Bilgilendirme: Kurulum ve veri kapsamındaki çalışmalar devam etmektedir. Göstereceğiniz anlayış için teşekkür ederiz.
 

Psikoloji Ana Bilim Dalı Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12416/4917

Browse

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 26
  • Master Thesis
    Takipçi-Lider Kişiliği Benzerliği, Lider Cinsiyeti ve Lider Fiziksel Çekiciliğinin Farklı Bağlam ve Düzeylerde Lider Tercih Davranışına Etkisi
    (2024) Muti, Berkay; Köse, Aslı Göncü
    Bu çalışma, Büyük Beşli (dışadönüklük, uyumluluk, sorumluluk, nevrotiklik ve deneyime açıklık) ve Karanlık Üçlü (DT; Makyavelizm, narsisizm ve psikopatiden oluşur) kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi farklı liderlik rollerinde (örn. başkan, CEO, belediye başkanı ve amir) incelemiştir. Çalışma, Liderliğin Sosyal Kimlik Teorisi (SITOL) ve lider-takipçi dinamikleri üzerine mevcut araştırmalara dayanmaktadır. Bireylerin, kişilik özellikleri kendi özellikleriyle uyumlu olan liderleri tercih ettikleri öne sürülmüştür. Ayrıca, liderin fiziksel çekiciliğinin ve cinsiyetinin farklı bağlamlarda (örneğin, siyasi ve iş bağlamı) ve düzeylerde (örneğin, üst ve orta düzey) lider tercih eğilimleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışma, 442 katılımcının dört gruba dağıtıldığı bir anket olarak tasarlanmıştır. Her grup cinsiyet, çekicilik ve kişilik özellikleri bakımından farklılık gösteren liderleri değerlendirmiştir. Sonuçlar, lider çekiciliğinin lider tercih puanları üzerinde önemli bir etkisi olduğunu, çekici liderlerin çeşitli rollerde çekici olmayan liderlerden sürekli olarak daha yüksek puanlar aldığını göstermiştir. Bununla birlikte, kişilik benzerliğinin lider tercihleri üzerindeki etkisi liderlik rolüne göre değişkenlik göstermiştir. Özellikle, CEO ve amir rollerinde, dışadönüklük, sorumluluk ve deneyime açıklık puanları daha yüksek olan katılımcılar, bu özelliklerde benzer olarak algılanan liderleri tercih ettiklerini ifade etmişlerdir. Buna karşılık, belediye başkanı koşulunda, psikopati ve büyüklenmeci narsisizm özelliklerindeki benzerlik, lider tercihlerinin pozitif yordayıcıları olarak ortaya çıkmış ve orta düzey siyasi bağlamlarda girişken veya baskın özelliklere tolerans gösterildiğini düşündürmüştür. Dikkat çekici bir bulgu, kişilik benzerliği ile başkan koşulundaki lider tercihleri arasında anlamlı bir ilişki olmamasıdır. Bu bulgular, önde gelen siyasi liderlik rollerinde, daha geniş sosyopolitik veya sembolik hususların liderlik tercihleri üzerinde algılanan kişilik benzerliğinden daha güçlü bir etkiye sahip olabileceğini ima etmektedir. Kişilik özellikleri ile lider tercihleri arasındaki nüanslı ilişkiyi ortaya koyan sonuçlar, lider tercihi sürecinde role özgü taleplerin ve daha geniş bağlamsal faktörlerin önemini vurgulamaktadır. Bu bulguların liderlik teorisi ve pratiğiyle nasıl ilişkili olduğu, ek araştırma fikirleriyle birlikte tartışılmaktadır.
  • Master Thesis
    İlişkide Partner Davranışlarına Yönelik Sorumluluk Yüklemelerinin Bağlanma, İlişki Doyumu, Yetişkin Ayrılma Kaygısı Arasındaki Aracı Rolü
    (2024) Daylan, Beste Anıl; Köse, Aslı Göncü
    Bu çalışma, bağlanma boyutlarının (kaygılı bağlanma ve kaçınma) ilişki memnuniyetini ve yetişkin ayrılma kaygısını nasıl etkilediğini ve olumsuz partner davranışları için yapılan sorumluluk atıflarının bu ilişkilerdeki aracı rolünü araştırmaktadır. Çalışmaya Türkiye'den 447 katılımcı dahil edilmiştir. Veriler çevrimiçi anket kullanılarak toplanmış ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, bağlanma kaygısının olumsuz partner davranışlarına yönelik sorumluluk atıflarıyla yüksek düzeyde ve pozitif yönde ilişkili olduğunu, ancak kaçınmacı bağlanmanın bu atıflarla anlamlı bir ilişkisi olmadığını göstermiştir. Ayrıca, olumsuz partner davranışlarına yönelik sorumluluk atıflarının ilişki memnuniyeti ile güçlü ve negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bağlanma kaygısının ilişki memnuniyeti üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu ve bu etkiye olumsuz partner davranışlarına yönelik sorumluluk atıflarının kısmen aracılık ettiği bulunmuştur. Ancak, sorumluluk atıflarının kaçınma ve ilişki doyumu arasındaki ilişkilerde aracı bir etkiye sahip olduğuna dair anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bağlanma kaygısı, yetişkin ayrılık kaygısı ile güçlü ve pozitif bir ilişkiye sahip olmasına rağmen, bu ilişkide sorumluluk atıfları anlamlı bir aracılık etkisi göstermemiştir. Bulgular, bağlanma kaygısından yüksek puan alanların romantik ilişkilerinde daha fazla ayrılık kaygısı yaşadıklarını ve bunun da genel bir güvensizlik duygusuyla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bulgular, alanyazına ve uygulamaya yönelik katkılar ve gelecek çalışmalara yönelik önerilerle birlikte tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Examining the Impact of Emotional Similarity on Face Memory and Face-Context Associative Memory in Younger and Older Adults
    (2025) Sümer, Mustafa Erdi; Çelik, Hande Kaynak
    Facial source memory and associative memory are particularly susceptible to emotional influences, with emotional congruence modulating memory performance. Despite extensive research on emotion and memory, the interaction between emotional similarity and memory processes across different age groups remains underexplored. This thesis investigates the effect of emotional similarity on face memory and face-context associative memory across younger and older adults. A total of 50 younger adults aged 17 to 25 and 42 older adults aged 65 to 80 participated in the current study. Four types of negative emotional facial expressions and contextual photos (disgust, anger, fear, and sadness) were used as experimental materials. Facial expressions were selected from the FACES database while contextual scenes were drawn from the International Affective Picture System and generated using the 'getimg.ai' program. During the experimental task, first, participants were required to view a series of face-context composite images, including congruent and incongruent (high vs. low) trials, and identify the emotion conveyed by the facial expression. After the distractor task, they took a recognition test for studied and unstudied facial expressions. For the studied ones, they were further shown three context images associated with each face: intact, rearranged, and new. Participants were told to identify the context scene presented with the facial expressions during the study phase. The results have shown distinct age-related differences in memory performance, highlighting that younger adults outperform older adults in recognizing sources of face-context pairings (intact), whereas older adults rely more on contextual familiarity. Additionally, emotional congruence enhances recognition memory performance, while low-similarity conditions impair retrieval by introducing ambiguity and cognitive interference. In conclusion, by investigating these factors, this research contributes to a deeper understanding of how emotional factors shape memory processes across the lifespan, offering insights into the cognitive mechanisms underlying age-related memory differences.
