalı düşünce modelini tasvirleyen ağaç modeli düşüncesiyle kritik edilirken; buna alternatif olarak Deleuze’ün yeni bir düşünme düzlemi olarak önerdiği rizomatik düşünce yöntemi ise araştırmanın ikinci bölümüne işaret etmektedir. İkinci bölümde Deleuze’ün birbirine içkin ve artiküle okunaklı yaratıcı kavramları üzerinden gridal sisteme dayalı ortogonal tasarım düşüncesi dışında bir yaklaşımın mümkün olup olmadığı tartışılır. Bu noktada Pritzker ödüllü Japon mimarlık firması SANAA’nın (Sejima ve Nishizawa) birbirine yakın ölçekli ancak her biri farklı göstergeler taşıyan yapıları üzerinden gridal sistemden uzaklaşarak tasarlanmış 3 örnek yapısı analiz edilmektedir. Araştırma sonunda elde edilen anahtar bulgular yine bir tablo ile derlenmiş, gridal düzleme dayalı alışılagelmiş düşünceye alternatif üretecek nitelikte rizomatik bir yaklaşım ortaya koyulmaktadır.Research Project Perdeli Betonarme Binalarda Deprem Rehabilitasyonunun Geliştirilmesi(2017) Deger, Zeynep; Gülkan, Hakkı PolatBetonarme perde duvarlar binaya önemli miktarda yatay rijitlik ve dayanım sağladığı için deprem yüklerine karşı yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan deprem sonrası inceleme ve keşifler, tasarımları çoğunlukla yetersiz donatı ve detaylandırma ile yapılmış olduğundan eski betonarme perdeli binaların şiddetli hasar ve/veya göçmeye yatkın olduklarını göstermiştir. Yapı stoğunun büyük bölümünü oluşturan eski binaların gelecek depremlerde alabileceği hasar riskini azaltmak için, mevcut perdeli binaların performans değerlendirilmesi, hasarların belirlenmesi ve onarılması (rehabilitasyon) büyük önem taşımaktadır. Bunun doğru ve etkili bir şekilde yapılabilmesi için, analitik modellerde betonarme perdenin beklenen davranışının gerçeğe en yakın şekilde yansıtılması gerekmektedir. Perde davranışını tanımlayan en önemli iki karakteristik özelliği olan kesme dayanımı ve deformasyon kapasitesinin ortalama (beklenen) dayanım ve dağılımının doğru hesabına duyulan ihtiyaç doğrultusunda, dünya çapında gerçekleştirilmiş 265 perde duvar deneyini ve her deney için 50?den fazla deney parametresini içeren geniş kapsamlı bir veri tabanı oluşturulmuştur. Mevcut Türk Deprem Yönetmeliğinde (DBYBHY-2007) verilen kesme güvenliği bağıntısının deney sonuçları ile gösterdiği yakınlık incelenmiş ve yönetmeğin, baskın olarak kesme davranışı gösteren dikdörtgen duvarlarda kesme dayanımını yaklaşık %12 daha yüksek; dikdörtgen olmayan duvarlarda ise %16 daha düşük kestirdiği saptanmıştır. Perde geometrisi, donatı oranı, eksenel yükü gibi özelliklerin kesme dayanımı ve deformasyon kapasitesi üzerindeki etkisi incelenmiş ve perdelerde beklenen göçme şekline göre kesme dayanımı (eğilme kontrollü perdelerde yatay yük kapasitesi) ve deformasyon kapasitesi için alternatif bağıntılar geliştirilmiştir. Önerilen bağıntılarla kesme kontrollü perdelerin ortalama perde kesme dayanımları ve eğilme kontrollü perdelerin yatay yük kapasiteleri oldukça düşük hata payıyla hesaplanabilmektedir. Ayrıca, mevcut kılavuz ve yönetmeliklerde deformasyon kapasitesine ilişkin bir bağıntı bulunmadığı için öneriler bağıntılar literatürdeki büyük bir eksikliği gidermektedir. Bunun yanısıra, mevcut perde duvar modelleme teknikleri detaylandırılmış, araştırma bulgularına paralel olarak yeni modelleme parametreleri ve hasar sınırları sunulmuştur. Projede elde edilen bulgular, betonarme perdeli sistemlerde perde duvarların davranışının daha iyi modellenmesine ve göçme/hasar değerlendirmelerinin daha gerçeğe yakın olarak yapılmasına olanak sağlayacaktır.Research Project Depremde Hasar Görmüş Az Katlı Betonarme Çerçeve Binaların Artçı Sarsıntı Etkisiyle Göçme Riskinin