  • Master Thesis
    Tatmin Olmayan Merakın Bilişsel Kontrol Süreciyle İlişkisi
    (2025) Özdemir, Hüseyin Arda; Özçelik, Erol
    Mevcut araştırmanın temel amacı tatmin olmayan merakın bilişsel kontrol süreçleriyle ilişkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda yaşları 18-26 arasında olan üç farklı katılımcı grubunun bulunduğu üç farklı deneysel araştırma yürütülmüştür. Deney 1 ve deney 2'de merak-oluşturucu uyaran olarak bulanık görseller, deney 3'te ise neden-soruları kullanılmıştır. Deney 1 ve deney 3'te, tatmin olan merak ve tatmin olmayan merak koşulları ayrı bloklarda uygulanmıştır. Deney 2'de tatmin olan merak ve tatmin olmayan merak koşullarının rastgele uygulandığı tek bir blok bulunmaktadır. Her bir deney bloğunda, önce bir merak koşulu ardından bir bilişsel kontrol görevinin geldiği alt-bloklar bulunmaktadır. Tatmin olan merak koşulunda, merak-oluşturucu uyarana dair bilgi sunulurken; tatmin olmayan merak koşulunda ise merak-oluşturucu uyaranın tekrarı veya boş ekran sunulmuştur. Her deneyde bilişsel kontrol görevi olarak modifiye edilmiş Eriksen flanker görevi yer almıştır. Bilişsel kontrol performansı için tepki süresi, doğru tepki yüzdesi, ve ihmal hatası oranı ölçülmüştür. Sonuçlar, deney 2 ve deney 3'deki istisnalar dışında, bilişsel kontrol performansına ilişkin ölçümlerin merakın tatmin olma/olmama koşullarından etkilenmediğini göstermektedir. Genel olarak, bilişsel kontrol performanslarında uyumluluk etkisi gözlemlenmiştir. Yani katılımcılar, uyumsuz uyaranlara kıyasla, uyumlu flanker uyaranlarına daha kısa sürede, daha doğru ve daha az hatalı tepkiler vermişlerdir. Yalnızca deney 2'de, tatmin olmayan merak vii koşulunda, tatmin olan merak koşuluna kıyasla, katılımcıların tepki sürelerinin daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca yine yalnızca deney 2'de, merakın tatmin olma/olmama koşulundan bağımsız olarak, katılımcıların ihmal hatası oranlarında bir uyumluluk etkisinin ortaya çıkmadığı gözlemlenmiştir. Tatmin olmayan merak ve bilişsel kontrol süreçleri arasındaki ilişki, semantik bellek ve dikkat süreçleri çerçevesinde tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    İstismarcı Yöneticiliğin Çalışanlar Üzerindeki Etkilerinde Örgütsel Adalet Algısı ve Bağlılığının Düzenleyici Rolleri
    (2024) Demirsoy, Ekin; Köse, Aslı Göncü
    İstismarcı yöneticilik astlara karşı düzenli olarak sürdürülen aşağılayıcı ve saldırgan davranışları içerir (Tepper 2000: 178). İstismarcı yöneticilik yüksek düzeyde işten ayrılma niyeti, çalışanların olumsuz iş tutumları ve düşük iş doyumu gibi iş ile alakalı çeşitli olumsuz sonuçlarla ilişkilidir (Zellars vd. 2002: 1068). Bu yüzden, istismarcı yöneticilik kurumlarda önemli bir sorundur. Diğer yandan, istismarcı yöneticiliğin olumsuz etkisinin çalışanların kurumsal özdeşleşmesi ve bağlılığı yüksek olduğunda azalabilmektedir (Tepper vd. 2006: 102; Wang vd. 2020: 52). Bu çalışma istismarcı yöneticiliğin astların işten ayrılma niyeti, iş doyumu ve kurumsal özdeşleşmeyle ilişkilerinde kurumsal adalet (dağıtımsal adalet, işlemsel adalet ve ilişkisel adalet) ile kurumsal özdeşleşmenin üç türünün (devam bağlılığı, duygusal bağlılık ve normatif bağlılık) düzenleyici etkilerini araştırmayı amaçlamıştır. İstismarcı yöneticiliğin iş doyumu ve kurumsal özdeşleşme ile olumsuz; işten ayrılma niyeti ile olumlu yönde ilişkili olduğu önerilmiştir. Ek olarak, kurumsal bağlılığın istismarcı yöneticilik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide olumsuz düzenleyici etkisi olduğu; örgütsel adaletin, istismarcı yöneticiliğin iş tatmini ve örgütsel özdeşleşme ile ilişkilerinde olumlu yönde düzenleyici olduğu öne sürülmüştür. Veri 485 çalışandan toplanmıştır. Sonuçlar, istismarcı yöneticiliğin çalışanların iş doyumu ve kurumla özdeşleşme arasında negatif; istismarcı yöneticilik ve çalışanların işten ayrılma niyeti arasında pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, ilişkisel adalet istismarcı yöneticilik ile içsel iş doyumu ve istismarcı yöneticilik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkileri anlamlı ve negatif yönde düzenlemiştir. Dağıtımsal adalet istismarcı yöneticilik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkiyi anlamlı ve negatif yönde düzenlemiştir. Bulgular kuramsal ve uygulamaya yönelik sonuçların yanı sıra gelecekteki araştırmalar için önerilerle birlikte tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İstismarcı yöneticilik, Kurumsal adalet, Kurumsal özdeşleşme, İşten ayrılma niyeti, Kurumsal bağlılık, İş doyumu.
  • Master Thesis
    Değerlendiricilerin Cinsiyetçiliğinin, Adayların Çekiciliğinin ve Mesleklerin Cinsiyet Uygunluğunun Personel Seçim Kararları Üzerindeki Etkileri
    (2024) Mat, Eda; Köse, Aslı Göncü
    İşe alım süreci ve bu sürece bağlı olarak personel seçimine ilişkin alınan kararlar, kurumların hedeflerini gerçekleştirmek için uygun işgücüne sahip olmalarını sağlamada çok önemli unsurlardır. Bununla birlikte, bilimsel araştırmalar, işe alım süreci ve personel seçimi kararlarının alımı sırasında önyargıların ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Bu önyargılar, adayların algılanan fiziksel çekiciliği, cinsiyeti ve cinsiyetlerinin meslekleriyle uyumuna yönelik algılar gibi faktörlerden etkilenerek personel seçme süreçlerinde adaletsizliklere yol açabilmektedir. Bu çalışmada, adayın fiziksel çekiciliğinin, cinsiyetinin ve mesleğinin cinsiyet rollerine uyumuna yönelik algının personel seçimiyle ilgili kararlar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu kararlar, adayın istihdam edilebilirlik düzeyini, adaylara teklif edilen ücret aralıklarını, adaylardan beklenen performans düzeyini ve adayların iş motivasyonuna ilişkin beklentileri kapsamaktadır. Buna ek olarak, bu araştırmada, değerlendiricilerin korumacı ve düşmanca cinsiyetçilik eğilimlerinin personel seçimi kararları üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Ayrıca, değerlendiricilerin korumacı ve düşmanca cinsiyetçilik eğilimleri ile adayların istihdam edilebilirlik düzeyi, teklif edilen ücret aralıkları, performans beklentileri ve iş motivasyonu beklentileri arasındaki ilişki üzerinde adayların cinsiyetinin ve mesleklerin cinsiyet rolleriyle uyumuna yönelik algının düzenleyici etkileri test edilmiştir. Veriler Qualtrics web uygulaması kullanılarak toplam 651 katılımcıdan çevrimiçi olarak toplanmıştır. Bu çalışmada 2 (adayın cinsiyeti: kadın - erkek) × 2 (adayın fiziksel çekiciliği: düşük - yüksek) × 2 (adayın mesleğinin cinsiyet rolleriyle uyumu: düşük - yüksek) karma faktörlü yarı deneysel bir desen kullanılmıştır. Cinsiyet, fiziksel çekicilik ve meslek-cinsiyet rolü uyumu kişilerarası değişkenlerdir. Kişileriçi değişken ise katılımcıların cinsiyetçilik düzeyleridir. Veri analizi IBM SPSS 26.0 yazılımı kullanılarak tamamlanmıştır. Bulgular, beklendiği gibi, çekici ve cinsiyet rollerine uygun mesleklere sahip adayların, çekici olmayan ve cinsiyet rollerine uygun olmayan mesleklere sahip adaylara kıyasla personel seçimi kararlarında daha avantajlı konumda olduklarını ortaya koymuştur. Beklenenin aksine, istihdam edilebilirlik düzeyi, teklif edilen ücret aralıkları, performans beklentisi ve iş motivasyonu beklentisi değişkenleri üzerinde cinsiyetin anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Yine beklentilerin aksine, değerlendiricilerin korumacı ve düşmanca cinsiyetçilik düzeyleri ile personel seçimi kararları arasındaki ilişkide adayın cinsiyetinin düzenleyici rolü anlamlı bulunmamıştır. Ancak, beklendiği gibi, adayın mesleğinin cinsiyet rollerine uyumluluğunun, değerlendiricilerin korumacı ve düşmanca cinsiyetçilik düzeyleri ile personel seçimi kararları arasındaki ilişki üzerindeki düzenleyici etkisi anlamlıdır. Keşifsel analiz sonuçlarında ise adayların fiziksel çekiciliğinin, değerlendiricilerin korumacı cinsiyetçilik düzeyleri ile personel seçimi kararları arasındaki ilişkilerde düzenleyici rolü olduğu ortaya çıkarılmıştır. Ancak, değerlendiricilerin düşmanca cinsiyetçilik düzeyleri ile personel seçimi kararları arasındaki ilişkide adayın fiziksel çekiciliğinin düzenleyici etkisi bulunmamıştır. Özetle, bu çalışma, adayların fiziksel çekiciliğinin ve meslek-cinsiyet rolleri uyumunun istihdam edilebilirlik değerlendirmeleri, teklif edilen ücret aralıkları, performans beklentileri ve iş motivasyonu beklentileri üzerindeki etkisini vurgulayarak personel seçimi dinamiklerine ilişkin değerli bilgiler sunmuştur. Çalışma ayrıca, cinsiyetçiliğin değerlendirici yargıları üzerindeki yaygın etkisinin altını çizerek, kurumların adil personel seçimi süreçlerini teşvik etmek için bu önyargıları ele alma zorunluluğunu vurgulamıştır. Bulgular, çalışmanın mevcut kuramsal bilgiye ve iş hayatındaki uygulamalara nasıl katkıda bulunabileceği vurgulanarak, çalışmanın sınırlılıkları ve gelecekteki araştırmalar için öneriler sunularak tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Önermesel ve Analog Kodlamanın Yanlış Anımsama Üzerindeki Etkileri: Genç Yetişkinlerin Resim Belleğine Dair Bir Çalışma
    (2024) Ertekin, Elif Sinem; Çelik, Hande Kaynak
    Mevcut araştırma, sahte bellek literatürü bağlamında resimsel bilgi üzerinde yanlış anımsama performansını etkileyen kodlama türlerinin etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. İkili kodlama kuramı, bellek süreçlerinde iki farklı kodlama türünün rol oynadığını öne sürmektedir. Bu kuram, bu kodlardan birinin (analog) sözel/dilsel olmayan bilgi türü için özelleştiğini, diğerinin (önermesel) ise sözel/dilsel bilgi türü için özelleştiğini öne sürmektedir. Bu ikili kodların birbirine bağlı doğası, görsel uyaranların kodlanması, depolanması, düzenlenmesi ve geri getirilmesinde vurgulanır. Önermesel ve analog kodların bu birbirine bağlılığına rağmen, psikoloji literatürü, önermesel ve analog kodların bellekte ayrı varlığını gösteren kapsamlı kanıtlardan yoksundur. Bu çalışma, bu boşluğu gidermek için önermesel ve analog kodları başarılı bir şekilde değişimleyen bir çalışmaya dayanmaktadır. Bahsedilen çalışmadaki yöntemlerin tekrarlanmasına ek olarak, bu çalışmada dokuz yeni resim daha oluşturularak toplamda on resim, çalışılmış resim olarak kullanılmıştır. Çalışmaya dayalı olarak, hatırlama aşamasında her resmin üç alt resminden oluşturulan çalışılmamış resimler kategorisi kullanılmıştır. Bu alt resimler, ters çevirme, yer değiştirme ve yenilik değişimlerini içermektedir. Bu değişikliklerin önermesel ve analog kodların değişimlenmesine dayalı olarak yanlış anımsamalara yol açacağı öngörülmüştür. Yaşları 18 ile 31 arasında olan 80 katılımcı (42K, 38E), (M=20.6, SD=0.4) bu çalışmaya katılmıştır. Çalışma aşaması esnasında, katılımcılara bilgisayar ekranında rastgele sunulan orijinal resimlere dikkatli bir şekilde bakmaları söylenmiştir. Oyalama görevinin ardından, tanıma görevi olarak orijinal ve çalışılmamış resimler sunulmuştur. Katılımcılardan, her resmin 'eski' ya da 'yeni' bir resim olduğuna karar vermeleri istenmiştir. Analizler, yanlış alarm oranları (yeni resimlere verilen eski tepkileri) üzerinde yürütülmüştür. Ancak, yanlış anımsamaların meydana gelebileceği ve bu alt resimler arasında kodlama türüne bağlı olarak farklılık gösterebileceği varsayılmıştır. Bulgular, kodlama türlerinin yanlış anımsama performansını anlamlı olarak etkilemediğini ortaya koymuştur. Öte yandan, yanlış anımsama performansı açısından alt resimler arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Alt resimlerin yanlış hatırlama performansı üzerindeki anlamlı etkisi göz önüne alındığında, yer değiştirme değişikliği yapılan alt resimlere verilen eski kararlarının, yenilik değişikliği yapılan alt resimlere verilenler kadar az olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan, ters çevirme değişikliği yapılan alt resimlere verilen eski kararlarının, orijinal resimler için verilen eski kararlar kadar sık olduğu bulunmuştur. Bulgular genellikle literatürle uyumludur, ancak bazı tutarsız noktalar mevcuttur. Literatürle uyumlu şekilde, görsel ayrıntılar için güçlü bir bellek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, değişiklik türleri açısından, alt resimlere göre yanlış anımsama performansında farklılıklar bulunmuştur. Ters çevirme değişimi uygulanan resimlerde, yer değiştirme ve yenilik değişimlerinden daha fazla sahte anımsama kaydedilmiştir. Tüm sonuçlar, çalışmada kullanılan değişimleme yöntemleri ve resimlerin özellikleri bağlamında yorumlanmıştır.
  • Master Thesis
    Genç Yetişkinlerde Dehb Eğilimi ve Günlük Bellek Arasındaki İlişkinin Üstbilişin Aracılık Rolü Üzerinden İncelenmesi
    (2024) Çakar, Elif Kadakaloğlu; Çelik, Hande Kaynak
    Mevcut araştırmanın temel amacı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) eğilimi ve günlük bellek arasındaki ilişkiyi, üstbilişin aracılık rolü ile incelemektir. 18-25 yaş arasındaki toplam 696 genç yetişkin çalışmaya katılmıştır ve çalışma Qualtrics Online Anket Yazılımı aracılığı ile yürütülmüştür. Araştırmaya gönüllü olarak katılan katılımcılar, önce Demografik Bilgi Formunu doldurmuştur ve ardından çalışmanın ölçekleri olan Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği, Üstbiliş Ölçeği-30 ve Çok Boyutlu Günlük Bellek Ölçeğini tamamlamışlardır. Araştırma sorusunu derinlemesine incelemek için günlük belleğin çeşitli boyutları da incelenmiştir. Sonuçlar DEHB eğilimi, üstbiliş ve günlük bellek arasındaki ilişkinin pozitif ve anlamlı olduğunu göstermiştir. Öte yandan DEHB eğilimi, üstbiliş ve günlük belleği anlamlı olarak yordarken, üstbiliş ise günlük belleği anlamlı olarak yordamıştır. Çalışmanın bulguları, üstbilişin DEHB eğilimi ve günlük bellek arasındaki ilişkiye anlamlı olarak aracılık ettiğini göstermiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular ilgili alan yazın kapsamında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Bu araştırmanın günlük belleğe ilişkin mevcut alan yazına değerli katkılarda bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: DEHB Eğilimi, Üstbiliş, Günlük Bellek.
  • Master Thesis
    Development of Turkish DRM lists and comparing false memory differences across discrete emotions
    (2023) Cengil, Betül Beyza
    Sahte anı literatüründe kullanılan en yaygın paradigmalardan biri DRM paradigmasıdır. Kelime listelerinden oluşan bu paradigma uzun zamandır kullanılsa da duygunun bu paradigmaya dâhil edilmesi daha yakın zamanda olmuştur. Literatürdeki duygusal DRM listelerinin çoğu döngüsel modele göre geliştirilmiş olsa da literatürde farklı duygu teorileri de mevcuttur. Bu teorilerden biri olan ayrık duygular teorisi, her duygunun ortak bazı özellikleri olsa da diğer açılardan birbirlerinden ayrıştıklarını ileri sürmektedir. Bu teori bellek ve sahte anı çalışmalarında çalışılmış olsa da DRM listelerinde kapsamlı bir şekilde çalışılmamıştır. Bu çalışma kapsamında beş ayrık duygu ele alınarak toplamda 25 Türkçe DRM listeleri geliştirilmiştir. Çalışmada ele alınan tiksinti, korku, üzüntü, öfke ve mutluluk duyguları aynı zamanda temel duygular olarak görülmektedir. Çalışmaya 18 – 26 yaş aralığında (M= 21.38, SD= 1.74) 71 üniversite öğrencisi (41K, 30E) katılmıştır. Çalışmada katılımcılara bilgisayar üzerinden seçkisiz olarak seçilmiş, her duygu grubundan üç liste olmak üzere, 15 listeye ait kelimeler gösterilmiş, ara bir görevin ardından tanıma görevi verilmiştir. Tanıma görevi üç farklı türden kelime içermektedir: çalışılan liste kelimelerinin anlamsal olarak çağrıştırdığı kritik çeldiriciler, listede olup daha önce çalışılmış eski kelimeler ve liste kelimelerinden bağımsız yeni kelimeler. Çalışma sonucunda, üzüntü ve öfke içerikli kritik çeldiricilerin tiksinti, korku ve mutluluk içerikli kritik çeldiricilere kıyasla daha fazla sahte anı üretimine sebep olduğu bulunmuştur. Çalışmada tanıma görevi 6'lı güven aralığı kullanılarak yapılmıştır. Bunun sonucunda Sinyal Tespit Kuramı kapsamında duyarlılık ve tepki yanlılığı ile ilişkili analizler de yapılmıştır. Bu analizler isabet (eski kelimeye verilen eski tepkisi) ve yanlış alarm (yeni kelimeye verilen eski tepkisi) oranları hesaplanarak yapılmıştır. Çalışmada yanlış alarmlar hem kritik çeldiricilerden hem de yeni kelimelerden elde edilebildiği için, ikisinin de yanlış alarm olarak ele alındığı analizler yapılmıştır. Kritik çeldiricilerin yanlış alarm olarak ele alındığı analizlerde, duygular arasında duyarlılık ve tepki yanlılığı açısından bir fark çıkmamıştır. Ancak yeni kelimeler yanlış alarm olarak ele alındığında, duygular arası ayrışmalar gözlemlenmiştir. Katılımcıların duyarlılığının korku ve mutluluk koşullarında, diğer duygulara kıyasla daha düşük olduğu bulunmuştur. Tepki yanlılığında ise, katılımcıların mutluluk koşulunda liberal, tiksinti, korku, üzüntü ve öfke koşullarında ise muhafazakâr bir tepki yanlılığı gösterdiği bulunmuştur. Özetle, sonuçlar ayrık duygular arasında gözle görülür farklılıklar olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışma, duygular ve sahte anılar arasındaki karmaşık bağlantının daha derin bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlamakla beraber aynı zamanda DRM paradigması çerçevesinde nasıl etkileşime girdiklerini daha iyi anlamamıza katkıda bulunmaktadır Anahtar Kelimeler: Ayrık duygular, DRM paradigması, Sinyal Tespit Kuramı, Tanıma görevi, Sahte anı.
  • Master Thesis
    The effects of emotional valence and emotional arousal on event-based prospective memory in young adults
    (2023) Aydın, Öykü
    Mevcut araştırmanın temel amacı genç yetişkinlerde duygusal değerliğin ve duygusal uyarılmışlığın olay temelli ileriye yönelik bellek (OT-İYB) üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmaya, 18-30 yaş aralığında toplamda 63 genç yetişkin katılmıştır. Araştırma iki aşamadan oluşmuştur. İlk aşamada katılımcılar, Demografik Bilgi Formu ve Beck Depresyon Envanteri (BDE)'ni içeren çevrim-içi anketi tamamlamışlardır. İkinci aşamaya katılan katılımcılar, son altı ay içerisinde herhangi bir psikiyatrik veya nörolojik rahatsızlık geçirmemiş, belirli içeriklere (örn., yılan, köpek, yükseklik vs.) yönelik şiddetli korkusu olmayan ve BDE'den 16 ve altında puan alan genç yetişkinler arasından seçilmiştir. Araştırmanın ikinci aşaması, Uluslararası Duygusal Resim Sistemi (IAPS)'nden farklı duygu kategorileri (olumlu-yüksek uyarılmışlık, olumlu-düşük uyarılmışlık, nötr, olumsuz-yüksek uyarılmışlık ve olumsuz-düşük uyarılmışlık) dikkate alınarak seçilen resimler için İYB performansının incelendiği bilgisayar temelli bir OT-İYB görevinden oluşmuştur. OT-İYB görevi içerisinde, İYB görevi ile 1-geri çalışma belleği görevi eş zamanlı olarak sunulmuştur ve doğru tepkiler ile tepki süreleri kaydedilmiştir. Ayrıca, yönergeler ile OT-İYB görevi arasında ara görevler olarak Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) ile Şifre Testi sunulmuştur. Ek olarak katılımcılar, OT-İYB görevinden sonra tanıma testi ve Deney Sonrası Tarama Soruları'nı tamamlamışlardır. Sonuçlar, İYB doğru tepki oranları üzerindeki duygusal değerlik ve duygusal uyarılmışlığın temel etkileri ile bu iki boyutun etkileşim etkisinin anlamlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu iki boyutun İYB tepki süreleri üzerindeki temel etkileri de anlamlıdır. Öte yandan, bu boyutların tepki süreleri üzerindeki etkileşim etkisi anlamlı değildir. Ek olarak, İYB görevi ile 1-geri çalışma belleği görevi arasında tepki süreleri açısından anlamlı bir ilişki bulunmuşken, bu ilişki doğru tepki oranları açısından incelendiğinde anlamlı değildir. PNDÖ puanları incelendiğinde, yalnızca negatif duygu durum puanları ile toplam İYB doğru tepki oranları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. PNDÖ puanları ile İYB performansı arasında başka anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili alan yazın kapsamında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Recall memory performance for refugee-related words in refugees with and without Post-traumatic Stress Symptoms: The effects of emotional valence and age
    (2023) Türker, Dilara
    Bu çalışmanın amacı, mültecilerde kelimelerin değerliğinin, travma sonrası stress bozukluğu (TSSB) semptomlarının varlığının ve yaşlanma etkisinin mültecilerle ilgili kelimeleri kullanarak serbest hatırlama belleği performansını etkileyip etkilemediğini TSSB semptomları olan mülteciler, TSSB semptomları olmayan mülteciler ve kontrol grubu olmak üzere üç koşulda incelemektir. Çalışmaya 18-59 yaşları arasında 91 yetişkin gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılarda TSSB semptomlarının varlığını ölçmek için Travma Sonrası Tanı Ölçeği kullanılmıştır. Sonuçlar, bellek performansı üzerinde herhangi bir duygu etkisi bulunmadığını göstermiştir. Ancak, mülteciler çalışmada kullanılan kelimeleri değerliğine göre yeniden kategorize ettikten sonra, hatırlama belleği performansı üzerinde bir duygu etkisi bulunmuştur. Negatif ve pozitif kelimeler, nötr kelimeler göre daha iyi hatırlanmıştır. Bu bulgu, duygusal bileşenler üzerindeki kültürel farklılıklara ilişkin önceki literatürü desteklemiştir. Ek olarak, duygudurum tutarlılık etkisi, 18-30 yaş arası mültecilerde bulunmuştur. TSSB semptomları olmayan mülteciler, TSSB semptomları olan mültecilere göre pozitif kelimeleri daha iyi hatırlamıştır. Bellek performansı üzerinde herhangi bir yaşlanma etkisi bulunmazken, 31-59 yaş arası TSSB semptomları olan mültecilerde olumluluk yanlılığı kaydedilmiştir. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları, kelime değerliğinin mülteciler ve kontrol grubundaki katılımcılar arasında farklılaştığını, pozitif ve negatif kelimelerin nötr kelimelere göre daha iyi hatırlandığını, orta yaşlı yetişkinlerin genç yetişkinlere kıyasla daha fazla pozitif kelime hatırladığını ve TSSB semptomları olmayan mültecilerin, TSSB semptomları olan mültecilere göre duygudurum tutarlılığı etkisi açısından pozitif kelimeleri daha fazla hatırladığını ortaya koymuştur.
  • Master Thesis
    The relationships of executive functions with cognitive emotion regulation strategies and psychological resilience
    (2023) Mungan, Özlem
    Bu çalışmanın amacı, çalışma belleği, engelleyici kontrol ve bilişsel esneklik yürütücü işlevlerinin bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve psikolojik sağlamlık ile ilişkisi olup olmadığını incelemektir. Çalışma örneklemi, herhangi bir psikiyatrik veya nörolojik durumu olmayan, bilişsel işlevlerini etkileyebilecek ilaç kullanmayan, en az lise mezunu, 20-45 yaş arası 80 gönüllüden oluşmuştur. Katılımcıları seçerken dışlama kriterleri bağlamında deneklerin uygunluğunu belirlemede SCL-90 toplam puan kullanılmıştır. Katılımcıların kullandıkları duygu düzenleme stratejilerini ve psikolojik sağlamlık düzeylerini belirlemek için bilişsel duygu düzenleme ve Connor-Davidson sağlamlık ölçekleri kullanılırken; çalışma belleği, engelleyici kontrol ve bilişsel esneklik performansını değerlendirmek için sırasıyla N-2 geri, durdurma sinyali ve görev değiştirme paradigmaları kullanılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon, regresyon ve aracılık yöntemleri ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, engelleyici kontrolün, uyumlu stratejilerden biri olan kabullenme duygu düzenleme stratejisi ile, bilişsel esnekliğin uyumlu duygu düzenleme stratejileri ve ek olarak plana yeniden odaklanma ve olumlu yeniden odaklanma stratejileri ile anlamlı düzeyde pozitif korelasyona sahip olduğu görülmüştür. Aynı zamanda aracılık analizi ile elde edilen bulgulara göre, bilişsel esneklik ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide olumlu yeniden odaklanma ve plana tekrar odaklanma uyumlu duygu düzenleme stratejilerinin tam aracılık değişken rolleri olduğu belirlenmiştir.
  • Master Thesis
    The effects of attentional bias and executive dysfunction on sleep characteristics of healthy adults during covid-19 pandemic
    (2023) Üste, Aleyna Nur
    Bu çalışma, sağlıklı yetişkin deneklerde Covid-19 pandemisi sırasında uyku kalitesi, yürütücü işlevler ve dikkat yanlılığı arasındaki ilişkiyi araştıran literatürde bir çalışmanın bulunmamasından kaynaklanan boşluğu doldurmayı amaçlanmıştır. Ayrıca dikkat yanlılığı ile düşük uyku kalitesi arasındaki ilişkide disinhibisyon ve COVID-19 kaygısının aracılık etkileri test edilmiştir. Araştırmaya 18-40 yaş arası 102 sağlıklı yetişkin gönüllü katılmıştır. Çalışmaya katılanlar Kısa Semptom Envanteri (KSE-53), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI), Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS), Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS-42), COVID-19 Anksiyete Ölçeği (CAS) ile değerlendirilmiştir. Visual Dot- Probe Görevi, Görev Değiştirme Paradigması ve Yap/Yapma Görevi Deneysel paradigmaları yürütücü işlevleri ölçmede kullanılmıştır. Bulgular, dikkat yanlılığının uyku kalitesi ile ilişkisine Covid-19 kaygısı ve disinhibisyonun aracılık ettiğini göstermiştir. Katılımcıların uyku özellikleri puanlarının depresyon, anksiyete ve stres puanlarına göre farklılaştığı bulunurken; bilişsel esnekliğin uyku özellikleri ve psikolojik sıkıntı puanları ile ilişkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Ek olarak, COVID-19 kaygısı dikkat yanlılığı ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Son olarak mevcut çalışmadan elde edilen bulgular önceki literatür ışığında değerlendirilmiş ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
  • Master Thesis
    Are there bright sides of the dark side? Effects of managers' dark triad personality traits on organizational outcomes and moderating roles of organizational culture
    (2022) Öztürk, Çağlar
    Bu çalışmada, yöneticilerin karanlık üçlü kişilik özelliklerinin (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati; Paulhus ve Williams 2002; 557) astlarına sağladıkları psikososyal destek ve kariyer desteği üzerindeki etkileri (Volmer et al. 2016: 414) ve bilgi gizleme (Teo ve Lim 2018: 37) davranışlarına olan etkileri incelenmiştir. Ayrıca önerilen ilişkilerde örgüt kültürünün düzenleyici etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın verileri 53 yönetici ve 223 asttan çevrimiçi anketler kullanılarak toplanmış ve farklı sektörlerde çalışan 223 yönetici-ast çifti elde edilmiştir. Sonuçlar, büyüklenmeci narsisizmin bağımlı değişkenlerin hiçbiriyle ilişkili olmadığını ortaya çıkarmıştır. Kırılgan narsisizmin, hem bilgi saklama davranışları hem de psikososyal destek ile pozitif ilişkili olduğu bulunmuştur. Psikopatinin, hem bilgi saklama davranışlarıyla pozitif, hem de yöneticilerin astlarına sağladıkları psikososyal ve kariyer desteği ile negatif ilişkili olduğu bulunmuştur. Beklendiği gibi, Makyavelizmin, bağımlı değişkenlerin hiçbiriyle ilişkili olmadığı bulunmuştur. Hipotez edildiği gibi, rol ve destek kültürleri, yöneticilerin karanlık üçlü kişilik özelliklerinin zararlı etkilerini azaltmıştır. Spesifik olarak, rol kültürü, Makyavelizm eğilimi yüksek yöneticilerin bilgi saklama davranışlarının azalmasına yol açmıştır. Ayrıca destek kültürü, kırılgan narsiszm eğilimleri yüksek yöneticilerin astlarına kariyer ve psikososyal destek sağlama niyetlerinde artışa yol açmıştır. Destek kültürü, psikopati ve Makyavelizm eğilimleri yüksek yöneticilerin bilgi saklama davranışlarının da azalmasına yol açmıştır. Öte yandan, güç ve başarı kültürlerinin, yöneticilerin karanlık üçlü kişilik özelliklerinin zararlı etkilerini arttırdığı ortaya konmuştur. Güç kültürü, psikopati eğilimleri yüksek olan yöneticilerin astlarına kariyer ve psikososyal destek sağlama niyetlerinde azalmaya yol açmıştır. Ayrıca güç kültüründe, yüksek karanlık üçlü kişilik özelliklerine sahip yöneticilerin, astlarına psikososyal destek sağlama niyetlerinin düşük olduğu bulunmuştur. Güç kültürü, kırılgan narsisizm ve Makyavelizm eğilimleri yüksek yöneticilerin bilgi saklama davranışlarını da artırmıştır. Son olarak, başarı kültürü, narsist yöneticilerin astlarına kariyer desteği sağlama niyetlerinde azalmaya yol açmıştır. Çalışmanın bulguları, teoriye yaptığı katkılar, gelecek çalışmalar için öneriler ve uygulamaya yönelik çıkarımlar çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karanlık üçlü kişilik özellikleri, Bilgi saklama davranışı, psikososyal destek, kariyer desteği, kurumsal kültür.
  • Master Thesis
    Is the effect of prequestions on learning from reading passages due to attention? An eye-tracking study
    (2022) Bostan, Esra
    Önceki çalışmalar, ön soru sormanın öğrenme için etkili bir strateji olduğunu göstermiştir, ancak ön soruların neden öğrenme üzerinde genel bir faydaya yol açtığını gösteren yeterli kanıt yoktur. Bu ihtiyaçtan hareketle bu çalışmanın amacı, göz hareketi ölçümlerini kullanarak ön soruların öğrenme çıktılarına etkisini araştırmak ve bu yararın altında yatan nedenleri ortaya çıkarmaktır. Ön soruların etkilerini incelemek için rastgele seçilen katılımcıların yarısı metni okumadan önce soruları yanıtlamış (Ön soru Grubu, n = 12) ve geri kalanına ise herhangi bir ön soru verilmemiştir (Kontrol Grubu, n = 12). Bu çalışma, ön soruların hem önceden sorulan hem de sorulmayan maddelerin öğrenilmesine fayda sağladığını göstermiştir. Ön soru Grubundaki katılımcıların, yukarıdan-aşağıya dikkat süreçleri nedeniyle Kontrol Grubuna kıyasla, önceden sorulan maddelerde daha yüksek son test puanına, tam sabitlenme süresine ve sabitlenme sayısına sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca, Ön soru Grubu, entegrasyon süreçleri nedeniyle, önceden sorulan maddeler arasında Kontrol grubuna göre daha yüksek bakış geçişlerine sahiptirler. Bununla birlikte, Ön soru Grubu, önceden sorulmayan maddelerde Kontrol Grubundan daha düşük tam sabitleme süresi ve sabitleme sayıları gösterse de bu maddelerde daha iyi son test puanlarına sahip olduğu bulunmuştur. Bu nedenle dikkat, önceden sorulan maddelerde ön soruların etkisini açıklayabilirken, önceden sorulmayan maddelerde ön soruların etkisini açıklamak için dikkat yeterli değildir. Anahtar Sözcükler: Ön Soru Etkisi, Göz İzleme, Yukarıdan Aşağıya Dikkat, Entegrasyon Süreçleri, Öğrenme
  • Master Thesis
    Effects of sexism orientations and target attractiveness on perceived leadership effectiveness of woman managers portraying different leadership styles
    (2022) Özcan, Dilek
    Liderlik, yeni beceriler kazanma ve verilen rolün gereklerine göre kendi tarzını uygulama gibi birçok beklentiyi içerir ve liderliğin etkililiği, astların tutum ve kalıp yargılarından etkilenir. Tezimin ilk amacı, çalışanların cinsiyetçilik yönelimlerinin, çalışan cinsiyetinin düzenleyici rolü ile kadın yöneticiler için algılanan liderlik etkililiği üzerindeki etkilerini incelemektir. Kararsız cinsiyetçilik teorisinin önermeleri doğrultusunda (Glick& Fiske 1996) Çalışma 1 hem düşmanca hem de korumacı cinsiyetçilik yönelimlerinin, kadın yöneticiler için algılanan liderlik etkililiği ile olumsuz bir şekilde ilişkili olacağı ileri sürülmektedir. Kadın yöneticiler için cinsiyetçilik derecelendirmeleri ile algılanan liderlik etkililiği arasındaki ilişki, babacan, dönüşümcü, görev odaklı, ilişki odaklı liderlik (BL, DL, G-O, İ-O) olmak üzere farklı liderlik stilleri için analiz edilmiştir. Ayrıca, çalışanların cinsiyetçilik yönelimleri ile kadın yöneticiler için algılanan liderlik etkililiği arasındaki ilişkilerde çalışan cinsiyetinin düzenleyici rolü incelenmiştir. 407 katılımcıdan veri toplanmıştır. Sonuçlar, değerlendiricilerin düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçiliği ile BL- DL ve İ-O tipi liderlik stili sergileyen kadın yöneticilerin algılanan liderlik etkililiği arasında pozitif yönde ilişki olduğunu göstermektedir. Çalışma 2, 'baştan çıkaran kadın' etkisi ile kadın yöneticilerin algılanan liderlik etkililiği arasındaki ilişkiye ışık tutmayı amaçlamıştır. 425 katılımcıdan veri toplanmıştır. Katılımcılar, fotoğraftaki yöneticinin çekiciliği (çekici-çekici değil) ve cinsiyet (kadın-erkek) koşullarına rastgele olarak atanmıştır. Sonuçlar, korumacı ve düşmanca cinsiyetçilik ile liderlik etkililiğii ve BL stili için tercih derecelendirmeleri arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca, korumacı cinsiyetçilik, liderlik etkililiği derecelendirmeleri ve İ-O tarzı tercih derecelendirmeleriyle pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, düşmanca cinsiyetçilik, kadın yöneticiler için İ-O stili için liderlik etkililik derecelendirmeleri ve İ-O tarzı tercih derecelendirmeleriyle de pozitif yönde ilişkilidir. Son olarak, G-O liderlik tarzına sahip yöneticiler için düşmanca cinsiyetçilik ve etkililik arasında anlamlı bir bağlantı bulunmuştur. Bulgular, teorik ve pratik çıkarımlarla birlikte cinsiyetçilik ve kadın yöneticiler için algılanan liderlik etkililiği üzerine gelecekteki çalışmalara yönelikönermelerlebirlikte tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Examining relationships among information processing speed, selective attention, working memory, and set shifting in obese people with regular binge eating
    (2022) Çobanoğlu, Fatma Öykü
    Bu çalışma, sürekli tıkınırcasına yeme örüntüsüne sahip olan ve olmayan obez ve normal kilolu bireylerde bilgi işleme hızı, seçici dikkat, çalışma belleği ve set değiştirme süreçlerine duyarlı nöropsikolojik test profillerini karşılaştırmayı ve erkek katılımcı sayısını arttırarak önceki çalışmalardan elde edilen bulguların genellenebilirliğini arttırmayı amaçlamaktadır. Çalışma, amaca yönelik üst düzey bilişsel becerilerden sorumlu olan yürütücü işlevlerin ve bu işlevlerle ilişkili bilişsel bozulmaların bireylerdeki sürekli tıkınırcasına yeme davranışı, obezitenin varlığını değerlendiren Beden Kütle İndeksi (BKİ) ve cinsiyet gibi faktörlere göre nasıl farklılaştığını sistematik olarak incelemiştir. Çalışmaya 18 ila 35 yaş arası 176 gönüllü katılmıştır. Katılımcılar BKİ değerleri ve sürekli tıkınırcasına yeme davranışlarının varlığına göre dört ayrı gruba ayrılarak incelenmiştir. COVID-19 pandemisi sebebiyle katılımcılar Adımlı İşitsel Seri Ekleme Testi (PASAT), Sembol Sayı Modaliteleri Testi (SDMT), Stroop Testi TBAG Formu, Wechsler Bellek Ölçeği-Geliştirilmiş Formu'nun Genel Bilgi ve Yönelim Soruları, Sayı Uzamı, Görsel Bellek Uzamı alt testleri ile İz Sürme Testi olmak üzere beş farklı nöropsikolojik testi, çalışmaya özel olarak PHP 4.0 kodlama dili ile oluşturulmuş bir web sitesi üzerinden online olarak tamamlamışlardır. Beklenildiği üzere, obez gruplar normal kilo grubuna göre nöropsikolojik testlerde anlamlı derecede düşük bilişsel performans sergilemiştir. Sürekli tıkınırcasına yiyen ve yemeyen gruplar arasında bilgi işleme hızı ve bilgi işleme hızı ile ilişkili olan çalışma belleği performansı açısından anlamlı bir fark bulunurken, dikkat ve set değiştirme performanslarında genel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bununla birlikte nöropsikolojik test profillerinde kadın ve erkekler arasında bilişsel ve alt-bilişsel performansları açısından anlamlı farklar bulunmuştur. Gruplar arası tıkınırcasına yeme örüntüsü ve yeme tutumları da ayrıca karşılaştırılmıştır. Bulgular her bir ölçeğin ve nöropsikolojik testin ölçtüğü bilişsel ve alt-bilişsel süreçler açısından değerlendirilmiş; gelecekteki çalışmalar için öneriler ve uygulamalara yönelik çıkarımları açısından tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Effects of the big five, Machiavellianism, and Narcissism onpersonnel selection methods and leader preferences
    (2022) Çil, Fatmanur Esma
    Mevcut araştırmalar, Beş Büyük kişilik özelliğinin, Makyavelizm ve narsisizmin altı farklı personel seçim yöntemi (özgeçmiş, görüşme, kişilik testi, genel bilişsel yetenek testi, referans mektubu, bir iş örneğindeki performans) tercihleri ve dört farklı liderlik stili (Dönüşümcü liderlik, Babacan liderlik, İlişki Odaklı liderlik ve Görev Odaklı liderlik) tercihleri üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Çalışma 1'de Türkiye'nin farklı bölgelerinde okuyan 460 üniversite öğrencisinden veri toplanmıştır. Çalışma 2'de, Türkiye'de çalışan 479 yetişkinden veri toplanmıştır. Sonuçlar SPSS programında korelasyon analizi yapılarak hesaplanmıştır. Bulgular, sorumluluk puanı yüksek olan öğrencilerin personel seçim sistemlerinde bilişsel yetenek testi yöntemini tercih ettiklerini göstermiştir. Benzer şekilde nevrotiklik ve Makyavelizm puanları yüksek olan öğrenciler bilişsel ve iş yeteneği test yöntemlerini tercih etmişlerdir. Ayrıca nevrotiklik puanı yüksek çalışan yetişkinler mülakat ve referans mektubu yöntemlerini tercih etmişlerdir. Ayrıca, "bana benzer" etkisi, varsayıldığı gibi, öğrenci örnekleminde kısmen destek bulurken; çalışan yetişkin örnekleminde tam olarak desteklenmiştir. Diğer bir deyişle, katılımcılar kendilerine benzeyen liderleri/yöneticileri tercih etmişlerdir. Uyumluluk puanları yüksek olan öğrenciler babacan liderlik stilini tercih etmişlerdir. Ayrıca Makyavelizm puanları yüksek olan öğrenciler görev-odaklı liderlik stilini tercih etmişlerdir. Aynı şekilde dışadönüklük, deneyime açıklık ve sorumluluk puanları yüksek olan çalışan yetişkinler dönüşümcü liderlik stilini tercih etmişlerdir. Narsisizm puanı yüksek çalışan yetişkinler, dönüşümcü ve görev-odaklı liderlik tarzlarını tercih etmişlerdir. Benzer şekilde, uyumluluk konusunda yüksek puan alan çalışan yetişkinler, ilişki-odaklı liderlik stilini tercih etmişlerdir. Bulgular, gelecekteki araştırmalar için önerilerle birlikte teorik katkıları ve pratik çıkarımları ile ilgili olarak tartışılmaktadır.
  • Master Thesis
    Effects of supervisory discrimination on employees' organizational attitudes: Moderating roles of leadership styles, leader-group prototypicality, and employees' demographic characteristics
    (2022) Tülüce, Tokat
    Ayrımcı eylemler, belirli bir gruba ait oldukları için insanlara karşı eşit olmayan muamele olarak tanımlanmaktadır (Goldman ve ark. 2006: 795). Ayrımcılık davranışlarının yaygın olduğu kurumlarda yönetimsel yozlaşma, profesyonelliğin azalması, çalışanların bilinçli olarak işe geç gelme ve kaytarma eğilimlerinin artması ve neticesinde kurumun veriminin düşmesi gibi problemlerle karşılaşılabilir (Boy 2018: 51). Sosyal psikoloji alanyazınında uzun yıllardır önyargının sonucu olarak algılanan ayrımcılığa dair araştırmalar yapılıyor olmasına karşın (ör., Stainback & Irvin 2012: 657; Schmitt vd. 2014: 921) endüstri ve örgüt psikolojisi ile örgütsel davranış alanyazınında kurumsal ayrımcılığı ve yöneticinin ayrımcılık davranışlarını ele alan çalışmaların sayısı son derece azdır (James vd. 1994: 1574). Türkiye'de bu konuda yapılmış tek çalışmada Sümer ve arkadaşları (2019), Türkiye'de işyerlerinde gözlemlenen ayrımcılık davranışlarını incelemişler ve iş yerlerindeki ayrımcılığın aile ve medeni durum, cinsel yönelim, yaş, statü, inanç/dünya görüşü/ideoloji, engellilik, aidiyet ve dış görünüş temelli olmak üzere farklı alt boyutları olduğunu bulmuşlardır. Bu çalışmada ilk olarak, Sümer ve arkadaşları (2019) tarafından geliştirilmiş olan kurumsal ayrımcılık ölçeğinden yararlanılarak, yöneticilerin sergilediği ayrımcılık davranışları ölçeği oluşturuldu. İkinci olarak, sosyal kimlik kuramının (social identity theory, Tajfel ve Turner 1979: 33) önermelerinden yola çıkarak, yöneticilerin sergilediği ayrımcılık davranışları ile çalışanların örgütsel bağlılığın farklı boyutlarındaki (devam bağlılığı, normatif ve duygusal bağlılık) düzeyleri, üç boyuttan oluşan adalet algıları (işlemsel, kişilerarası ve bilgisel adalet algıları), arasındaki ilişkiler önerilen regresyon modeli çerçevesinde test edilmiştir. Bunun yanı sıra, belirtilen ilişkilerde iki farklı liderlik stilinin (babacan liderlik ve iş-odaklı liderlik) ve lider-grup benzerliğinin (leader-group prototypicality, Hogg 1996: 295) düzenleyici etkileri araştırılmıştır. Babacan liderlik stilini baskın olarak gösteren yöneticilere sahip olan çalışanların, yöneticilerinin yüksek seviyede ayrımcılık davranışları sergilemeleri durumunda bile, babacan liderlik stilinde düşük skor alan yöneticilerin astlarına kıyasla daha yüksek düzeyde örgütsel bağlılık ve adalet algısı rapor etmeleri beklenmektedir. Diğer yandan, iş odaklı liderlik stili baskın olan yöneticilere sahip olan çalışanların, yöneticilerinin yüksek seviyede ayrımcılık davranışları sergilemeleri durumunda, bu liderlik stilinde düşük seviyede değerlendirilen yöneticilere sahip olan çalışanlara oranla daha düşük düzeyde örgütsel bağlılık ve adalet algısı rapor etmeleri beklenmektedir. Ek olarak, yöneticinin lider-grup benzerliğinin yüksek olması durumunda, yöneticinin ayrımcılık davranışları ile çalışanların örgütsel bağlılık, adalet algıları arasındaki negatif yönlü ilişkilerin, yöneticinin lider-grup benzerliğinin düşük olduğu duruma kıyasla daha zayıf olması beklenmektedir. Ayrıca, çalışanların yaş ve cinsiyetinin, yöneticinin ayrımcılık içeren davranışları ile sonuç değişkenleri arasındaki ilişkilerdeki düzenleyici etkileri incelenmiştir. Çalışma verisi 720 çalışandan toplanarak, verinin analizleri (tanımlayıcı istatistikler, çoklu uç skorlar, korelasyon analizleri) IBM SPSS programı kullanılarak yapılmıştır. Yöneticinin ayrımcı davranışları ile çalışanların örgütsel adaleti, örgütsel bağlılığı, iş tatmini ve psikolojik iyilik halleri arasında negatif korelasyon test edilmiştir. Ek olarak, moderasyon hipotezlerinin çoğu desteklenmiştir. Çalışmanın bulguları, teoriye yaptığı katkılar, gelecek çalışmalar için öneriler ve uygulamaya yönelik çıkarımlar çerçevesinde tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Antecedents of social media addiction and cyberbullying among adolescents: Attachment, the dark triad, rejection sensitivity and friendship quality
    (2020) Demircioğlu, Zeynep Işıl
    With the acceleration of internet use, social media addiction is included in our lives. When looking at the antecedents of SMA, being young has been found to be a risk factor for SMA. It is more important to investigate the effects of SMA on adolescents because, in addition to being in the risk group, adolescents adopt the latest technologies more easily and they are vulnerable to the negative effects of these technologies. The internet is not always used for "innocent" purposes such as self-entertainment or getting information; sometimes it can also be used for malicious purposes, such as humiliating or bullying others. In addition to the benefits of technological advances in education and training, rapid technological developments may also result in problematic behaviors especially among children and young and recently, possibilities brought by technology and more widespread use of technology by young people have created a new concept, namely, cyberbullying, which expands the concept of traditional bullying and that includes using technology for bullying others. The aim of the present study is to examine the effects of attachment anxiety and attachment avoidance on SMA and cyberbullying as distal outcome variables and partial mediating effects of the Dark Triad (DT) personality traits, angry rejection sensitivity (RS) and anxious RS, and friendship quality in the links of attachment anxiety and avoidance among adolescences. In general, the findings supported the proposed theoretical model. The findings revealed that attachment anxiety was found to be a significant predictor of SMA among adolescent sample. The effect of attachment anxiety on cyberbullying was found to be insignificant. However, angry RS and anxious RS mediated the link between attachment anxiety and cyberbullying. Angry and anxious RS also fully mediated the link between attachment anxiety and friendship quality. The association between attachment avoidance and cyberbullying was mediated by psychopathy. Machiavellianism and psychopathy partially mediated the link between attachment avoidance and friendship quality. The results are discussed in terms of theoretical and practical implications along with suggestions for future research.