Derecelendirilmesi(2017) Yazgan, Ufuk; Gülkan, Hakkı PolatDepremde hasar görmüş binaların güvenilirliğinin değerlendirilmesi deprem mühendisliğinin en zorlu problemlerinden birisidir. Yıkıcı depremlerin ardından farklı hasar seviyelerine sahip binaların kısa bir süre içerisinde değerlendirilmesi, deprem sonrasındaki sürecin etkili şekilde yönetilebilmesinde kritik önem taşır. Hasarlı binalarla ilgili kararların akılcı ve tutarlı şekilde verilebilmesi için binanın göçme potansiyeli ve maruz kalabileceği artçı deprem tehlikesiyle ilgili belirsizliklerin kapsamlı şekilde göz önüne alınması gerekir. Proje kapsamında, belirli bir depreme maruz kalmış bir grup hasarlı binanın deprem güvenilirliğinin derecelendirilmesi için binaların göçme riskini temel alan yeni ve tutarlı bir yöntem geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yöntemde, artçı deprem tehlikesi ve yapının göçmesine yol açabilecek sarsıntı şiddeti her yapı için ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Yapılan çalışmalarda, geliştirilen yöntemin temel bileşenleri olan artçı deprem tehlikesi ve hasarlı binaların göçme kapasiteleri detaylı şekilde incelenmiştir. Artçı deprem tehlikesinin belirlenmesi amacıyla artçı deprem oluşum sıklığı modellerinin Türkiye?de kaydedilmiş artçı deprem kümeleri göz önüne alınarak kalibrasyonu yapılmıştır. Artçı deprem tehlikesinin olasılıksal analizindeki belirsizliklerin azaltılması için ana deprem sırasında kaydedilmiş ivme kayıtlarının ve gözlenen makrosismik şiddetin değerlendirildiği yeni bir yaklaşım geliştirilmiştir. Yürütülen çalışmalarda, ana deprem sırasında hasar görmüş binaların artçı deprem etkisi altındaki göçme kırılganlıkları detaylı şekilde incelenmiştir. Ana deprem sırasında hasar görmüş binaların göçme sınır durumlarına hangi sarsıntı seviyelerinde ulaştıkları, zaman tanım analizleriyle belirlenmiştir. Bu sayede, hasarlı binaların göçme olasılığının, hasarın seviyesine göre ne şekilde farklılık gösterdiği değerlendirilmiştir. Bu analizler, farklı kat adedine sahip binalar için tekrar edilerek, bina kat adedinin, artçı deprem etkisi altında göçme olasılığı üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Benzer incelemeler, yetersiz süneklik kapasitesine sahip binalar için de tekrar edilmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında, hasarlı binaların belirli artçı deprem seviyelerinde göçme olasılıklarıyla taşıyıcı sistem özellikleri arasındaki ilişki belirlenmiştir. Proje kapsamında geliştirilen risk derecelendirme yaklaşımının hasarlı yapıların değerlendirilmesinde kullanılabilecek akılcı ve tutarlı bir stratejidir.Article Ankara’da Sosyokültürel bir Kent Simgesi: 96’lar Apartmanı(2012) Ürey, Zeynep Çiğdem UysalBu çalışma, Ankaranın önemli bir kentsel simgesi olan 96lar Apartmanını, gelişiminin sosyokültürel önemi bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmaların da işaret ettiği gibi 96lar Apartmanı, Ankarada 1950li ve 1980li yıllar arasında etkin olan konut gelişimi ve kooperatifçilik süreçlerinin etkisinde gelişen kendine özgü mimari planlama anlayışı ve yapım süreci dolayısıyla Ankara konut mimarisi bağlamında önemli bir yere sahip olmuştur. 96lar Apartmanının sosyokültürel gelişimini ve mimari oluşumunu döneminin kültürel, sosyal ve mimari gelişmeleri ışığında analiz etmeyi amaçlayan bu çalışma, sırasıyla Ankaradaki 1950li ve 1980li yıllar arasındaki konut üretiminden, 96lar Apartmanının bu bağlam içerisindeki yerinden, planlama anlayışı ve mimari özelliklerinden ve Modern Mimariye yaptığı referanslardan bahsedecektir.Article Eleştirel İkiz: İç Mimarlık Eğitimi Ürün Tasarımı Stüdyosunda Tafuriyen Stratejiyle Türetilen Sandalye Çeşitlemeleri(2024) Tunca, Gülru Mutlu1970’ lerin öncü mimarlık tarihçisi ve kuramcısı Manfredo Tafuri, sanatsal üretimin arka planında üretim nesnesini yıkan/dağıtan/ parçalayan bir analiz sürecinin yattığını; eleştirel türetimin ise analiz altındaki üretim nesnesinin “ikiye katlanması” ile eşzamanlı başladığını ifade etmektedir. Bu çalışma, “eleştirel ikiz” olarak adlandırılan Tafuriyen yaklaşımın, iç mimarlık eğitiminde verilen ve farklı ölçek adaptasyonu gerektiren “Ürün Tasarımı” stüdyosunda bir eğitim metodolojisi olarak uyarlanışını incelemekte ve yöntemin dersin heterojen kurgusu ve yoğunlaştırılmış programından kaynaklı öğrencilerin apriori anlama ve kavrama problemlerini çözmedeki etkilerini araştırmaktadır. Yöntem, “Ürün Tasarımı” stüdyosunun ders programında bulunan araştırma, kavramsal gelişim ve detaylandırma evrelerini, birbirlerine bağıl ve eleştirel analizin, kavramsallaştırmanın ve somutlaştırmanın etkileşim içinde yoğrulduğu heterojen tasarım evrelerine dönüştürmeyi amaçlamaktadır. “Eleştirel analiz” evresinde, öğrenciler üç sandalye örneğini “patlatarak,” ürüne karakter veren cazibe unsurlarının diyalektik kurgusunu çekim içindeki “sinematografik çatışmalar” üzerinden çözümlemektedir. “Yeniden yapılandırma” evresinde ise, deşifre ettikleri çatışmalar kapsamında sübjektif idealarını tasarım araçlarıyla tekrar türeterek özgün tasarım önerilerine dönüştürmektedir. Bu çalışma, Tafuri’nin kuramlarından esinlenilerek geliştirilen eleştirel ikiz yönteminin, öğrencilere ne ölçüde rehber olduğunu Türk Serbest Mimarlar Derneği’nde yapılan “Tafuriyen Sandalye Çeşitlemeleri” sergisi kataloğunda yayınlanan öğrenci projeleri ve yorumları üzerinden tartışmakta ve projelerle analiz altındaki ürünlerin girift ilişkilerini eleştirel bir yaklaşımla yorumlamaktadır.Article Edimsel Topoğrafyada Kırsaldan Kentsele: Karakusunlar’ın Dönüşümünü Haritalamak(2023) Öztürk, Huriye Nur ÖzkanÇalışma, topoğrafyanın kentsel çevredeki belirleyici rolünün değişen konumuna odaklanmaktadır. Son dönemlerde, Ankara'nın kentleşme sürecinde de gözlenen, kentleşme pratiğinde topoğrafyaya karşı ilgisizlik veya umursamazlık önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Özgün yer formu ve ilişkili su yapıları kapsamındaki kent topoğrafyası ile yapılı çevre arasındaki ilişkinin koptuğu gözlenmektedir. Bu bakımdan çalışmanın ana amaçlarından birisi kentleşme sürecini fiziksel, kültürel ve tarihsel topoğrafya kapsamında araştırmaktır. Topoğrafyanın mekân ifade edebilme yetisi ve bunun dönüşümü, Ankara’daki seçili alan olan Karakusunlar ve çevresi üzerinden incelenmiştir. Ankara’nın belirgin yer formu karakterini temsil edebilmesi açısından seçilen alanda yürütülen çalışma, alanın 1930’lu yıllardan itibaren coğrafi, mekânsal ve kültürel yönlerden dönüşümünü ve kentleşmesini ayrıntılı olarak analiz etmektedir. Topoğrafyanın fiziksel ve kültürel dönüşümünü anlamak için alanın tarihini ve bu mekânda yaşanan deneyimleri araştırmak önemlidir. Coğrafyanın bellekte bıraktığı izler, yaşanılan farklı dönemlerde nasıl kullanıldığı ve arazide yaşayan kişilere ne ifade ettiği açısından önemli katmanlardan biridir. Bu bağlamda, tarihî haritalar üzerindeki bulgular ve yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla Karakusunlar’ı içeren alanda yaşamış kişilerle yapılan saha çalışması birlikte sunulmuştur. Saha çalışması ve haritalama sürecindeki ana odak noktaları alanın yer şekli, alandaki su elemanları, bu unsurlara yapılan müdahaleler, mekâna ilişkin özellikleri, toponimler aracılığıyla mekânın kimliğinin yorumlanması ve Karakusunlar bölgesindeki topoğrafik ve mekânsal dönüşüm sürecinin haritalanmasıdır.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »
